4 Mayıs 2013 Cumartesi

İstanbul Şeker Turu 2: Beyoğlu Ve Diğerleri

İlk yazıda Balıkesir'i yerin dibine batırmıştık. Şimdi biraz da iade-i itibar yapalım. 80'lerde yerel şekerleme mevzusunda küçük şehrimiz heyecan verici bir yapıya sahipti. Mobiletlerle köpük helva dağıtan seyyar satıcıların mahalleye uzaktan gelişlerini hatırlıyorum. Eve koşarak gidip babamın cebinden bozuk paraları çalardım. Helvacı, deposundaki krem şanti kıvamındaki en adisinden köpük helvasını (Köpük helvasının içinde çok çöven suyu, şeker ve vanilin bulunurmuş) şeffaf naylon poşete boca ederdi. Kimi poşetin altını çubukla delip çeşmevari bir bereket duygusu yaratırdı. Kimi ise daha medeni bir yöntem benimseyip evinden getirdiği kaşığı poşete daldırırdı. Hatta bazı bakkallarda külah üstüne bir top konmuş halde hazır satılan versiyonları da bulunuyordu. Bunlara pek prim verilmezdi çünkü rafta uzun süre beklediğinden kuru olurdu. Bu mobiletlerde aynı zamanda küçük parça halinde hazır kesilmişinden petek helvalar da satılırdı. Ama petek helvanın asıl tadı büyük kalıplar halinde satın alınınca çıkardı. Bu da ancak helvacı dükkanlarında bulunurdu. Helvacılar, tezgahın üzerinde ebatları birer buçuk metreyi bulan onlarca kat petek helvayı hazır halde tutardı. Siz uzunluğu (Ya da fiyatı) belirtince elindeki maket bıçağı ile başlardı doğramaya. İşte bu doğrama işlemi işin en zevkli tarafıydı. Parası çok olan dilerse bir metrelik helvayı bile alıp evine götürürdü. Bu şekerlemenin bir tarafı sarı (Koyu beyaza daha yakın) diğer tarafı ise pembe olurdu.


Şeker turunun ikinci bölümünde Eminönü'nden tekrar semtimize, Beyoğlu'na dönüyoruz. Hava yavaştan kararıyor. Bu sefer Balık Pazarı'ndayız. Formül aynı. Yine otantik bir tabela, ahşap doğrama vitrin. İçeri dalıyoruz. "Kastamonulu hemşerin Hicipoğlu'nun selamını getirdik!" diyoruz. "Sizi pek bir övdü!" diye devam ediyorum. Usta ise, "Allah başımızdan eksik etmesin. Akrabam olur. Ama o da ben de Kastamonulu değil İnebolulu'yuz!" şeklinde cevap veriyor. Bir Balıkesir-Bandırma mevzusu da burada. Boynuz kulağı geçer/geçemez kavgası.


Üç Yıldız'ın İnebolulu sahibi
Buranın spesiyali sucuk lokumları. Otuz santim kadar kestiriyorum. İçi cevizli. İstanbul'da rakibi yok. Şekerin kilosu 18 tl. Gayet pahalı fakat tadı şahane. Küçükpazar'da olmayan peynir şekeri de mevcut burada. Tadı mevlana şekerine pek benziyor. Kıtır kıtır ağızda parçalamak için ideal. Evde pişirmelik kadayıf ise bir diğer spesiyal ürünü. Geçen sene eşim buradan alıp yumuşacık kadayıflar yaptı bir çok kere. Ama buraya ait ürün nedir derseniz cevabı bergamutlu "lohuk" olur. Klasik bir ikram tatlısı. İzmir yöresinde damla sakızlı olanı makbul. Lohuk bir tür macun. Özel ikram kaşığı ile suyun içinde sunuluyor. Dükkan sahibi aslen İnebolulu olsa da tam bir İstanbul beyefendisi. Tüm sorularımızı samimiyetle cevaplıyor.

Üç Yıldız
Hacıbekir ise yukarıda saydığımız şekerciler arasında belki de en sevimsizi. Kurumsal kimliği, suratsız personeli, şubeler arasındaki hizmet farkı ve en önemlisi fahiş fiyatları bizi böyle düşünmeye sevk ediyor. Şekerlerinin lezzetine diyecek hiçbir şey yok. Tarçınlı ve fındıklı şekerleri yakın dönem favorilerimiz. Fakat tüm negatif duruşuna rağmen bizi Hacıbekir'in kapısından içeri sokan bu küçük tatlılar değil.


Bardağı 3 tl'ye satılan yaz günlerinin en büyük ferahlatıcısı enfes demirhindi şerbeti. Her ne kadar şubeden şubeye ve hatta günden güne tatları değişkenlik gösterse de (Mesela aşağıda fotosunu çektiğim geçen hafta içtiğim demirhindiden kötü bir metal tadı geliyordu) en azından İstanbul'da sürekli olarak demirhindi şerbeti içebileceğimiz tek mekan olmasından dolayı bile başımızın üzerinde yeri var.

Demirhindi
Hacı Bekir
Bizim bir diğer favorimiz ise karşı yakanın baş tacı Şekerci Cafer Erol. Burası, popülerliğine rağmen ısrarla bayileşmeden uzak durarak butik üretime devam ediyor. Cafer Erol, şeker çeşidi ve lezzeti bakımından İstanbul'daki tüm rakiplerinden önde.



Benim en sevdiğim ürünü ise meyveli jöleleri ve tabiki kaymaklı lokumları. Hacıbekir'in aksine Cafer Erol'da, lokumun içinde gerçekten de yumuşacık kaymak bulunuyor. Çabuk bozulduğu için günlük üretiliyor. Güllü lokumu ise bir diğer favorim. Diğer lokumculardan farklı olarak yapay gül aroması kesinlikle hissedilmiyor. Bu arada vitrinde gördüğüm meyve şeklindeki badem ezmelerine sürekli özensem de hiçbir zaman cesaret edip alamadım.



Cafer Erol, tüm şekerciler gibi Eminönü mevkiinde (1807'de) kurulmasına rağmen 40'ların ortasında Kadıköy'e taşınmış. Fiyatlar ise Hacıbekir ayarında. Fındıklı ve damla sakızlı 24 tl. Diğerleri ise 20 tl. Yıllar önce buranın çifte kavrulmuşlarına vurulup iptilası olan İmerhan da bir çift laf etmek istiyor. Dinliyoruz...

İmerhan'dan ek: Türk filmi esintili ilk yazıdan sonra ikinci yazı da nostaljiyle başlıyor. Ben de oradan başlayayım. Okan köpük ve cevizli kağıt helvadan bahsetmiş. En son Balkes ziyaretimden dönerken ben de poşet poşet kağıt helva getirdim. Tadını çok sevmesem de hatırlattıkları çok lezzetli. Ama asıl aklıma gelen, aslında hiç çıkmayan, şey ise yine bir helva. Ama bu yiyip yiyebileceğiniz, muhtemelen dünyadaki (Sanki hepsinden tatmışım gibi iddialı konuşuyorum ama yiyen bana hak verir) en lezzetli tahin helvası. Bigadiç asıllı bu helva sadece susam ve şekerden dövülerek yapılıyor. Kimyon renginde. Tadı çok yoğun. Damakla ezilerek ve küçük lokmalarla yenince sanki daha bir lezzetli oluyor. İster ekmek arası yiyin, ister yemekten sonra tatlı niyetine ya da rakıya meze yapın. Balıkesir'in bu en "under-rated" ürünü ister sade ister yancı sizi kendinizden geçirir. Balkes'e gidince yazısı da gelecek. Abarttığımı düşünmeyin, eminim yorumlar beni haklı çıkaracaktır. Yazarken kendimden geçtim, uzattım.

Cafer Erol şekerlerinden bir kesit
İşte gerçek kaymaklı lokum
Sırada Cafer Erol var. Her ne kadar Okan'ın tatlı uzmanı, çikolatacı arkadaşı Mehmet Hacı Bekir'den şaşmayın dese de benim favorim Cafer Erol. Çifte kavrulmuş fıstıklı lokumunu yediğim ilk gün hala aklımda. İstanbullu arkadışım Buraklar'da, yarım kiloluk kutuyu utana utana ama kendimi durduramadan silip süpürmüştüm. O arada kutunun üstünde yazanı da yanlış okumuş, "Bu Câfe Erol da neyin nesi böyle?!" demiştim. Bir "cafe"nin lokumları nasıl böyle lezzetli olabilirdi. Daha sonra seyrek Kadıköy ziyaretlerimde fahiş fiyat politikası dillere destan Beyaz Fırın'la beraber uğrak noktam oldu (Yine de demirhindi hatrına Hacı Bekir'in yeri daimi). Bir de şu iyi esnaflardan bahsedelim. Okan'la çok konuşuruz. İyisini buldukmu sattığına, lezzetine, mekana pek bakmayız. Aklımızda sadece iyi şeyler kalır, iyi de anlatırız. Bahar turunda aynı gün içinde iki iyi esnafa denk gelince keyifden dört köşe olmuştuk. Okan Üç Yıldız'a da gittim deyince, "Nasıl pek kibarlar di mi?" diye sordum. Okan da yazıda da yazdığı gibi "Beyfendiler!" diye cevap verdi. Üç Yıldız'ı da Galatasaray Lisesi'nde okurken çok uğradıkları Burak'tan öğrenmiştim. Baklavasını ve kadayıfını hiç beğenmemiştim ama esnaflıklarından ötürü aklımdaki imajları her zaman harika. Sadece çok düşününce aklıma geliyor beğenmediklerim. Mesela çok sevdiğimiz ve uğradığımız Karabatak, esnaflıktan ve işletmecilikten haberi olmayan, sadece güzel kızları (Tamamen tespit, kimse yanlış anlamasın!) işe almayı bilen biri tarafından yürütüldüğü için artık kaçındığımız bir yere dönüşüyor. Herkes esnaf olamaz!

6 yorum :

  1. şeker tadında bir yazı olmuş, yüzümde şapşal bir gülümseme ile okudum baştan sona, çocukluğuma gittim kaç kere, emeğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
  2. Elinize sağlık, şeker turunuzu okumak aşırı keyif verdi. Demirhindiyi Galata meydandaki Kiva'da da bulabilirsiniz, selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler. evet aslında son zamanlarda bir çok yerin menüsüne girdi demirhindi (çiya da da var mesela). ama limonata gibi ayak üstü içip kaçılacak ve her mevsim bulunabilecek tek yer hacıbekir.

      Sil
  3. Okan o kadar sucuk lokum ve Lohut'dan bahsedip fotoğraflarını koymaman olmamış.Burada okudukça bende çocukluğumda gitmeyi çok sevdiğim (sarelle çeşmesinden dolayı) Antalya'daki Sagra mağazasını hatırladım.

    YanıtlaSil
  4. O değilde bir de kaynana şekeri diye bir şey vardı küçüklüğümde, ananem getirirdi, canım ne çekti şimdi,...

    YanıtlaSil