27 Kasım 2013 Çarşamba

Kayseri'yi Neden Sevmedim?

Antep lezzet turumuzun son halkasında şehrin modern muhafazakar havasından çok rahatsız olduğumuzu belirttiğimiz anda bazı "çakma" Antep sevdalıları "Şehirlerini kötüleme politikası" güttüğümüzü ve bir "Karalama kampanyası" yürüttüğümüzü iddia etmişlerdi. Zaten muhafazakarlığın en büyük hastalıklarından birinin tüm eleştirilere karalama kampanyası gözüyle bakmak olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu yüzden çok da şaşırmıyoruz. Ayrıca bugüne kadar Gezelim Görelim veyahut Yol Üstü Lezzet Durakları gibi yöre kültürünü pohpohlama üstüne kurulu tv programlarıyla büyümüş bir jenerasyondan da çok şey beklememek lazım. Bence bu tip programlar Kürt düşmanlığını, militarizmi kendine görev edinmiş "beton kafa" Ertürk Yöndem'in sunduğu Perde Arkası'ndan bile daha tehlikelidir. Gezelim Görelim, tıpkı Perde Arkası gibi synthesizer altyapılı şahane bir giriş jeneriğine sahip olsa da (Yol üstü lezzet duraklarında o da yok) içinde zerre kadar sorgulayıcı tema bulunmaması, köylü teyzelerle ancak "Bir türkü çığırır mısın abla?", "Herifinden memnun musun?" gibi suallerle samimiyet kurabilmesinden dolayı beni her zaman rahatsız etmiştir.  


Devletin sesi olan bu kadından, "Buğdayın kilosu kaç oldu?" gibi sualleri asla duyamazsınız. Ertürk Yöndem, Şırnak sınır karakolundan Mehmetçikle röportaj yaptığında en azından çiğ üslübüyla tarafsız olmadığını dünya aleme hissettirir ve bu yüzden tehlike arz etmez. Hatta şimdi olduğu gibi komik bir karikatüre dönüşür. Kitsch mertebesine yükselir. Fakat 2013 yılında bile Gezelim Görelim'in sunucusu Nurdan Yılmaz "Bir türkü çığır nine" dediğinde televizyon başındakilere tebessüm ettirmeyi başarır. Nereden nereye geldik ben de anlamadım. Antep gezimi Kayseri'ye bağlayacaktım ama nafile.



Geçtiğimiz ay ziyaret ettiğim Kayseri, kaba muhafazakarlığın saldırısıyla can çekişen Antep'in on yıl sonraki haline benziyor. Şehir modern muhafazakarlığa mutlak biçimde boyun eğmiş ve ne yazık ki kadavra haline çoktan gelmiş. Daha önceki yazımda belirtiğim gibi Antep bu hızla çirkinleşmeye devam ederse çok kısa zamanda odun ateşi yerine doğal gaz fırınlarında lahmacun yiyip, sokak arasında değil, baklava desenli avmnin food court'unda tatlıları höpürtedeceğiz. Tabi bunlar sadece yemek bağlamındaki olumsuzluklar. Negatif enerjili ve boğucu Antep yazımızda detaylarını görebilirsiniz (Buyurunuz buradan yakınız).

Kayseri denince her gidenin geniş caddeleriyle, şehir planlamasıyla, parklarıyla mest olduğu bir şehir aklıma geliyor, ki bunların hiçbiri abartılı değil. Sorun da zaten bu fena halde boğucu geniş caddelerde başlıyor. Bu meseleye yazımızın ikinci bölümünde değineceğiz. Mantı fotosu koyup şehir planlaması tartışmak düpedüz terbiyesizlik olur.


Yemeklere gelelim. Kayseri'de mantı nerede yenir diye sorduğumuzda herkes ağız birliği etmişcesine Kaşık-la'yı önerdi. İstanbul'da da şubeleri olan bu restoranın dışında daha butik bir mantıcıda yemek isterdim ama nafile. Allahtan burası İstanbul'daki diğer şubeleri gibi avmnin içinde değildi. Fakat yine de Bursa'ya gidip HD Döner'de iskender yemek gibi buruk bir duygu yaratıyor insanda. Kış vakti gündüz dörtte evin ışıklarını açmak kadar boğucu bir duygu bu. Anlatılmaz yaşanır. 



Mekana girince şatafatlı bir iç dekorasyonla karşılaşıyorsunuz. Yüksek kırmızı koltuklar Çırağan Sarayı'nda kokteyildeymişsiniz hissi veriyor ama altı üstü "sarmısaklı mantı" yiyeceğiz. Bu kendini fazla ciddiye alan mekanda hemen şık giyimli garsonlar ordusu bardağınıza suyu dolduruveriyor. İstanbul'daki telsizle konuşan lüks kebapçılardaki garsonların yaşattığı gerilime benzer bir gerilim bu. Sürekli eliniz cüzdanınıza gidiyor. Nakitim yetmezse korkusu ergenlikten sonra tekrar hortluyor bedenimde. Küçükken berbere gitmeden evvel beş yüz kez cüzdanımı kontrol edişim aklıma geliyor. Sisli Balıkesir kışları ve ergenliğim. Offf! Sarmısaklı yoğurdun etkisiyle gevşeyeceğime daha da geriliyorum.


Mantı benim emniyet yemeğimdir. Ne zaman süprizden, maceradan korksam ilk söyleyeceğim yemeklerdendir (Diğeri ise karnı yarık). Masanıza gelen mantı ise Kaşık-la'nın marketlerde bile satılan dondurulmuş mantısının aynısı. Ne eksik ne fazla. Her zaman iri mantıyı daha çok sevdiğimi söylerim fakat bu kadar vasatını da beklemiyordum. Akabinde gelen yağlama da İstanbul Kaşık-la restoranlarının aynısıydı. Bu yüzden anlatmaya bile gerek yok. Fabrikasyon ürünlerinin biraz dışına çıkabilirler ümidiyle söylediğim yağ (ustanın dediğine göre sosyete de deniyormuş) mantısı ise iri mantının yağda kızarmış hali. Üstüne salça ve yoğurt dökülmek suretiyle yeniliyor ve malesef yine çok ama çok vasattı. Zaten yağlama, mantı ve sosyete mantısı hamurun sarmısaklı yoğurt, kıyma ve tereyağlı sos ile süslenilmesinin değişik varyasyonları. Üçünü aynı anda yemek düpedüz beyinsizlik. Tabi benim gibi görgüsüzler bu oyuna hemen geliveriyor. Şatafatlı koltuklardan insan bir an olsun içki servisi olabileceğini düşünüyor. Ama burası geleneklerine harfiyen bağlı Kayseri şehri. Sorunun cevabını garson veriyor. "Ne içersiniz? Ayran? Kola?". Kulağımızdan yoğurt fışkırdığından ayranı es geçiyoruz. Tüm yöre halkı gibi bir kilo hamur işinin yanında kola içiyoruz.

Tüm Kayseri şehrinin özü, otomatik kapılı beş yüz yıllık kapalı çarşıda gizli
Şehrin mutfağı tektipleşmenin standart üretimin (Veya sanayileşmenin) tecavüzü eşliğinde günden güne erimiş yok olmuş. Antep için bağıra bağıra anlattığımız da işte tam olarak buydu. Sanki Kayseri şehrinde geçen post-apokaliptik bir bilim kurgu filminin setindeymişiz gibi, kapıları otomatik açılır kapanır tarihi kapalı çarşıdan içeri girip pastırmacılar sokağına ulaşıyoruz. Aslında modern muhafazakarlığın bir tür karikatürü bu kapı. Picasso tablosu gibi uzun uzun incelenmeli. İçindeki şifreler, metaforlar çözülmeli. Buradaki durum hepsinden daha vahim. Devamı haftaya...

22 yorum :

  1. ben bu muhafazakarlasma ve modernlik meselesini , bizim memeleketimiz icin cok sıkıntılı buluyorum. Ne kadar modernlesirsek sanki bir o kadar da muhafazakarlasıyoruz. modernlesmek, memlekette tarihi binaya otomatik kapı yapmak, eski binayı yıkıp yerine aynısının betonarmesini yapmak , kafamızı kapatıp kıcımızı açmak kadar olabiliyor. Herkes sanırım bir kurtulma derdinde ve değer kavramı sadece muhafazakar argumanlardan olusuyor.. cok fena bende adanada avm'ler icindeki kebapcılarda olan kuyrukları gorunce cok sasırmıstım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adana zaten ayri bir konu. Ama hala kaybolmamis degerler var hala orada. Bir kayseri degil...

      Sil
    2. haklısın.. Anlattıgın gibiyse adanada genede insanın kendini iyi hissedecegi yerleri bulması mumkun, ama gercekten konuya bu sekilde yaklaşan biri kendi insiyatifi ve inadıyla gidip kıyıda köşede kalan yerleri buluyor, sizin gibi ( azıcık kendimi de aranıza dahil ediyorum izninizle :)) . Fakat bu konuyu mesele etmeyen ciddi bir cogunluk var. yemek kulturunun yasam bicimi oldugunu dusunuyorum. Etrafındaki meselelere tepki gostermeyen kitle, kapanan eski yemek salonunu da aramıyor sanırsam.. Genede konuyu tekrar hatırlattıgınız icin sagolun..

      Sil
  2. görsel kültür sosyolojisi hocam görse sınıfa son fotoğrafı gösterip bugün ders yok der.
    ceylin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de benzer duyguya kapıldım. eşime:
      bugün gezmek yok! bakışı attım :)

      Sil
  3. ben de kayseri'ye iş için gittiğimde kaşık-la'da bu manzarayla karşılaşacağımı tahmin ettiğimden kendimi sanayi'de söğütaltına ekmek arası et yemeye götürttüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. keşke ben de kendimi götürtecek bir arkadaş bulabilseydim. ama mal gibi gezdim napalım :)

      Sil
  4. En az altyapısızlığından türeme "modern muhafazakar" terimi kadar uyduruk bir yazı.. Kaç insanla sohbet ettin de bu sonuca vardın, sakın şekle takılıp asıl yobazlığa kapılan sen olmayasın.. Gerçi koskoca şehrin mutfağınının gidişatını tek bir restoranda yediğin 3 çeşit mantıya ( ki daha isimlerini bile öğrenme zahmetinde bulunacak kadar derinleşememişsin, ya da aklında tutamamışsın) indirecek kadar sığ ve önhazırlıksız bir girişimden ne beklenir ki. Bu arada aklında olsun, Istanbulda mantı yerken yanına bi bira söyle, iyi gider

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen herhalde bunu bir akademik araştırma sandın! Git üniversite kütüphanesinde oku o bilimsel araştırmaları, burada değil. Bu blogu takip eden pek çok insan keyifle okuyor yazılanları. Ne onlara ne de emek verip yazıları hazırlayanlara böyle saygısızlık yapmaya hakkın olduğunu düşünmüyorum.

      Sil
    2. çok önemi var mı bilmiyorum ama şehri Kayseri'nin yerlisi arkadaşımla gezdim. evlere misafir oldum ve sık sık esnafla muhabbet ettim. yöre halkı da benim dediğim konulardan yakınıyor. zaten şehirdeki negatif değişimi farketmemek için kör olmak lazım.

      Sil
    3. Kayseri'de yemek kültürü maalesef günden güne geriliyor. Fabrikasyon üretim neredeyse tüm restoranları sarmış durumda. Mantı vs. gibi yöresel yiyeceklerin orijinal halini ancak evlerde yiyebilirsiniz.

      Sil
  5. mantının yanında bira mı? hiç fena fikir değil! en azından istanbul'da bunu deneyebileceğin yerler hala var. allahıma binn şükürrr

    YanıtlaSil
  6. Çok güzel gözlemler... Kelime icat etmek gerekirse buna ben "Anadolu görgüsüzlüğü" diyorum... Yani klasik görgüsüzlüğün taşra yağında kızarmış hali.

    Yalnız burada bir de yanılsama var. Biz oturduğumuz şehirden Anadolu'yu bir kültür havzası gibi göstere göstere oradaki beklentimizi yükseltiyoruz. Geçim derdiyle boğuşan insanların yaşadığı şehirlerden bir şey beklememeli... Belini doğrultmuş Kayseri, Gaziantep gibi şehirlerin de ancak bu kadar oluyor..

    YanıtlaSil
  7. Muhafakarlık ve modernlik kavramları tamamen bir birine zıt kavramlar. Modern muhafazakarlık nedir şimdiye kadar anlayabilmiş değilim..Eğer bu sıfat tamlaması doğru ise eşyanın tabiatına ters bir durum var demektir..

    YanıtlaSil
  8. Kayseri’ye yaptığım kısa iş gezisinde bizi de “önemli olanın iyi mantı yemek olduğunu, salaş bir yere de gidebileceğimizi” söylememize rağmen light “moulin rouge” dekorlu Kaşık-la’ya götürdüler. Hatta biraz ayak diredik zaten burası İstanbul’da da var diye. Burası daha başkadır dediler ama ben de senin gibi dekor hariç herhangi bir fark göremedim. Bilemiyorum belki misafirlerini en iyi şekilde ağırlamak için misafirperverlik adına şaşaalı olan bu mekanı tercih ediyor olabilirler.

    Oraya gittiğimizde günlerini Kaşık-la’da yapan kolları altın bileziklerle dolu ev hanımlarına denk geldik. Çalışan ve kendi parasını kazanan, en azından maddi olarak bağımsız bir kadın olarak bir yandan bu bağımsızlığa sevinirken bir yandan da hafif bir kıskançlık yaşadığımı itiraf etmeliyim. :)

    Yine tepkilerden nasibini almışsın ama eleştirilerin tamamen yerinde, kötücül ya da küçük gören bir amacı yok. Deyim yerindeyse “kaybolan değerler” üzerine tespitlerin ve bundan duyduğun üzüntüyü dile getiriyorsun. Benim bir kadın olarak şehire yaptığım gezi çok daha olumsuz gözlemler içeriyor mesela.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de kadın olarak yaşadığın deneyimlerin bir kısmını bir erkek olarak hissettim. Ama ırkçı bir yazıya donusmesinden korktuğum icin yazmadım

      Sil
    2. Ben de aynı nedenle yukarıdaki yorumumda detayları dillendirmedim Okan. Sonuçta olumsuzluğu dile getirmek, olumsuz ve hatalı davranışın kendinden daha büyük suç bu ülkede. Hemen kendini çeşitli yaftalar içinde bulabilirsin. Eğer karşıdaki kişi sizi “halktan” biri olarak görmüyorsa söylediğiniz her şey kulaklarında aşağılama, ırkçılık, elitistlik oluyor. Burada algılanan halk kavramı da ayrı bir konu. Eğitimli, çalışan, okuyan, belli bir maddi gelire sahip bir insansan sen halk değilsin. Muhafazakar değilsen, Müslüman değilsen halk değilsin. Halk olman için illa yazında belirttiğin “gezelim görelim” deki insanlar gibi olman gerekiyor.

      Sil
  9. Modern, yeni ve güncel demek. Ve yeni olan birşey aynı zamanda muhafazakarlığa huzmet edebilir. Akp gibi, avm gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorumu okuduğumda üniversite yıllarımda cumhuriyet gazetesinde gördüğüm Semih Poroy un bir karikatürü gözümün önüne geldi..Modern avm lerde dolaşan muhafazakar tipler; tiplerin kafalarında çeşit çeşit düşünce baloncukları..(Baloncuklarda yazanların içeriklerine hiç girmeyeyim..)
      Fayda-zarar mantığı ile yapılan yaklaşımları doğru bulmuyorum.. Faydalanmak ayrı; faydalanırken kendini fikren bir adım ileriye taşımak ayrı..Modernizmin ve teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanırım ama kafa yapımı değiştirmem; "muhafaza ederim". Böyle bişey yok.. Petrol satan güney ülkelerindekiler ferrariye biniyor ama nafile...!!!

      Sil
  10. Peygamber ne kadar, yokluk çekmiş olsa da, onun felsefesini anlayamamış kesimin "Peygamber yaşasaydı Pierre Cardin'den aşağı giyinmezdi" fikriyatına sahip insanların yaşadığı şehir olunca manzara bu oluyor. Ne var ki, islamın kapitalizmle zıt düştüğü bilincini kendi kitaplarını okuyup kavrayamayan bu insanlar şehri gün be gün öldürüyorlar.

    Bu arada sorduğunuz herkesin "Kaşık-la" demesinin sebeplerinden biri insanların uluorta bir yabancıya "Ananın Yeri" diyememesinden olabilir. Mantısının biraz daha iyi olduğunu düşünsem de, genel olarak Ananın Yeri'de Kaşık-la'dan bahsettiğin açıdan farklı değil.

    Buraya konuk olarak gelmek böyle bir izlenim bırakıyor. Bir de 10 yıl yaşamayı düşün... Çok umutsuz değil ama belki düzelir diyorum her sabah kendime... Ama sadece ufak tefek şeyler daha iyiye gidiyor maalesef... Zihniyet değil...

    YanıtlaSil
  11. Yavv yiyin için fazla derinlere dalmayın.Altı üstü mantı.Güldürmeyin adamı yavff.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaa işte ben de ondan bahsediyorum.alti ustu manti yiyoruz.bu kadar şatafat niye?

      Sil