19 Eylül 2013 Perşembe

Lizbon: Güzel Bir Gün 2

İlk bölümü güneş tam tepedeyken noktalamıştık. Gary Cooper'ın High Noon filminde olduğu gibi aksiyon dolu bir öğleden sonra vaat etmiştik. Beklentinizi çok yükseltmeyin. Lizbon faunasından birkaç kanatlı hayvanat dışında fazla birşey göremeyeceksiniz. 


Karınlar tok, keyifler yerinde. İstikamet Luz Stadı. Benfica-Porto şampiyonluk maçını kaçırdık ama bir Fenerli olarak trajik öneme sahip bu stadı görmeliyim. Tura benle birlikte kalabalık bir aile, yarı otistik bir "stat turu manyağı" katılıyor. Stat manyağı dünyadaki  hemen hemen tüm büyük statların turlarına katılmış.


Tur rehberi Fenerli olduğumu öğrenince sürekli laf sokuyor. Tüm konuları dönüp dolaşıp yarı final maçına getiriyor. Gülme numarası yapıyorum ama asabım bozuk. Soyunma odaları, basın odası ve kupalar... Beni en çok etkileyen ise sahanın ortasında bağlı duran capcanlı iki kartal oldu. Benfica'nın simgesi. Maç öncesi şovların baş tacı bu kartallar ortama alışık kalsın diye sürekli burada bekletiliyormuş. Akustiği muazzam olan statta iki kartalın karşılıklı haykırışını düşünün. Unutulmaz.



Rehber, dönüp bana, " Fenerbahçe'nin stat turu var mı?" diye soruyor. Ben de cevabı bilmememe rağmen  "Yok" diye yalan söylüyorum. Yarı otistik stat manyağı hemen söze karışıyor, "Var. Hatta ben katıldım". Rezil oluyorum. Bu diyalogdan sonra çok ciddiye alınmıyorum. Rehber beni bırakıp stat manyağına dönüyor, "Peki, gittiğin en güzel stat turu hangisiydi?".


"Kesinlikle Manchester" diyor. Çatıda bile dolaştırıyorlarmış. Kıskanıyorum. Ben de Berlin Olimpiyat'a gittim diyorum. "Fena değil" diye dudak büküyor. İyice eziliyorum. Başka ülke takımlarının stat turuna katılıp kendi takımından haberi olmayan özenti adam yaftasını yedim bir kere. Ösebyo ve kartal heykellerini görüp Mourinho ve Jardel'in aslında gereksiz abartıldığını dinledikten sonra tur bitiyor. Turun ardından kıytırık diplomalarımız dağıtılıyor. Bu arada Luz şahane bir stat ama Braga'nın stadını görmeden ölmek olmaz. Bir tarafı kayalık diğer tarafı tribün olan bu mabed, benim için Alsancak Stadı kadar kıymetlidir.


Merkeze vardık. Haddinden fazla suşi, tatlı isteği doğurdu. Lizbon'un en iyi dondurmacısına uğruyoruz. Santini'ye. Önü bir hayli kalabalık. İtalyan usulü dondurması ve sorbesi meşhur. Çilekli, şeftalili ve kavunlu söylüyorum. Bence çileklisi dondurmanın kalitesini belli eder. Gerçek meyveden yapılırsa hemen anlaşılır. Ama en iyi çileklerden yapılırsa fark atar.



Yaşar Usta'nın çileklisi her zaman olmasa da böyledir. Santini'ninkinin tadı Yaşar Usta'dan da öte, kıvamı ise Yaşar'a fark atıyor. Rahatça, yediğim en iyi dondurma diyebilirim (Sadede Maraş'ın ötesine geçebilmek yürek ister).



Şehrin göbeğinde bulunan Praça Do Comércio'ya varıyoruz. Yüzünüz denize dönükken hemen sağ yakada gösterişli  Portekiz şarabının tanıtımının yapıldığı Vini Portugal'e uğruyoruz. Burada saat başı birbirinden güzel yerel şarapları beleşe tadabilmeniz mümkün. Bu tüyoyu tabiki  "beleş yaşam" uzmanı Ülke'den alıyoruz. Diğer bir beleş manyağı eşim ise bunu duyar durmaz hemen içeri dalıveriyor. Organizasyon, dev Portekiz haritası üzerinde şarap bölgelerinin tanıtımı ile başlıyor. Bölge bölge ürünlerin özellikleri anlatılıyor. Akabinde en güzel kısım geliyor. Beleş tadımlar!



Her denediğimiz ürün hakkında fikirlerimiz soruyorlar. Tadımda,en çok beğendiğim şarabın Quinta Do Espirito Santo olduğunu söylediğimde farklı bölgelerden benzer tada sahip şarapları denetiyorlar bana. Pek hoşuma gidiyor. Lizbon'dan şarap alarak dönmek istiyorsanız, buraya uğramadan bir şey satın almayın. En baştaki kısa sunum bile Portekiz şarapları hakkında ipuçları veriyor.



Kafamız kıyak. Dönüş yolunda karşımıza organik market çıkıyor. Ful organik soya sosu, bira ve makarna. Dikkatimi en çok çeken ürün ise organik kola. Hemen deniyorum. Re-za-let! Merkezden şehrin en popüler ulaşım ağı 28 nolu tramvaya biniyorum. Şehri keşfetmenin en ucuz yolu. Yüz yıllık tramvayla daracık sokaklardan ilerliyoruz.


Metin bahsettiğinden detaya inmiyorum. Alfama durağında iniyoruz. Yanı başımızdaki kiosktan biramı söyleyip Alfama manzarası eşliğinde yudumluyorum. Eve geldiğimizde ise süpriz var. Belem'de aldığımız bir paket nata tatlısı. Güzel bir gün oldu. Pek güzel.

1 yorum :