15 Ekim 2013 Salı

Portekiz Sandviç Rehberi

Lizbon 



Bifana/Prego: Lizbon'da fast food kültürü "bifana" (Ekmek arası domuz. Bazı yerlerde danalı versiyonlarına da bifana deniliyor o yüzden ben içerik ayırt etmeden hepsine bifana diyeceğim) veya prego (Dana biftek) o kadar popüler ki Mc Donalds bile ayakta kalabilmek için Mc Bifana adında bir menü çıkarmış. Şehrin her yerinde bu ekmek arası sandviçlerinden bulabilirsiniz. 


Yağda kızarmış morina, pastırma veya kızarmış tavuk gibi versiyonlarına da rastlanabiliyor. Ben ilk olarak Alfama yakınlarında bir büfede ve daha sonra da Pombalina'da bifana denedim. İlk dükkan Alfama'dan şehir merkezine gelirken yolu sağında bulunuyor. Burası her ne kadar şahane ekmek arası jambon veya kıtır tavuk yapsa da uzmanlık alanı ekmeğin arasına söğüşlenmiş süt domuz etiymiş.



Ekmekleri her zamanki gibi gevrek ve lezzetli. Sandviçin içine adet gereği hardal döküyoruz. Yanına su bardağında bira. Domuzun derisi kıtır iç kısmı ise yumuşacık. Her yerde olduğu gibi ikiye bölünerek servis ediliyor. Tezgaha merakla baktığımı gören usta bir dilim jambon uzatıyor. Afiyetle yutuyorum. Kokusu yüzünden domuz yemekte zorlananlar için burası iyi bir fırsat. Hardal kokuyu bastırırken ekmek tadına tat katıyor. Diğer masalara bakıyorum. Çoğunluk yanında patatesle yiyor. Bana sandviç bile fazlasıyla yetiyor.




O Ramiro: O Ramiro yazımda bundan bahsettiğimden çok detay vermeyeceğim. Lizbon'da yediğim en iyi sandviç kesinlikle burada. Lizbonlular bifanayı balık üzerine tatlı niyetine yerlermiş. Hiç fena fikir değil.

                                                   
Porto

Francesinha: İşte aklımı başımdan alan sandviç. Beni en çok kudurtan sandviçlerden Ayvalık tostu veya bol soslu felafel bile bunun yanında sıfır kalır. Benim için bundan sonra sandviçin kralı francesinhadır. Porto'da Porto şarabı tadımından bile önce gelmelidir francesinha şöleni. Merkeze yürüme mesafesinde Bufete Fase'ye giriyorum. Akşamüstü olduğundan kimsecikler yok. Porto maçları öncesi buranın önünde kuyruklar olurmuş.


Usta sanki dudaklarına dövme yaptırmış. Joker gibi sürekli gülüyor. Kameraya aldığımı görünce binlerce kez yaptığı sandviçi ağır ağır, göstere göstere hazırlıyor. Öncesinden yağ sürülmüş tost ekmeğinin arasına bol peynir yerleştirip tost makinasına atıyor.


Ayrı bir tavada pastırma ve bifteği hafif  yağda kızartıyor. Bunları özenle tostun içine yerleştiriyor. Diğer taraftan baharatlı sosis/sucuk ayarında chipolataları kızartıyor. Makinadan çıkan tostun içine biftek ve pastırmayı üstüne de bir sıra peyniri ve kızarmış chipolataları yerleştiriyor. Ayrı bir tavada yaptığı domates, tereyağı, bira, tavuksuyu ve bilimum değişik baharattan oluşan yoğun sosu üzerine boca ediyor. Dilerseniz sosun içine biraz da kızarmış patates. İşte bu kadar.


Kesin olmamakla beraber ilk francesinha 60'larda Fransa'dan Portekiz'e dönen Daniel da Silva tarafından icat edilmiş. Da Silva fransızların meşhur sandviçi "croque-monsieur"u (Kızarmış jambon ve peynirden oluşan bir tost) Portekiz ağız yapısına adapte etmek istemiş. Sonuç ise aslından çok daha ileri bir taklit. İşin kötü tarafı şehirde, "En iyi francesihayı nerede yiyebiliriz?" diye sorduğunuzda tüm cevapların farklı olması. Ayrıca her büfedeki francesinhanın dış görünüş (Veya içerik) olarak diğerlerine uzaktan yakından benzememesi ise kafa karışıklığını daha da artırıyor.


Çatal bıçakla girişiyorum. Muazzam. Benim gibi salçalı sos iptilaları için burası bir cennet. İçinde dana biftek, pastırma ve sucuk. Lezzet patlaması.

2 yorum :