20 Ağustos 2013 Salı

Lizbon: O Ramiro

Anthony Bourdain'de defalarca izledik, O Ramiro kabuklu severlerin cenneti. Kapıdaki uzun kuyruk tez zamanda eriyor. Belli ki içerideki hizmet pek seri. Cevval garsonlar koşarak masamıza geliyor. Çirkin aypetlerden sipariş veriyoruz. Türkçe menü var. Şaşırtıcı. En başta ızgara karideslerden söylüyorum. Kaplan karideslerin bir boy küçüğü. 3-4 tanesi adamı doyuruyor. Karides tuzda pişiyor. Sulu sulu. Üzerinde baharat yok.



Azıcık zeytinyağı tastamam. Türkçe konuşan yaşlı çift yanımıza dogru geliyor. Bilen bilir, yaşlılardan çok hazzetmem. Selam bile demeden "Nereden buldunuz burayı?" diye lafa başlıyor. Cevap vermiyorum. Eşim kibarca "Merhaba. Bourdain'in programında gördük" diyor. "Haa. Bu herifte (Beni işaret ederek) peynir ekmek yiyecek tip var!" esmer suratımdan oracıkta puanımı vererek. Cevap vermiyorum. Defolup gidiyor.


İslamcılara "olur olmaz durumlarda kendilerini mağdur konumuna sokuyorlar" diye kızıp duruyoruz. Kabul etmek gerekir ki Beyaz Türkler'in "diğerlerine" 90 senedir sergilediği tutum bu. İnsan başına geldiğinde anlıyor. Canınız feci halde sıkılıyor.


Yemeğin üzerine gelenek gereği biftek sandviç söylüyoruz. Biftek, bildiğimiz Türk usulü dövülerek inceltiliyor. Üzerine bolca tuz (Bu arada Portekizliler yemeklere haddinden fazla tuz koyuyor) ve ince dilimlenmiş sarımsak, doğru ızgaraya. Şahane ekmeklerinin arasına biftekleri yerleştirip, hardal ekleyip yiyorlar. Ekmek yumuşak, et daha da yumuşak. Ete düşman, geleceğin vejetaryanı eşim bile kendinden geçiyor. Hatta ikinci sandviçini söylüyor.


Bir hafta sonra Ramiro'ya tekrar geliyoruz. Bu sefer karides kontejanına kırmızıyı da ekliyorum. Eti az olsa da aroması daha yoğun. Dokusu diğerinden daha yumuşak. Lizbon'daki son günüm olduğu için iyice sapıtıyorum. Herşeyden denemek istiyorum. Eşim "Galiba geçen hafta sana çatan sosyal demokrat amcada haklılık  payı var" diyerek gülüyor.


Devam ediyorum. Ok yaydan bir kere çıktı. İlk gün söylediğim karidesin ardından sıra geliyor en merak ettiğim mahlukata. Goose barnacles! (Türkçesi yok bu yaratığın. Kaz kıskacı gibi bir şey) Uzayın derinliklerinden toplanıp gelmiş hissi uyandıran bu canlıya eşimin ilk yaklaşımı "Hayvan mı? Bitki mi?" oldu. Dalga geçemedim çünkü "cevab veremedim!". Rezil olmamak için akıllı telefonuma "How to eat goose barnacles?" yazarken imdadıma çalışkan Portekiz garsonu yetişti. Esmer tenimden peynir ekmekten öte yemekten bihaber olduğumu anlamış olacak ki, kademe kademe nasıl yenileceğini gösteriyor. "Eline ayağına sağlık" diyorum kendi kendime. Yıllar önce, orta okul başında Altınoluk'a tatile gitmiştik. Yazlığımız olmadığından deniz ürünleri ile çok haşır neşir değildim.


İmerhan ne kadar aksini iddia etse de, Balıkesir merkezi, Ege'den çok İç Anadolu'ya benzer. Balık yerine köfte popülerdir. Üç beş ot kavrulur. Ancak Ayvalık'ın yanında esamesi bile okunmaz. Düğünlerde dağıtılan meşhur tirit bile buram buram İç Anadolu kokar. Neyse efendim sadede gelelim. Altınoluk'ta tatildeyiz. Arkadaşlarla boş boş dolandıktan sonra sahildeki midyeciye uğradık. Ben nasıl yenildiğini bilmediğimden (Ve ansiklopedilerde de nasıl yenildiği yazmadığından), "Karnım tok, yemem" diyerek günümü kurtarmıştım. Bir insanın durduk yere "karnım tok, yemem" demesi karakterinde derin izler bırakır. O yüzden ilk "chopstick"i kullandığımda veyahut garip bir kabuklu yediğimde hep gugıla "how to..." ile başlayan ezik kelimeler dizisini sıralarım.


Artık işim kolay. Yüz yıllık goose barnacles yiyicileri kadar rahatım. Gövde kısmındaki kadife-vari dokuyu kolayca soyup, baş kısmından tutarak hüpletiyorum. Dokusu ahtapotun bir iki kademe yumuşağı. Rengi ise daha şeffafı. Tadında okyanus var. Kokusu da hemen hemen aynı. Sevdim. Deniz kokusunu koruyan tüm mahlukatları severim.


Yan masadaki Japon (Ya da Koreli) goose barnaclesime bakıp duruyor. Ben de onun ıstakozuna dikkat kesiliyorum. "Acaba bir parça versem ıstakozundan tatttırır mı?" diye düşünüyorum. Devam ediyorum. Önümüze fütürüstik bir kabuklu daha geliyor. Allahtan Ayvalık'ta bunun küçük versiyonunu bolca satıyorlar. Yanılmışım! Bunun Türkiye'de satılanlarla alakası yok. Dokusu lastik gibi tadı ise deniz suyuna batırılmış kuzu diline benziyor. Fena değil.



Tatlı kotejanında ise O Ramiro ekmek arası biftek var. Fazla söze gerek yok. Yanına ise diğer masadaki yaşlı amcadan görüp özendiğim su bardağında (20cllik) gelen biralardan söylüyorum. Karşı tarafın masasına ıstakoz geliyor. Arka taraf ise "karışık kabuklu" söylüyor. "Benim neden aklıma gelmedi" diye kızıyorum kendime. Hanım, kudurmuş suratımı anlamış olacak ki iki arada bir derede hesabı istiyor. "Burası adamı zıvanadan çıkarır. Lizbon'da yaşasak her cuma geliriz" diyorum. Bel altı şakalara bayılsa da maddi şakalardan hiç anlamayan eşim düzeltiyor, "Ayda birrrr anca!".

12 yorum :

  1. su bardağında bira içmek gibisi yok. güzel yazı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.su bardağında bira, çay bardağında votka, konyak bardağında viski. Bardak muhafazakarlığını kırmak gerek :)

      Sil
  2. Geçen seneki Portekiz gezimizde biz de Ramiro'yu keşfetmistik ve ben yeryüzünde cenneti bulduguma inanmıştım. Kımıl kımıl, yenilebilir bi hayvanat bahçesi! Yaşadığımız bu denizsiz şehirde (Berlin) hala sık sık anıyorum kendisini.. Bu güzel yazı ve fotoğraflardan sonra iç çekiyorum yine.. :)

    YanıtlaSil
  3. İlk kez yazdığınız yazılardan birini beğenmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Bir vejeteryan olarak bu kadar kabuklu hayvanı tek yazıda yazmanızı çok fazla buldum. (Kabukluların nasıl pişirildiğini de göz önüne alırsak) Üstelik eşinizi de "geleceğin vejeteryanı" olarak tanımlamışsınız. Epey enteresan geldi. Şehir görselleri olsaydı daha iyiydi bence. Resmen acıdım hayvanlara.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yazıyı beğenmemek en doğal hakkınız. fakat şehir görselleri temalı yazılar hiçbir zaman tarzım olmadı. zaten benim yapabileceğimden çok daha üst seviyede "şehir görselleri" sunan gezi rehberleri var. bildiğiniz gibi subjektif bir yazı bu. kimi insan tıksırana kadar et yer kimi ise sebze ile yetinir. bugüne kadar sadece kabuklu yemekler üzerine yazı yazmamıştık. gel gör ki gittiğimiz mekan o ramironun alameti farikası kabuklular. hatta burada balık bile satılmıyor. haliyle bizde yediğimizi yazdık.

      Sil
    2. yazının espirili üslübuna diyeceğim yok. yine her zamanki gibi akıcı ve detaylı. fiyatlardan bu aralar bahsedilmiyor ben ona üzülüyorum.yoksa dana etiydi, kabukluydu bana ne. yiyen dilediğini yer.

      Sil
  4. atatürkçülere sataşmasaydınız şaşardım. bir yazıda da sosyal demokratları eleştirmeyin be kardeşim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. söz bir dahaki yazıda kılıçdaroğlunun "büyük ırak çıkarması"ndan bahsedeceğim.

      Sil
  5. Yazı da üslup da çok kötü. Yok Haa. Bu herifte (Beni işaret ederek) peynir ekmek yiyecek tip var!" demişlermişmiş, kendisi cevap vermemişmiş. Sonrasında Beyaz Türk'e kadar girilmiş ki tam 3. sınıf yazı.

    YanıtlaSil
  6. OKan arkadaşım eline sağlık. Eşim de geçen Mart ayında gittiğinde Ramiro'ya gitmiş, habire anlatıp duruyor. Barselona'daki La Paradeta tarzı bir yer sadece balık yok. O kadar büyük bir deniz ürünleri masası donatmıştık ki artık yemek sonunda pantolonumuzu çözmüştük:)Sevgiler :)
    Ayrıca amcaya cevap vermemen acayip hoşuma gitti. Tek manyak benim zannediyordum yani yaşlıları sevmeyen ve herkese herşeyi sorup cevap alma hakkını kendinde gören densiz Türk turist tiplemesi. Eşim veya annem yolculuklarda cevap verir, ben asla konuşmam hatta duymamazlıktan geldiğimi belirtir şeffafmış gibi olduğu tarafa boş boş bakarım.Birkaç yolculukta çocuğumu olduğu yerden kaldırma girişimleri de olduğu bahsettiğiniz insanların, fena ayar yediler.Fiyat konusunda sanırım 50-60 EURO civarı şu anda, epey çeşit yenebiliyor :)Sizin fiyat ayrıntısı vermeniz tabii güzel olurdu, arkadaşımız ondan bahsetmiş.
    Saygılar

    YanıtlaSil
  7. La Paradetadan çok daha lezzetli bir yer bence burası. Fiyatları da sanki La Paradetadan fazlaydı. İlginiz için teşekkürler.

    YanıtlaSil