26 Şubat 2013 Salı

Emir Kipleri

İç: Geçen sene Barbare şaraplarından bahsetmiştik (Yazımıza buradan ulaşabilirsiniz). Tekirdağ'daki şahane şarap turundan aylar sonra tekrar aklımıza geldi bu marka. Üyelerine evlere servis yaptığını bildiğimden (Minimum 6 şişe olmak kaydı ile) çabucak verdim siparişimi. Favorim ise en ucuz ürünü olan Syrah&Granache&Mourverde 2009. Deneyiniz.


Ye: İşte şahane bir butik çikolata markası. Mehmet Yücel, uzun süredir Belçika'da aldığı çikolata eğiminden sonra Türkiye'de mikro üretime başladı. Şu an için perakende satış dükkanı bulunmasa da bunlardanistiyorum.com adlı sitede satış yapmaya başladı. Ben fıstıklısına bayıldım. Evde rakılısını üretmeyi başarmış. Şahane olduğunu iddia ediyor. Rokforlusunu yiyenler anlata anlata bitiremiyor.



Ye: Köfte. Balıkesir'de sürekli kasaplara köfte yaptırırdık. Kasabın kıyma makinasına bütün soğanı ve koca bir bayat ekmeği atışını zevkle izlerdim. Göz kararı baharatı ekledikten sonra mükemmel sonuca daima ulaşılırdı bu köftelerde. Yıllar önce İstanbul'a geldiğimde ise birbirinden felaket kasap köfteleri yedim. Fakat daha önceki bir yazımızda bahsettiğimiz Eminönü semtindeki Elmaslar Kasabı (Buradan tıklayınız) bu soruna kökünden çözüm bulmuş. İstanbul'un en iyi kasap köftesi kesinlikle burada. Biraz kimyonu fazla o kadar. Yaptırırken uyarınız!



Ye: Ardasan. Öğrencilik yıllarımda Avcılar pazarında görüp aldığım buruşuk Bulgar sucuklarına iptila olmuştum. Sonra nedense bu sucuklara hiç denk gelmedim. Geçen hafta ise Bulgaristan göçmeni arkadaşımın hediyesi ile tekrar tatma fırsatı buldum. Üstelik sucuğun yanında sosis ve salam da gelmiş. Ardasan markası ile dağıtılan bu ürünleri göçmenlerin yoğun yaşadığı Bağcılar, Avcılar gibi ilçelerde bulabilirsiniz.

Not: Sucuğu hiç kızartmadan biranın yanında rahatça yiyebilirsiniz.


İzle: İstanbul Modern Sinema, Avrupa sinemasının en büyük çağdaş yönetmenlerinden Michael Haneke’nin tüm filmografisine yer veriyor. Program, Goethe Enstitüsü, Avusturya Kültür Ofisi ve Fransız Kültür işbirliğiyle gerçekleşecek. Hafta içi akşam seansının olmaması can sıkıcı. Hafta sonu ise tam mesai oradayız.


14 Şubat 2013 Perşembe

Evde Yemek Serisi: Rice Stick


Evde yemek serisi, İmerhan delirdiğinden beri sahipsiz kalmıştı. Bloğun diğer aktif yazarları gayet lezzetli yemek yapmayı becerse de İmerhan'ın yemeklerindeki şıklıktan çok uzaktı. Geçen hafta, marketlerde her elime geldiğinde "Şimdi almayayım ama bir dahaki sefere kesin alacağım" cinsinden duygulara sebebiyet veren rice sticki alma cesaretinde bulundum. Artık bir kez bile olsa pirinçli noodle yapmak zorundaydım. Dolabımda birkaç hafta beklettikten sonra, üşenmekten vazgeçip internette türlü türlü tarifleri inceledim. Kafama en yatanı karidesli versiyonu oldu. İyi de, Karaköy Balık Pazarı'ndan alacağım solucan gibi (Balık yemi niyetine verilen) karideslerle, uzak doğu tarzı bir yemek yapmak mümkün değil. Dişe dokunur orta büyüklükte jumbo karides ise balık pazarında kilosu 100 liradan okutuluyor. Üstelik taze olduğu da şüpheli.


Tek bir yol var. Sabah erkenden kalkıp Eminönü Mısır Çarşısı'nın hemen yan tarafında bulunan Taze Balıkçı'ya uğramak. Çukurcuma'dan yaya olarak yola koyuluyorum. İlk durağım Karaköy Balık Pazarı. Solucan ebatındaki karideslerin kilosu 25 TL. Sabahın köründe pazara daldığımdan, hemen hemen tüm balıkların buraya donmuş halde geldiğini dehşetle izliyorum. Artık kafamda soru işareti kalmıyor. Rotamız Mısır Çarşısı. Taze Balıkçı'ya geldiğimde tezgah yeni kuruluyor. Adından da anlaşılabileceği gibi balıklar taze. Donmuş olarak satılan midye içi veya yengeç ise tezgahta değil buzlukta duruyor. Kandırmaca yok. Jumbonun kilosu 50 TL. Gayet pahalı. Ama kuzu etine 60 TL verdiğimi düşünüp vicdanımı bir nebze rahatlatıyorum. Üstelik iki kişilik noodle yapımı için 6-7 adet karides yetecektir.


Dikkat! Kapıda alarm var
Dönüş yolunda malzemeler eve bırakılıp doğruca Gümüşsuyu mevkiine gidiliyor. Burada şahane bir Çin Market konuşlanmış. Yine fiyat kıyaslama açısından evvelinden Cihangir Carrefour'a uğruyorum. İstiridye sosu 13 tl. Hafızaya yazıyorum! Çin Market'te yok yok. Uzak doğu işi tavalardan kesici aletlere, binbir çeşit atıştırmalıklardan baharatlara. İstiridye sosu burada 4,5 tl. Uzak Doğu yemeklerinde kullanılan karışık baharat ise sudan ucuz, 1,5 tl. Çinli kadın benim meraklanmamdan faydalanarak tüm ürünleri bana kakalamaya çalışıyor. Birbirinden kıytırık, "leblebi tozu ayarında" bakkal ürünlerinden üçer beşer alıp dükkanı terkediyorum. Dayanamayıp yolda ilkinin ambalajını açıp tadına bakıyorum.



Aşağıda resmini gördüğünüz ilk ürün bizim karışık turşunun daha ince doğranmış ve daha tuzlu haliydi. Aman dikkat poşeti dikkatli yırtınız, yoksa üstünüz başınız batabiliyor. Gümüşsuyu yokuşunda peçetesiz kalıp ellerimi yalarken dayanamayıp (İçimi kemiren kötü bir hisle) ikinci ürünü de açıyorum. Kereviz sapı turşusunun daha nemlisi ve on kat tuzlusunu düşünün. İşte bu! Ellerim daha da berbat oluyor. Yolda herkes bana bakıyor. Doğru çöpe. Çöpün başında, acaba ilk denemede tadına varamamış olabilir miyim diye bir lokma daha alıyorum. Bombok! Böyle birkaç kıytırık Çin bakkalı mamülü denemesinden  sonra güç bela eve varıyorum. Baharatı açıp hemen kokluyorum. Yoğun bir anason kokusu geliyor.



Karışık baharat. Sol üstteki vesikalık fotoya dikkat!
Hemencecik yemek yapmaya koyuluyorum. Noodle paketinin yarısını kaynar suya atıyorum. Arkasındaki kullanım talimatı 6-8 dakika diyor. Bana biraz fazla gelse de prosedüre uyuyorum. Altıncı dakikanın sonunda tüm noodleları birbirine yapışmış halde görünce gözlerime inanamıyorum. Fiyasko! Çatalla noodleları ayırmaya kalkmam durumu daha da kötüleştiriyor. Allahtan yarım paket daha var.


İlk parti maalesef çöpe gidiyor (Bugün çöpe giden ilk Çin malı değil). İkinci partide içgüdülerimi dinliyorum. Kaynar suyun altını kapatıp noodleları suya daldırıyorum. Otuz saniyede bir tadını kontrol ediyorum. 3-4 dakikada tam kıvama geliyor. İstiridye sosu ile karıştırılmış soya sosu ve şeker ekledikten sonra noodleları bu karışıma ekliyorum. Daha önceden hazırladığım yağda kavrulmuş havuç, biber ve karides karışımını (Sarımsak, zencefil ve Asya baharat karışımı ile tatlandırılmış) noodle ile birleştiriyorum. Üstüne süs olarak ince kıyılmış taze soğan. Yanına  ise Barbare şaraplarından Syrah&Granache&Mourvedre 2009. Afiyet olsun.


Not: Amerikan filmlerinde hep görürüz. Çin marketine girince alarm zırıl zırıl öter. Böylece tezgahtar içerideki odasından çıkıp size yardımcı olur. Ya da hırsızlık yapmayasınız diye uzaktan sizi izler. Aynısı burada da var. Neden bunu anlattım bilmiyorum ama ben görünce çok heyecanladım.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Üç Beş Film

Kış uzadıkça filme olan açlığım o kadar vahimleşti ki, geçen hafta gelmiş geçmiş en kötü "casting"lerden birine şahit olduğum Üç Silahşörleri (93 yapımı olan) baştan sona izledim. Athos, Aramis ve Porthos rollerinde (Sırasıyla söylemiyorum çünkü kimin Athos kimin Porthos olduğuna bile dikkat etmeden izledim) Oliver Platt, Kiefer Sutherland ve sıkı durun Charlie Sheen (Belki de kostüm filmlerine en yakışmayacak oyucu) vardı. Aslında Charlie Sheen'i değil kostüm filmi, geçmiş ve gelecekte geçen hiçbir filmde oynatmamak gerek. Onun varolabileceği tek bir zaman dilimi var o da şimdiki zaman! Fakat tvde oynayan uyduruk filmlere karşı olan sabrım, haftanın sonuna doğru Thunderbolt and Lightfood adlı muhteşem bir filmle ödüllendirildi. Daha geçen hafta önce Jeff Bridges'ın 70'lerde sadece King Kong ile hatırlandığını, ve bu dönemin koca bir israf olduğunu söylemiştim. Ama fena halde yanılmışım.

Dünyanın en boktan kadrosu
Çoğu kişi tarafından Amerikan sinemasının en iyi döneminin 65-80 arası olduğu söylenir. Sakallılar çetesi (Scorsese, Spielberg, De Palma ve Coppola. Biz ilave olarak Lucas'ı da katalım) en iyi ürünlerini bu dönemde yapmaları tabiki bunun en önemli nedeni. Dönem sinemasının en gözde konularından biri ise suçlu ikililer filmleriydi. 67'de Bonnie and Clyde ile başlayan seri, Butch Cassidy and Sundance Kid ile devam etti ve yine Newman ile Redford'u bir araya getiren The Sting ile 70'lerin ortalarına kadar varlığını sürdürdü. Hepsi dönemin çok popüler olmuş belalı ikililer filmleriydi.


Thunderbolt and Lightfood ise az önce sıraladığımız ikili ekip karmaşası arasında unutulup gitmiş ne yazık ki. Üstelik Clint, tüm 70'lerini Kirli Harry ile o kadar boğmuş ki, film ilk engeli atlasa bile ikincisinde zaten takılacakmış. Filmin gerçek yıldızının Jeff Bridges olması ise bizler için tabiki şaşırtıcı değil. Burada sanki Dude'un gençliğini oynuyor. En az onun kadar vurdumduymaz ve komik. Yönetmen ise yazının başında anlattığım sakallılar çetesine üye olmayı kıl payı kaçırmış bir sakallı. En iyi filmi Deer Hunter'dan sonra 80'lerde üst üste fiyasko filmlere imza atan Michael Cimino. Bu film bir daha kanıtlanıyor ki, tıpkı Amerikan sinemasının olduğu gibi onun da altın çağı 70'lermiş.

Frances Ha
Sıra geldi boktan kışı biraz olsun çekilir kılan İf! İstanbul'a. Havada kaptığımız ilk bilet Woody Allen adlı belgesel oldu. Animesiz İf! İstanbul geçmez diyerekten, The Girl Who Leapt Through Time filminde çok sevdiğimiz Mamoru Hosada'nın Kurt Çocuklar'ını atlamıyoruz. Amerikan bağımsızı olmadan İf!'in tadı eksik kalır.Yine bir İf! programında Squid and Whale filmiyle tanıştığımız Noam Baumbach, bu sefer Frances Ha ile çıkıyor karşımıza. Ülke'nın blogda yıllar önce müjdesini verdiği Naziler'in ayda üs kurup dünyayı işgal etmeye çalıştığı garip bir macerayı anlatan Iron Sky ise merakla beklenen diğer filmlerden. Yine İf'in nazar boncuklarından (Paralelde gösterilen Şahan Gökbakar filmleriyle beraber) geceyarısı seansında ise Maniac adlı kanlı bir film var. Elijah Wood'u tekrar cani olarak görmek için bile gidilir.