4 Ocak 2014 Cumartesi

Porto Lezzet Turu: Şarap 1

Blog olarak hayalet şehirlere olan sevdamız bir başkadır. Arşivlerimizi kurcalarsanız yarım kalmış hayalet şehirler serimize rastlayabilirsiniz. Mesela, Ülke ile birlikte Amerika'da en çok görmek istediğimiz kent Detroit'tir (Abartmış olabilirim). Türkiye'de ise belasını çoktan bulmuş maden kasabası Balya.



Detroit, 2008 krizinin bu yıkıp geçtiği eskinin "piston şehri". 50'lerde neredeyse İngiltere'den fazla sanayiye sahip olan bu kent, tüm oto sanayisinin Uzak Doğu'ya kaymasıyla bir anda mutlak bir çöküş yaşamıştı. Emlak fiyatlarının 10 bin doların altına düşmesi (Emlak simsarlarına işte linki) bile bu şehri ayakta tutmaya yetmemiş.1950 yılındaki 1.8 milyon nüfusu günümüzde 700 bine kadar gerilemiştir (Konuyla alakalı "Detroit is not dead" linkine buradan veyahaut Anthony Bourdain'in taptaze Detroit gezisine şuradan ulaşabilirsiniz). Meraklısına duyurulur Jim Jarmusch'un taptaze vampir filmi Only Lovers Left Alive tam da bahsettiğimiz çöküntü Detroit'te geçiyor. Bir vampirin ekmeğine yağ süren terkedilmiş mekanlar filmin görselliğine etkileyici bir şekilde hizmet ediyor. Yukarıda fotosunu gördüğünüz 20'lerin şatafatlı sinema salonunda çekilen sahne için bile izlenilir. Kent uzmanımız Ülke'nin tavsiyesi ise kesinlikle Robocop. Yüzde 80'i Afro-Amerikalı olan şehrin geleceğine dair korkuların ürünü olan bu hafif ırkçı filmde, criminal Afrikalılarla başetmenin tek yolunun beyaz bir robot polis olmasına çokta şaşırmamak gerek. Hoş, yeni çekim Robocop'ta polisimizin kostümü silme siyah olması içimizi rahatlattı ama filmin Toronto'da geçmesi Detroit'e yapılmış büyük saygısızlık. Detroit'siz bir Robocop en az Los Angles'sız Terminator kadar kıymetsizdir bizim için. Bu da böyle biline.




Porto ise şu sıralar Avrupa'da Detroit'i olarak nam salmış durumda. Şehir tıpkı Detroit gibi heybetli bir ticari geçmişe sahip. Fakat şu sıralar Portekiz'deki durgunluğun en yoğun hissedildiği bölge durumunda. Nüfusu Lizbon kadar büyük olmamasına karşın son iki yılda şehirde 2000'den fazla iş yeri kapanmış. Kentteki evlerin yüzde 18'i terkedilmiş durumda. Nehir kıyısının şatafatından biraz uzaklaşıp şehir merkezine vardığınızda korkunç gerçekle yüzleşiyorsunuz.

Batı batı Avrupa
Bloklar halinde sıralanmış kapalı iş yerleri kimi zaman tüm bir sokağa yayılmış vaziyette. Camları kırılmış, satılık ilanlarıyla dolu ve bakımsızlıktan dökülen binalar sizi "Escape from New York " filmindeki tekinsizliğe sevkederken, denizden gelen sıcak esinti veya (Bol ç ve ş'li) hüzünlü bir Portekiz müziği anında insanı melankoliye boğuveriyor. Korku ve melankoliyi birer dakika arayla yaşamak ise düpedüz insanın ruhunu sıkıştırıyor.




Şehir dışındaki banliyölerde ise durum daha da vahim. Ben görmedim fakat geçen hafta BBC'de yayınlanan bir yazıya göre insanlar elektrik parasını karşılayamadığından (Veya bozulan çamaşır makinasının yerine yenisini alamadığından) sokaklarda çamaşır yıkama günleri yapmaktaymış. Bu sebeple Porto'nun, Avrupa şehrinden çok Afrika kasabasını andırdığından bahsediliyordu.

Worst tour
Tam da bu korkunç tablonun ortasında, şehrin en büyük geliri olan turizm ile ilgili, üç işsiz mimar yaratıcı bir fikirle karşımıza çıkıyor. Şiarları "Worst tour. Disappointment guarantee!" olan bu üç ahbap çavuş, şehrin en boktan mahallelerini, en izbe barlarını ve terkedilmiş atölyelerini göstererek ana akım tur geleneğine meydan okuyorlar. Şehrin merkezindeki tur şirketlerine daldığınızda içinizi sıkacak gösterişli turların hiçbirine Worst tour'da rastlayamazsınız. Ahbap Mimarlar, dört farklı ürünle karşımıza çıkıyor. Beni en çok cezbedense "An occupation tour" oldu. Occupation tour, kriz sonucu kapanan devlet binalarını ve iş yerlerini evsizlerin nasıl işgal ettiğini (Örnekler arasında yakın zamanda kapatılan bir merkez kütüphanesi de var) ve nasıl çözümler geliştirildiğini anlatan şahane bir program. Bolca tavsiye edilir. "Ulan eşşolueşşek! Robocop dedin, Detroit dedin, hayalet şehir dedin, nerede şarap? Şarap için okuyoruz bu yazıyı!" dediğinizi duyar gibiyim. Lafı kıvrak bir şekilde şaraba bu saatten sonra bağlayamam. Keskin bir geçiş olacak ona göre.

Ürün yelpazesi
Tabii Porto'ya gelip şarap turuna katılmamak olmazdı (Hiç de kıvrak olmayan bağlantı cümlesi). Şehrin karşı yakasında bulunan Vila Nova de Gaia muhitindeki Porto şarabı fabrikalarını gezmek için herhangi bir tur şirketine para baymaya hiç gerek yok. Yapılacak tek şey saat başı düzenlenen tadım faaliyetlerine sırasıyla katılmak. Buradaki tek sıkıntı kısıtlı zamanda tüm fabrika ve mahzenlerini gezemeyeceğiniz olması. Bu yüzden size çok detaya girmeden  bir best of Vila Nova de Gaia listesi yaptık. 


Fakat ikinci şarap faaliyeti için malesef tur şirketlerine para baymak zorundasınız. Çorbanız tuzluysa ve vaktiniz bolsa Douro Nehri boyunca bir haftalık tekne turu tartışmasız en iyi seçenek. Tekne turu boyunca nehir kıyısındaki onlarca şarap atölyesi ve çiftliğe uğrayıp yerel yemeklerle felekten bir hafta geçirmek herkesin hayali. Ama bu bloğu iş yerinden ve müdürden gizli okuyorsanız, siz de bizdensiniz demektir. Viatour adlı siteden bulduğum Joao adlı Portolu bir arkadaşın düzenlediği tur oldukça tatmin edici. Tur içeriğine göre 50-100 Usd arasında değişiyor. Linkine buradan ulaşabilirsiniz. Yazımızın ikinci bölümünde de Joao'nun butik Douro Vadisi turundan bahsedeceğim. Şimdiden dört beş paragrafa ulaştığımzdan fotoroman formatından Vila Nova de Gaia ile ilk bölüme başlayalım.

1. Eskiden Douro Vadisi'nin içlerinden Porto'ya şaraplar bu tip kayıklarla üç dört günde taşınırmış. Şimdi ise sadece nostaljik geziler düzenleniyor. Prim vermiyoruz.
2. Birinci günün ilk durağı Euro 96'nın kahraman Alman kalecisi Köpke'ye olan saygımdan dolayı Köpke ile başladı.
3. Tadım 5 euro. İçinde fabrika gezisi yok. Fakat şehrin bombastik çikolatası Arcadia'dan bolca koyuyorlar önünüze. Bitirdiğinizde yüzsüzlük yapıp tekrar isteyebilirsiniz. Tebessümle veriyorlar. 
4. Araştırmadan gezmenin zararları. Tüm Nova de Gaia'nın en beş para etmez mahzeni burası olsa gerek. Tabi bunda yaş ortalaması  85 olan 300 Alman turisitin etkisi bir hayli fazla. Alman severim ama yaşlıları asla.
5. Calem'deki tur, fabrika turu, kısa metrajlı bir hayli boktan bir belgesel gösterimi ve tadım dahil 6 euro.
6. Şaraplar vasat olsa da kırmızı yanaklı yaşlılarla birlikte tadım yapmak düpedüz kabus gibiydi.
7. Azujelos her yerde.
8. Çizgi roman kahramanını andıran ismi ve logosuna bayıldığım fakat öğlen tatili olduğu için gidemediğim Sandeman Porto'nun en meşhur şarap markalarından.
9. ...
10. Ve Günün süper starı: Taylor's.
11. İngiliz menşeili şarap markası detaylı bir turla açılışını yapıyor. Geçen yıla kadar beleşmiş Şimdi fiyat 2.5 euro. Fiayata aldanmayın şarapları enfes.
12. Şık, kır gezisine çıkmış soylu gibi giyinmiş bayan, baskın İngiliz aksanıyla, İngiliz lordlarının bulunduğu resmnin önünde Porto şaraplarının İngilizler tarafından bulunduğunu, İnglizler olmasa Portekizlilerin deve üstünde yukarı aşağı dolaşacaklarını, köpek öldüren tarzı kalitesiz şaraba muhtaç olacaklarını yumuşak bir üslüpla sindire sindire anlatıyor.
13. Hipnotik turdan sonra tadıma başlıyoruz.
14. Burası kesinlikle günün yıldızı. İngiliz kibirlerini sonuna kadar hakediyorlar. Bu arada tüm çalışanlar birbirlerinden şık. Ben ise bol kesim şort ve Rihanna tişörtümle tadım grubunun en zayıf halkasıyım.
15. Masamıza türlü türlü şarap çeşidi gelse de üstüne para verip 20 yıllıkların da tadına bakıyoruz.
16. Üstelik şahane bir Porto manzarasının eşliğinde. 
17. Dönüşü ise Eiffel kulesinin mimarı Gustav Eiffel'in yaptığı şatafatlı köprüye bağlanan teleferikle yapmak en güzeli. Şekerli Porto şarabının yoğun sarhoşluğu da eklenince sürreal bir tecrübe yaşamanız garanti. İkinci bölümde ise  tekrar Vila Nova de Gaia'dan başlayıp Douro Nehri turu ile bitireceğiz. Bilginize sunulur.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder