9 Mayıs 2013 Perşembe

Bahar Lezzet Serisi: Kadıköy Çıkarması

Bahar bitti, kuzu kokoreçin tadı hala damaklarda. Tüm sorumluluk benim. Bu lezzeti bilmeyip de buradan öğrenme şansı olanlardan özür diliyorum. Malesef denemek için bir sene beklemek zorunda kalacaklar. Bahar lezzet serisinin çıkış noktası da aslında bu kuzu kokoreçti. Nereden kuzu kokoreç yiyelim diye plan yaparken, baharda başka ne olur diye düşünüp bu seriyi yazmayı planlamıştık. Ve sözde serinin ilk yazısı da bu olacaktı. Tembellik yaptık bir kere. Neyse, o güzel günü biz kez daha hatırlamak için de bahane oldu.  



Kokoreçin peşinde bana düşen durak Kadıköy'deki Çiya'ydı. Çiya'yı bilmeyen yoktur. Buraya her gittiğimde ne yiyeceğimi şaşırıyorum. Ya dayanamayıp, "Onu da getir, biraz da bundan" derken cüzdanı bırakıyorum ya da herşeyden azar azar alıp ne yediğimi anlamadan masadan kalkıyorum. Bu kadar sevip de bir türlü tatmin olamadığım tek yer burası herhalde.



Ama bu sefer öyle olmayacak. Çünkü siparişlerim önceden belli. Niyetimiz Çiya'nın bahar spesiyallerinden ortaya bir potpori yapmak. Ama ben ne olur ne olmaz diye girişteki "sergi"yi baypas edip direkt yukarı çıkıyorum. Orada biraz takılırsam yine aynı hüsranı yaşayabilirim.

Kuzu kokoreç sarma
Günün ana konusu kuzu kokoreç. Girer girmez sola bakmadan, hemen bir garsonla göz göze gelerek "Kuzu kokoreçiniz var di mi?" diye soruyorum. Yanıtı biliyorum çünkü gerekli aramalar yapıldı (Karşıya boşu boşuna geçmiş olmak beni mahveder!). Ama biz yine de kendimizi garantiye alalım. Cevap olumlu. Ama bir isim kargaşası var. Ben "süt kuzu kokoreç" diyorum. Garson "büryan" diyor. Kasadaki görevli "kuzu kokoreç sarma" diyor. Neyse hepimizin aynı şeyden bahsettiğimizi teyit edince içim rahatlıyor. Çiya'nın bu bir numaralı bahar spesiyali arpa şehriyeli ve dereotlu. Süt kuzu bağırsakları küçük toplar halinde sarılmış. Yani alışık olduğumuz kokoreç gibi bütünden kesilmiş değil. Harika! Kuzu sarmaya bayılıyoruz. Ama bir Çiya klasiği, malesef porsiyonlar çok küçük. Bloğumuzun teknoloji gurusu Orkun olaya el atıyor, "Aynısından bir tane daha!".

Erik aşı
Ana görevi tamamlayıp fotoğrafları da çektim. Okan'ın gazabından kurtuldum! Telefonda sıcağı sıcağına kuzu kokoreçin "tadının" tarifini de yaptım. Şimdi sıra bir diğer bahar özeli "keme" mantarlı yemekler. Çiya'da kemenin etli-etsiz sotesi ve kebabı yapılıyor. Tercihi garsona bırakıyoruz. "Mantarın tadını en çok etsiz soteyle alırsınız" diyor. Etsiz olması canımı sıkıyor ama ukalalık yapmıyorum. Sotenin hazırlanmasına 15 dakika var. Beklemek olmaz. Listemizde bir yemek daha var. Listemizdeki yemek çağla aşı ama o gün menüde yok. Onun ikamesi ise erik aşı. Merakla tadıyoruz. Tam bir fiyasko! Erikler çok pişmiş, erimiş ve acılaşmış. Çok lezzetsiz. Köy ekmeğini salçasına banıp erikleri es geçip etleri yiyiyoruz. Tartışmasız Çiya'da yediğim en kötü yemek. Bu tadı unutmak için demirhindi şerbeti iyi gider. Ama malesef o gün menüde o da yok. Ama harika renkli iki şerbet var. Nevruz şerbeti ve ahududu şerbeti. Ben tabi ki daha önce tatmadığım adını bile duymadığım yeşil renkli nevruz şerbetinden istiyorum. Orkun ise malesef çok muhafazakar. O ahududucu. Nevruz şerbeti bir harika. Çok derin üç aşamalı bir tadı var (Cılız viski bilgilerimi şerbete uyarlıyorum!). Kokusu, ağzınızdaki ve gırtlağınızdaki tatları ayrı. Dereotu ve salatalık kokusu baskın ama yudumladıktan sonra çok tatlı ve mayhoş bir tadı var. Mutlaka deneyin.

Nevruz şerbeti
Keme sote
Nevruzla erik aşının tadını unuturken keme sote nihayet masamıza geliyor. Görüntü pek iç açıcı değil. Bana kerevizli melemeni hatırlatıyor. Aklım hala niye kebabını söylemediğimizde. Neyse strese gerek yok. Hemen tadıyoruz. Sonuç...Sıradan. Mantarın tadı salça, biber ve domatesin içinde kaybolmuş sanki. Ama dokusu ilginç. Oldukça sert. Bu mantarı sade denemek lazım.


Kanada'dan dönen arkadaşımız Özgün'ün de katılımıyla neşeli sohbetli Çiya maceramızın sonuna geliyoruz. E hesabı da ödemek lazım. Çiya hiç bir zaman ucuz bir yer olmadı. Ama, en azından ben, hiç bir zaman da fiyatlarından rahatsız olmadım. Aynı anda bu kadar farklı ve çeşitli yemeği bulabileceğiniz yegane yer burası. Hesap fotoğraftaki gibi. Burada ilginç olan keme sotenin kokoreçten pahalı olması. Ama kokoreçten pahalı bir mantar yemişsek, doğru yapmışız demekki (!). Bu arada müşterilerinin yarıdan fazlasının da yabancı turist olduğunu ekleyeyim. Doğru yere gelmişler.





Karşıya geçtik bir kere. Tek kalemlik bir aksiyon verimsizlik demek. Neyseki ne zamandır gidip görmek istediğimiz Muralist kapsamındaki duvar resimleri yakınımızda. Dört sanatçının eskimiş, sıvası dökülmüş duvarlara yaptığı dev "graffiti"ler harika. Pancho, Amose, Dome ve Ethos'un eserlerine, Kadıköy Yeldeğirmeni'nin sahile yakın kısmındaki otoparklarda denk gelebilirsiniz. Bir de Özgün'den ilginç bir not: Özgün, bu duvar resimleriyle ilgili bir haber yaparken, ilk resimde annesinin kucağında oturan çocuğun başında fes olduğunu ama halkın tepki göstermesi sonucu (Neye, neden tepki!?) o fesin sanatçı tarafından çocuğun başından silindiğini öğrenmiş. İlginç. 

4eivor - undo your mind

2 yorum :

  1. Güzel bir yazı;yine keyifle okudum.Komşu şehirden İstanbul'a Kadıköy'e geldiğimde şu meşhur Çiya'da artık ben de birşeyler yiyeceğim mutlaka.

    YanıtlaSil