14 Aralık 2013 Cumartesi

Porto Lezzet Turu: Mercado Do Bolhao

Biliyorum Lizbon yazıları fena halde uzamıştı. Okuyucularımız arasında alkış tutanlar olsa bile homurtuları da duyar gibiydik. Takipçilerimizin sesine kulak kabartarak biraz Granada biraz İstanbul'la ferahlayalım dedik. Fakat Portekiz turunun ikinci ayağı Porto'yu da boş geçemezdik. Zaten üzerinden neredeyse 6 ay geçtiği için bilgiler pek taze sayılmaz. Bu yüzden istesem de Lizbon kadar detaya inemeyeceğim. Vakit kaybetmeden serinin ikinci bölümüne, Douro Nehri'nin güzel kentiyle başlayalım.


Pazarsız şehir gezisi olmaz. Hele hele evde kalıyorsanız ilk günde sebze, meyvesiyle mükellef bir pazar turu yapılmalı. Yörenin ekmeği, biberi, kurutulmuş etleri keşfedilmeli. Her pazar yerinde olduğu gibi sabah erkenden, vakitlice gidilmeli. Allah muhafaza güneş tepeye vardı mı pek bir çeşit kalmaz. Hele hele tembel esnafın beşiği Portekiz'deyseniz güneşin tepeye varması bile beklenmez.

Şahane çinilere dikkat

Kanlı sosisler
Lizbon'un Mercado De Ribeirası varsa Porto'nun Bolhao'su var. Üstelik çok daha sevimli, bir o kadar da coşkulu. Bu iki katlı tarihi pazar yerinde meyve sebzeden, bilimum jambon çeşitlerine, restoranlardan balıkçılara birçok dükkan bulunuyor. İlk başta alt katı turluyoruz. Porto da aynen Lizbon gibi birbirinden güzel ekmek dükkanları ile çevirili. Haliyle Bolhao da bundan nasibini alıyor.



Ortadaki ekmeğe dikkat! Yoğun aromalı ve nemli


Üst kata çıkıyoruz. Burada daha çok manavlar konuşlanmış. Köşede duran meşhur şarküteri Manteigaria do Bolhao'dan peynir, jambon veya şarap alabilirsiniz. Manavlarda ise her ne hikmetse sadece memleketimizde yetiştiğini düşündüğümüz pembe domateslerden bulabilirsiniz. Üstelik son zamanlarda yozlaşan bizim pembelerin aksine buradakiler etine dolgun, mis kokulu ve inanılmaz lezzetli. Sonradan öğreniyoruz, Porto civarının domatesleri meşhurmuş. Bunun yanına peynir ve güzel bir ekmekten başka ne istenir ki. Aşağıdan şahane bir müzik sesi duyuluyor. Gitar ve ismini bilmediğim bilimum telli çalgılarla halin orta yerinde müzik resitali.






Güzel çinilerle süslü merdivenlerden tekrar aşağıya iniyoruz. Marketi gezerken karınlar acıkıyor. Tavsiyelere istinaden alt kattaki balıkçıya uğruyoruz. Burası yemeğin 3'te tükendiği (Bir gün öncesinde buraya üç buçukta geldiğimde tüm yemekler bitmişti) Anadolu şehirlerinde bulunan esnaf lokantalarına benziyor.



İçeride sipariş yağarken garson sanki portekizce "Çekkk iki morina köftesiiii" diye bağırıyor. Aşçısı, bulaşıkçısı herkes gözümüzün önünde çalışıyor. Birbirlerine yüksek sesle haykırıyorlar. Balıklar nereden mi geliyor? Gözlerimle görüyorum. Hemen yan taraftaki balıkçı dükkanından. Dükkan sahibi plastik leğene kürekle sardalyelerı doldurup garsona veriyor. Garson, balık dolu leğenle koşarak ustabaşının yanına geliyor. Çorbadan başlıyoruz.



Portekizliler'in meşhur yeşil çorbası caldo verde. Akabinde Nuray'ın Lizbon'da doymak bilmediği balık köftesi ile devam ediyoruz. Balık köftesi bir Rio Couro ayarında değil. Patatesi bol balığı az. Baharatı neredeyse hiç yok. Fakat yanında gelen pilav ve garnitürler ve ucuz fiyatı canımızın sıkılmasını engelliyor. Akabinde söylediğimiz sardalye bildiğimiz türden. Utandırmıyor.




Fiyatlar çok uygun. Sardalyenin porsiyonu 4.5 euro. Pazardan aldığım malzemelerle güzel bir ikindi menüsü hazırlıyorum. Ekmek, domates, zeytin, ton balığı ve son olarak kalamar şiş. Yanına Vinho erde şarabı. Sadece domates, zeytin ve ekmek bile yeterlidi. 


1 yorum :

  1. Şunu belirteyim: cukurcumatimes Türkiye'nin en iyi bloğu. Ayrıca uzak ara en komiği :)

    YanıtlaSil