2 Temmuz 2013 Salı

Malatya Lezzet Turu 4

En başta not: Malatya turunun son bölümü. Gündem malum. Ama bizim için de, sizin için de bir değişiklik olur. Kısa bir süre gündemi kıyısından takip edip hafifçe uzaklaşmak sonrası için iyi gelir diye düşündük. İyi okumalar.

Lezzet turunu bu bölümle noktalıyoruz. Malatya da tıpkı Sivas ve Antep gibi fırın geleneği olan bir kent. Evden götürülen malzemelerle mahalle fırınlarına sipariş verebiliyorsunuz. Üstelik İstanbul'da olduğu gibi ilave bir fırın parası vermeye gerek kalmadan. Fırına güveç mi veriyorsunuz. Ücretsiz. Tabi fırıncı yanına bir deste ekmek alacağınızı biliyor. Pide mi yaptırıyorsunuz sadece hamur parası sizden alınıyor. Yani pide başına 60 kuruş. Pidelerin genel olarak işçiliği Sivas düzeyinde değil. Sivas'ta etli ekmeği kağıt gibi incecik yapıyorlar. Ama kahvaltıya da kalın hamurlu peynirli sucuklu pide çok yakışıyor. Kafam davul gibi. Önceki akşam, kuzenim Çağlayan içinde cachaca, bavyera (Fotosu burada) ve Japon viskisinin de bulunduğu cigantik içki arşivi ile bana frozen strawberry margarita (Buyurunuz buradan) yaptı. Her zamanki gibi içindeki şekerin yoğunluğuna aldanıp üç bardağı devirdim. Misafirlikte sarhoş olmamak için kendimi çok kassam da fazla dayanamadım. Sızmadan evvel son gücümle kuzenim Çağlayan'a soruyorum "Olm cointreau ve tekilayı anladım da laymı (Lime) nereden buldun?" cevabını yine ben veriyorum "Lojistikk devvv!"

Cep telefonu ile çekilmiştir

Çapkın kuzenim Onur'dan (Çapkınlık yaptığını hiç görmesen de kendisine çapkın denilmesinden hoşlanır) beni, benim için çocukluk efsanesi olan Kayısı Kola'nın fabrikasına götürmesini istiyorum. Kırmıyor. "Abi çarşı merkezindeki fabrikada üretim yapılmıyor artık. Fabrika organize sanayiye taşındı. Orası da gereğinden fazla üretim yaptığından birkaç aydır inaktif durumda". Farketmez çarşı merkezindeki eski fabrikayı (Yeni ofis) görsem bile yeter.


Fabrika bomboş. Duvara bağlı 18 yaşında bir kangal koruyor içeriyi. Geziyoruz. Kayısı Kola güney illerine ve Irak ve İran'a yüklü miktarda satış yapıyormuş. İşleri büyütmüşler. Ama çarşıda hiçbir dükkan kayısı kola satmıyor. Çünkü marketlerin hepsi raf parası istiyor. Kayısı kola ise bu konuda diğer markalarla savaşamıyor. Marka sahibi Hasan Yavaşlı okuduğum bir röportajında "Gazozun en büyük hammaddesi şekerdir. Büyük firmaların hiç biri şeker kullanmıyor. Yerine früktoz şurubu kullanıyor, suni tatlandırıcı kullanıyorlar. Biz şekerle üretim yapıyoruz. Kalitemiz çok iyi" diyerek ürünlerinin organik olduğunu söylüyordu.


Karınlar her zamanki gibi kazınmaya başlıyor. Bu seferki mekanımız Bakırcılar Çarşısı'nın göbeğine konuşlanmış küçücük bir dükkan. Dükkanın ilk katında beyaz mermer kaplamalı üç adet masa bulunuyor. Masalara demir tabaklarda közlenmiş biber soğan domates gelip gidiyor.


Közlenmiş arnavut biberine bayılıyorum. Bu, Batı'da satılan turşuluk sivri biberlerin bir boy büyüğü, normal biberin ise bir boy küçüğü. Kıtır kıtır ve acısı yerinde. İnsanı yerlerde yuvarlamıyor ama ağızda tadını da bırakıyor. Yaz mevzimi ise közlenmiş biber kontejanına acı dolmalık biber de ekleniyormuş. Dolmalık biber diye burun kıvırmayın. Malatya'nın acı dolmalık biberleri dillere destandır. Kütür kütür yenir yemeğin yanında. Teyzem bunları sabah kahvaltısında tereyağında kavururdu. Yanında iki pideyi eritirdim.



Mutfağa giriyorum. Cici Kebap'ın meymenetsizliği burada yok. "Çek abi" diyor genç çalışanlar. Üstüne bir de poz veriyorlar. Kebap ustası ağır Malatyalı pozu veriyor. Tek işi var. Kıyma kebabı nam-ı diğer Adana. Söylememe gerek yok. Eti satır ile çekiyorlar. Hem de iri parçalı. Bu yüzden kebabın içi sulu, kuyruk yağı bol. Et terbiye edilmemiş. İçinde baharat yok (Adana'dan farkı bu). Sadece tuz. İstanbul'da yediğiniz hiçbir Adana'ya benzemiyor. Hatta iddia ediyorum Adana'da bile böylesini yemedim. Et Karaman koyunundan. Toklu ve doğurmamış dişi tercih ediliyor. Günde epi topu 50 kilo et sattıklarından standart hiç düşmüyor.




Közlenmiş soğanı, ayranı (Yoğurdu kendi ineklerinden yapıyorlar. Bol yağlı), kıtır ve sıcak pidesi ve roka salatası. Sofra kusursuz. Üç kişi üç porsiyon kıyma kebap, üç ayran ve salatalara toplam 33 tl verip kalkıyoruz. Milör'ün fiyat-kalitede buraya beş yıldız vermesine şaşmamak gerek. İstanbul'da tek kişi bu fiyata anca doyar. Yazık. Güngör Kebap Malatya'ya gelince belki de tavacılardan bile önce uğranılması gereken bir mekan. Hatta Antep'teki Halil Usta ile beraber gittiğim en iyi kebapçı burası diyebilirim.


Bu saatten sonra beni hiç bir kebap tatmin etmez. Malatya'daki kebap macerama noktayı koyuyorum. Yediklerimizi eritmenin vakti geldi. Battalgazi ilçesine gidiyoruz. Yani Eski Malatya'ya.Burada birçok han, hamam ve tarihi yapı var. Ama en dikkat çekeni 1224 yapımı Ulu Cami. Cami Anadolu'da görmeye alışık olduğumuz yapılarının aksine sanki İran veya Orta Asya'daki islam eserlerini anımsatıyor. Minaresi, çinileri insana Semerkand'ı geziyormuş hissi uyandırıyor.

Battalgazi evleri
Ulu Cami

Yolda Aslantepe höyüğünü ziyaret ettikten sonra Onur'un kayısı bahçesine uğruyoruz. Tam çağla mevsimi. İlk defa baharda Malatya'dayım. Daha önce hiç kayısı çağlası yememiştim. Şunu söyleyeyim kayısı çağlası bademinkini ezer geçer. Kütür kütür ve çok daha sulu. Kokusu taptaze.


Kebapta jübilemi yapmıştım ama ete devam. Akşam yemeği için Malatya ile Elazığ'ın ortasında bulunan meşhur Kömürhan Köprüsü'nün ilerisindeki Kömürhan Kavurma'ya uğruyoruz. Burası kendi besi hayvanlarının etinden şahane kavurmalar yapıyormuş. En başta masaya söğüş domates, soğan ve arnavut biberi geliyor. Tıpkı Göngör kebapta olduğu gibi kütür kütür yiyorum bu biberden. Bu seferki közlenmemiş. Kavurmalar geliyor. Yumuşacık. Tereyağında kavrulmuş. Yanına pilav bile söylemiyoruz. Arnavut biberi ve soğan işimizi görüyor. Müthiş. Kavurmada kötü et tadını hemen belli eder. En ufak bir rahatsız edici koku ve tat yok. 1,5 porsiyonla kıl payı doyuyoruz. Lezzet turu bitti mi? Galiba bitti.



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder