26 Ağustos 2013 Pazartesi

Lizbon: Küçük Esnaf 1

Lizbon bir küçük esnaf cenneti. Şehir merkezinde devasa marketlerin olmaması çok büyük etken fakat bu kadar sofistike ürünlerin satıldığı küçük dükkanların varlığının başka bir nedeni olmalı. Düğmecisinden kahvecisine, çaycısından eldivencisine, şapkacısından oyuncak bebek hastanesine.


Reşat Ekrem Koçu'nun abartarak kaleme aldığı "İstanbul Esnafı" kitabında bile bu kadar çok çeşitlilik bulunmayabilir (Abarttım). Dükkanlardaki ürünlerin kendine has olması bir yana, hepsinin iç dekorasyonu birbirinden otantik ve sevimli. Belki de elli senedir hiç bozulmamış. Örnek vermek gerekirse tüm dükkanlar İstiklal Caddesi'ndeki "Kelebek Korse" ayarında. Kahve değirmeni, tartı veya eşya rafları, tüm dükkan aksesuarları antikacıda bile zor bulunur cinsten. Bizde en modern malzemelerle dizayn edilen erkek berberleri (Kocamustafapaşa'da en son tüm dükkanı aynayla kaplama modası vardı) yerine, 19. yüzyılın İstanbul'undan fırlamış gibi duran berberler, usturalarını bilerken sanki her an dişinizi çekecekmiş hissi uyandırıyor.


Berberin (Barberia Campos) kullandığı malzemeler, traş sabunu, ustura ve bileyicisi, hepsi hepsi ayrı bir sanat eseri. Aynı cadde üzerinde (Rua Garrett) karşı tarafta "A Brasilia" isimli kafe yine o korunmuş esnaf modeline bir örnek. Bana fazla turistik gelse de fiyatlarının şişkin olmaması alkışlanası. İç mobilyalar yine dillere destan. Hele, sağ girişteki eski model gazete büfesi..



Caddeden az aşağıya iniyoruz A Brasilia hizasındaki kahveciye daldık. Casa Pereira'dayız. Burada kolonyalist Portekiz'in kırıntılarını görmek mümkün. Dünyanın dört bir yanından gelen enfes kahve çekirdekleri, kakaolar ve likörler.







Caddenin sonundan sola dönüyoruz. Elli metre ileride sol yakada daracık bir dükkan göze çarpıyor. Luvaria Ulisses. Şık bir eldivenci. Üstelik sadece kadınlar için değil. Şahane erkek eldivenleri de var burada. Çok beğensem de bir eldivene 60 euro verecek durumum yok. "60 euroya üç kere masa donatırım" diyorum kendi kendime. Ama eşim çoktan transa geçmiş onlarca eldiven deniyor."Gel sana dondurma ısmarlayayım" diye kafasını karıştırıyorum. Hemen yutuyor. Dondurmaya asla dayanamaz.




Yoldan dümdüz ilerliyoruz.Rossio Meydanı'na varıyoruz. Sağ yakada Chapelaria Azevedo Rua adlı tabelasında kuruluş 1886 yazan bir şapkacı var. Yine kolonyalist kimliğinden faydalanarak Latin Amerika'dan, bilhassa el işi şapkaları ile meşhur Panama'dan, Ekvador'dan insanı çığrından çıkaracak şapkalar geliyor. Bu sefer hanımı dondurma ile kandıramıyorum. Bir tane de kendime alabilmem için onu rahat bırakmam şart. Diğer blog yazarları gibi, benim de kafam söbü olduğundan (Kürt kafası derler arkası dümdüz) hiçbir şapka yakışmaz bana. Herkese yakışan beyzbol şapkası bile eğreti durur bende.



Fötrü kafama geçirdiğimde kibar şapkacı teyze bile gülmesini zor tuttu. "Olmadı!". Eşim ise bayan aksesuar, şapka, gözlük veyahut toka. Bütün aksesuarlarla uyumlu. İlk denediği şapka cuk diye oturuyor. Pek kibar şapkacı "İşte bu!" bakışı atıyor. Kıskanıyorum. Sağ reyondaki 5-10 yuroluk ucuz kasketlere göz kestiriyorum. Birşey almam lazım. Kasketi kafama geçiriyorum. Maden işçisi gibi gözüksem de alacağım. Ne de olsa fötrün onda bir fiyatına.



Fiyatlar biraz şişkin gelebilir. Ama aynı modellerin İstiklal'de Hazzopulo Pasajı'nda bulunan Şakpacı Katya'da üç katı fiyatına satıldığını görünce insan rahatlıyor. Üstelik Katya'nın kapısında zil olduğunu, ancak zile basıp içeri girebildiğinizi, tipinizi beğenmezse otamata basmayıp sizi dışarıda bıraktığını söylesem. Aynı muameleyi Galata'daki pul koleksiyoncularında da görebilirsiniz. Bu aksi ve elitist eski Beyoğlu esnaflarından övgüyle bahsedilince tüylerim diken diken oluyor. Beyoğlu'nun lavanta kokusundan geçilmediği günlerin yerine sabahları biber gazının zafer hissi veren kokusunu yeğlerim. Smells like...victory...


15 yorum :

  1. eylülde lizbondayım. tek tek bu mekanların hepsini gezeceğim. bilhassa o berberde traş olacağım.

    YanıtlaSil
  2. Kapısında zil olan pulcuyu ben de biliyorum. lisedeyken beni kapı dışarı etmişti.

    YanıtlaSil
  3. "Ah nerede o eski ramazanlar" bir, "Ah nerede o eski Beyoğlu" iki. Senin tüylerin diken diken oluyormuş benim midem bulanıyor.

    Yazı harika olmuş. İkinci kısmını sabırsızlıkla bekliyorum.

    Ayrıca sevgili eşin için güzele ne yakışmaz diyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tesekkurler.iKinci bolumde dunyanın en garip kucuk esnafi var.

      Sil
  4. Ben aynı yerden 3 tane eldiven aldım.eğer birazcık eldivene merakınız varsa 50 euroya el yapımı eldivenin ne kadar ucuz oldugunu bilirdiniz.turkiyede derimod gibi yerlerde fabrikasyon üretimini 150-200 tl ye satıyorlar. yazık olmuş.

    YanıtlaSil
  5. Eldivene 50 euro pahalı degil.hele hele el yapımı olunca.ben aynı yerden 3 eldiven aldım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. küçüklüğümden beri kaleci eldiveni dışında hiçbir eldiven beni cezbetmediğinden olsa gerek bana pahalı geldi :)
      okan

      Sil
  6. hayret! sosyal demokratlara sataşma bulamadım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. onlara şapka yakıştığı için olabilir :)

      Sil
    2. bir dahaki yazıda sataşırız, merak buyurmayın...

      Sil
  7. monocle bu ayki sayısında küçük esnaf rehberine benzer bir araştırma yapmış. dava mı açsak ne! :)

    YanıtlaSil
  8. Hocam yazilariniz pek iyi, lizbon'daki ucuncu gunum icin blog'unuzdan tuyo toplamaktayim. Ulke/sehir kategorizasyonu aradim ancak blog ta, keza etiketler araciligiyla belli bir yer hakkindaki yazilari bulmak biraz zahmetli, ozellikke telefondan siteye girildiginde... Bu da ufak bir elestri olmus olsun. Harika tavsiyeler icinse cok tesekkurler!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız ama gruplamaları yapacak bilgisayar bilgimiz maalesef yok :)

      Sil
    2. Vallahi aynı şeyi Okan'a diye diye dilimde tüy bitti, ama işlem çok basit bir şey olmasına rağmen, bilgisayar cahili olduğumuzdan kesin bir yerde yanlış yaparız, güzelim blog çöker diye dokunamıyoruz bile.

      Sil