27 Temmuz 2013 Cumartesi

Lizbon: Giriş

Girişe giriş: Cigantik Lizbon turumuz başlıyor. Akabinde Metin'in Gökçeada ve Ülke'nin Litvanya'daki Yahudi Türkler hakkındaki yazıları gelecek. Lizbon gezimiz mayısın son iki haftasında gerçekleşse de Gezi olayları vesilesiyle yazıya çok geç döküldü. Zamana karşı kumdan kaleler gibi dayanıksız zihnimden, iki ay öncesinin Lizbon anılarını kağıda dökmek inanın çok zor oldu. Kısa bir girişle turumuza başlayalım. Hemen ilk yazıdan uzun paragraflarla sizi sıkmayalım.

Yaklaşık 11 saatlik aktarmalı yolculuğun ardından Lizbon'a vardık. AirBnb sitesinden bulduğum Alfama'daki Susanna'nın evindeyiz. İlk sorumu soruyorum, "Nerede yemek yiyebiliriz?". Susanna gülüyor, "50 metre ileride güzel bir balıkçı var. İstersen fado da dinleyebilirsin orada". Harika. Zaten çok yorgunum. Elli metre yürüyüp ziyafet yapmaya itirazım yok. Fakat fado havasında değilim.


Restorana vardığımızda Raul Merielles traşlı garson güleryüzle karşılıyor bizi. Garsonlar pek neşeli. Sürekli el şakası yapıyor. Yerinde duramıyorlar. On saniyelik boşluklarda masayı darbuka gibi kullanıp başlıyorlar türkü tutturmaya. Elleri dolu olduğu zamanlarda ıslıkla icra ediyorlar müziklerini. Her birinde Kristiyano Ronaldo enerjisi. Başa bela!



Masaya içi karides ezmeli kızarmış börek (Mantı mı desek?), zeytin ve isli bir peynir geliyor. Zeytinin sosuna sarımsak çok yakışmış. Peynir yoğun aromalı. Böreğin dışı kıtır içi yumuşacık. Tam mezelik. Ana yemek sardalya. Metin'in yedikleri kadar büyük olmasa da (Mevsim bahar. Temmuzda iyice azmanlaşıyor bu hayvanat) şimdiden Türkiye'dekilerin beş on katı. Burada bağırsaklar, cigerler temizlenmeden ızgaraya atılıyor. Bağırsaklar acı olsa da ciğer kısmı yumuşacık, lokum gibi. Yanına garnitür olarak patates haşlama geliyor. Şarap ise gırla. Balık taze ve çok lezzetli. Küçücük sardalyaya bile ızgara yakışırken bundaki lezzeti siz düşünün.


Alfama'da balık yemek isterseniz burası ideal. Zaten sokak sokak gezerseniz neresi turistik, neresi lokal anlayabilirsiniz (Ülke'nin içgüdü ile bulduğu şahane restoran Rio Couro örneğindeki gibi). Mekan fazla süslü değil, vitrindeki balıklar taze görünümlü ve akşam vakti kapısında kuyruk varsa dalın içeri. İçeride bıyıklı amcalar, bağırarak konuşan yerli teyzeler varsa doğru yerdesiniz. Hele hele duvarda yaşlı bir dedenin resmi bulunuyorsa tastamam. Yorgunuz ve eve dönüyoruz. Susanna'nın hediye olarak koyduğu şaraptan yudumlayarak uyuyorum.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Lahmacunun İzinde 2: Kadıköy Fiyaskosu!

Hayalimizdeki lahmacuncuyu halen bulamadık. İlk bölümde lahmacunu beceremeyen Urfalı, baklavayı beceremeyen Antepli ile karşılaşmıştık. Bu sefer hiç maceraya girmiyoruz. İşi sadece lahmacun yapmak olan fırınlara uğrayacağız. İstikamet Kadıköy. İlk mekan Halil. Daha önce burada yemiştim ama aklımda kalan çok birşey yok. Sadece malzemesinin az olduğunu hatırlıyorum. Mekan küçük ve sevimli. Çalışanları ise pek somurtkan. Fotodan da anlaşılacağı gibi müşteri portföyü orta yaş üstü. Belli ki sabit müşterileri var. İki adet lahmacun söylüyorum. Tez zamanda masama geliyor. Hamuru kıtır fakat sevmediğim bir kıtırlıkta. Antepliler'in yaptığı kıtır lahmacunun aksine bununki Hacıoğlu zincirlerininki gibi dağılan bir kıtırlıkta. Lahmacunu dürüm yapmaya çalıştığım anda hamurundan birçok parça kopuyor. Hiç sevmem! Harcı lezzetli ama pek bir az. En azından yediriyor. Fiyat 4 tl. Bence bu kadar küçük lahmacun için fazla. Nişantaşı Tatbak aynı ebatta lahmacunu 5 tl'ye satıyor ve bundan çok daha lezzetli.




Hemen 50 metre ilerideki Borsam Taşfırın'a gidiyorum. Burası da övülen çarşı lahmacuncularından. Balık Pazarı'nda vasat dükkan olmaz! şiarı ile dalıyorum içeri. Karın tok olduğundan bir adet söylüyorum. Hizmet kusursuz. Jet gibi garsonlar iki dakikada getiriyor lahmacunu. Hamur yine Halil ayarında kıtır ama dağılgan. Eksi puan. Etin malzemesinin miktarı Halil'in iki katı olsa da kalitesi yarısı kadar. Fiyatının 3 tl olmasından kıllanmalıydım. Vıcık vıcık yağ damlıyor. Üstelik damakta donan cinsten. Karnım tok olduğundan mıdır bilinmez hiç beğenmiyorum. Halil dururken buraya gelmek düpedüz aptallık. Lahmacun serimiz ilk iki bölümde skandal derecede kötü tercihlere sahne oldu. Bu dörtlünün arasından Onbaşı ve Halil sıyrılsa da hayalimizdeki lahmacuna henüz ulaşamadık. Bu seride bildiğimiz ve çok güvendiğimiz yerlerin dışında biraz da tavsiyelerle bir maceraya giriştik. Ama sonuç fiyasko. Aslında ben de İmerhan da, kulağa ukalaca geliyor farkındayım ama, başkalarının damak tadına pek güvenmez ve prim vermeyiz. Bu seriden sonra işi riske atmayıp bildiğimiz yerlere giderek üçüncü bir lahmacun yazısı yazma gerekliliği doğdu. Bu kadar hayal kırıklığını bünye kaldırmaz.



21 Temmuz 2013 Pazar

Evde Yemek Yarışması Sonuçları

Uzun soluklu evde yemek yarışmasının sonuna geldik. Sonuçları belirleme esnasında jüri arasında çok tartışmalar çıktı. Neyse ki bir karara varabildik. Lafı eveleyip gevelemeden hemen sonuçlara geliyorum. Sonraki günler uzun uzun üzerinde konuşuruz zaten.



1. Sushi V 2.0 ile Gülen
2. Şeyma'nın tüm tarifleri
3. Türk usulü İngiliz kahvaltısı ile Eylül


Not: İlk üçe alan arkadaşlar isim soy isim ve adres detaylarını bize mail ile yollayabilirlerse ödüllerini en kısa zamanda adreslerine ulaştıracağız. Ödüllerin detayları hafta içi yine blogdan açıklanacaktır. 

18 Temmuz 2013 Perşembe

Evde Yemek Yarışmasının Akıbeti

Okan'ın şiveydizi. Resim tarafsız olsun dedik.
Bir yarışma yapalım, eğlenelim, katılım olsun, sosyalleşelim dedik. Güzel de oldu ama sonunu getiremedik. Mayısta yarışmayı bitirir, mayıs sonu gibi kazananı açıklar, havalı (!) bir ödül töreni yaparız dedik, olmadı. Ardından Gezi gelince blog da, yarışma da yalan oldu. Ama şimdi kararlıyız! Pazar günü ödül kazanan ilk 3'ü açıklıyoruz. Hediye konusunda da çok iddaalıydık. Çukurcuma Times logolu ürünler yaptırıp onları hediye edecektik, sonunda kitapta karar kıldık. Kazananları açıkladıktan sonra en kısa (?!) sürede hediyelerini kendilerine ulaştıracağız. Şimdiden tebrikler.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Yarışma...

Blog kariyerimize yeni başladığımız dönemlerde birkaç kez böyle yarışmalara katıldık. Sonuç sürekli fiyasko oldu. Baktık ki olmayacak, kendi aramızda bu tip yarışmalara katılmama kararı aldık. Bu sefer durum farklı. Seyahatblogları sitesi tarafından aday gösterilmişiz. Çukurcuma Times'tan ayrılıp kendine yeni bir blog açan düşman site Dünyanın Bütün Sokakları'nın da yarışmaya aday olması canımızı sıksa da hepinizi sandığa bekliyoruz. Milletin iradesine kimse ipotek koyamaz!

Sokaktan...Lizbon






13 Temmuz 2013 Cumartesi

Emir Kipleri

Git: U-20 Dünya Kupası ruhsuz bir şekilde başladı. İnternetten bilet almaya çalıştığımızda "tüm biletler tükendi" uyarısı verse de İspanya'nın en ala maçında bile epi topu 2500 seyirci vardı. Hatta maçlara talep o kadar düşüktü ki 25 tl'ye aldığımız biletler karaborsada 10 tl'ye satıldı. Üst düzey futbol organizasyonunda bile statları dolduramazken, iddialı bir olimpiyat kampanyası yürütmemiz trajik. Nete düşen son video ise tam bir skandal (buradan izleyebilirsiniz). Hükümet, yok etmeye çalıştığı kesimin yaşam tarzlarıyla ayakta duran çılgın bir klip çekmiş. Spor yapan taytlı kadın, boğazda içkisini yudumlayan beyaz yakalı ve mini eteğiyle metroda rahat tavırlar sergileyen yuppi. Her zamanki gibi Kürtler ve kara çarşaflılar halının altına süpürülmüş.


Tekrar U-20'ye dönmemiz gerekirse Bayern-Dortmund finali ile yüreğimize su serpen "Alman baharı", genç İspanyol yıldızları görünce çok uzun sürmeyeceği intibası uyandırdı. Yeni Xavi'ler, İniesta'lar ödümü koparmaya yetti arttı bile. Allahtan Uruguay çeyrek finalde çelmeyi taktı da çok daha genç yaşta kendilerine olan güveni bir nebze kaybettiler. Tek umudumuz bu zibidiler serpilmeden Almanlar'ın 2014'ü alması. Gezi olaylarının gölgesinde yoğun maç trafiğinin ardından bugün Ülke ile Fransa-Uruguay finaline gidiyoruz. Geleceğin Luganolar'ını görmek için bile kaçmaz.


İndir: Reşat Ekrem Koçu İstanbul Ansiklopedisi. Yıllar yılı şu ansiklopedinin peşindeydim. Evvelden sahaflarda ucuza bulabilirim umuduyla dükkan dükkan  gezindim. En insaflı sahaf cilt başına 150 tl fiyat biçince çareyi Kubbealtı Kitabevi'nde buldum. Burada fotokopilerine cilt başına 50 tl fiyat biçtiler. Yıllar sonra ise İstanbul Enstitüsü'nde tüm seriye denk geldim. Evime yakın olması sebebi ile okumaları burada sürdürdüm. Fakat elalemin kitaplığında okuma fikri mülkiyetçi zihnime tersti. Bir süre sonra ilgimi kaybettim. Şimdi ise bu linkte tüm seri pdf formatında. Akıllı telefonum sayesinde en sıkıcı toplantılarda bile tebessümümü koruyabiliyorum. Geçen hafta girdiğim "sürdürülebilir ekonomi" semineri çerez gibi geldi. İndiriniz.



Ye: Yaşar Usta Cihangir'de. Uzun zamandır tanrıya  "Beyoğlu'na iyi bir dondurmacı" diye yalvarıyorduk (Keşke başka bir şey dileseymişim demiyorum. Bundan daha iyi ne olabilir ki?).  Yaşar Usta, Cihangir Migros'un hemen yanında. Şeftali, kavun ve kırmızı eriklilyi  külaha doldurup doğruca Cihangir Park'taki foruma. Beyoğlu gecelerinin yeni trendi bu!