26 Ocak 2014 Pazar

Emir Kipleri

İzle: American Hustle. Bu haftanın sinema programı çok yoğun. 12 Years a Slave, American Hustle ve Coenlerin yeni filmi. İlk tercihimiz American Hustle. Three Kings ile gönlümüze taht kurmuş David O. Russel bu sefer 70'lerde geçen bir suç filmiyle karşımıza çıkıyor. O. Russel'ın bence en büyük başarısı oyunculardan üst düzey performans alabilmesi. Üstelik istisnasız tüm filmlerinde bunu sürdürebiliyor. Three Kings, George Clooney'in ilk üst düzey performansı sayılabilir. I Heart Huckabees'ta performanslar o kadar öne çıkmıştı ki  filmin şahane hikayesi bile gölgede kalmıştı. 

Silver Linings Playbook ise bu tezimiz için biçilmiş kaftan. Jackie Brown'dan sonra gerilim, polisiye ve hatta korku filmlerinde berbat performanslar sergileyen De Niro'yu, Scorsese'nin değil de O. Russel'ın kurtarması rastlantı değil. Peki ya düne kadar Hollywood'da ancak Ashton Kutcher kadar ciddiye alınan Bradley Cooper'dan şahane bir performans alması veya 90 doğumlu Jennifer Lawrence'a Oskar (Bu sene de Altın Küre) kazandırmasına ne demeli?


American Hustle'da da değişen bir şey yok. Aynı oyuncular, her zamanki yöntemlerini kullanıyorlar. Christian Bale'in alameti farikası o tipik fısıldamalı konuşması, Jenniffer Lawrence'in abartılı mimikleri ve (Filmin şahane sürprizi) De Niro'nun, dillere destan o ağız bükmesi. Hepsi yerli yerinde. Ama performansları diğer filmlerinin bir tık üstünde. Bu farkın neden yaratıldığı hakkında en ufak bir fikrim yok ama yönetmenlik yetisi dedikleri bu olsa gerek.

Oku: Mike Tyson: Undisputed Truthİşte tam bir havuz başı kitabı. Güneş gözlüğünüzü takıp bolca seks, şiddet, itiraf, kulak ısırmaca, tecavüz, pişmanlık, zafer ve bir o kadar da hüsrana şahit olabilirsiniz. Üstelik birinci ağızdan. Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en spektaküler boksörünün anılarını soğuk kış aylarında salep içerek heba edecek değiliz. Pardon, bu yaz bir de dünya kupası yok muydu? Üstelik Brezilya'da. Kıştan tiksinmek için bir neden daha!



Ye: Akdeniz Hatay Sofrası. Lahmacunun İzinde serimizin Horhor faciası bölümünden (Buradan okuyabilirsiniz) sonra uzun süredir Vatan Caddesi boylarında yemek yememeye yemin etmiştik. Fakat yeminimizi bu hafta Akdeniz Hatay Sofrası'na giderek bozduk. Mekan, cadde hizasındaki çirkin Historia AVM'nin hemen yanı başında. Aman dikkat aynı muhitte birden fazla Antakya sofrası mevcut, kündeye düşmeyiniz. En başta mezelerden söylüyoruz. Zahter salatasını çok sevsem de salamura olduğunu öğrenince vazgeçiyorum. Patlıcan, tahin ve yoğurttan yapılan mütebbel ve tabii ki humus söylüyoruz. Antakya'da daha iyilerini yesek de humus İstanbul ortalamasının üstünde. Mütebbel ise lokum gibi. Ayrıca taptaze.



Akabinde çiğ köfteyi deniyoruz. Fakat buradaki alıştığımız tarzda yapılmamış. Normal etli çiğ köftenin üzerine kavrulmuş kıyma ve ceviz dökülmek suretiyle sunuluyor. İlk başta kıymaya bulaşmadan çiğ köfteyi tek başına deniyorum. Pek tatsız. Salçası çok bol. Beğenmiyorum. Hem kıymanın suyu köfteleri ıslatmış. Bambaşka birşeye dönüşmüş. Bir lokma da  kavrulmuş kıymayla tadıyorum. Fiyasko. Çiğ köftenin olayı pişmemiş et değil midir? Ne diye kavrulmuş etle sunum yapılır ki? Ne yazık ki olmamış. Komagene'yi bile yeğlerim.


Ana yemek olarak Mumbar dolması ve lahmacun söylüyoruz. Mumbar dolması fena değil. Kimyonu ve iç harcı yerinde. Sadece bağırsaklar biraz daha yumuşak olabilirmiş. İyi pişmesine rağmen sertlik varsa hayvanın cinsinden olsa gerek. Mevsimsel olabilir. Lahmacun ise Horhor'daki kardeşlerinden bir gömlek üstte. Hamuru kepekli ama 5 lira bence pahalı.



Sıra geldi günün yıldızlarına. Yani tatlılara. Çok istesem de midemde yer kalmadığından kabak tatlısını deneyemiyorum. Antakya'da kendimden geçmiştim. İlk başta ikram olarak gelen kömbelerin tadına bakıyoruz. Bilhassa bayramlarda çocuklara dağıtılmak için yapılan bu körpe kurabiyeler çıtır çıtır. Ağızda eriyor. Üstelik şekeri çok yerinde. Ne az, ne çok fazla. Bayıldım. Aşağıdaki market bölümünden iki kutu alıyorum. Sıra geldi künefeye. Künefe, iyi pişmiş ama içi yumuşacık. Peyniri pek bol ve Antakya'dakiler gibi özel künefe peyniri ile yapılmış. İstanbul'da bundan iyisini yemedim. Tam puan.



Bir eleştiri. Garsonlar çok suratsız. Çiğ köfteyi beğenmediğimizi söylediğimizde ise hemen savunmaya geçtiler. Ayrıca mekan, Fatih civarı için şık bir yer olsa da tek bir bayan garsonun veya elemanın çalışmaması canımı sıktı. İşverenler bu konuda daha hassas olmalı. Ortamda bir  kadın çalışanın bulunması bile iş yerinin ruh halini bir anda daha pozitife çevirecektir, benden söylemesi.

Not: Aşağıdaki küçük markette kömbelere bakarken Samandağ biberinin satıldığını gördüm. Benim gibi bir biber fanatiği için bulunmaz nimet. Kilosu 12 lira pahalı gelebilir ama Antakya'da da çok ucuz değildi. Ayrıca markette yoğurt, zeytin, nar ekşisi ve salça gibi Antakya ürünleri bulabilirsiniz.

5 yorum :

  1. gittik denedik fakat çok kazık olmasının yanı sıra sizinde dediğiniz gibi personel sıkıntılı tek güler yüzlü personel valeler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dediğim gibi oraya dişi şart. fiyatlar horhor standardının üstünde

      Sil
  2. Çiğköfte sorunuza biraz geç kalmış bir cevap vereceğim. Hatay'ın daha doğrusu Antakya'nın yerlileri Arap alevileri yani Nusayrilerdir ve benim bildiğim kadarıyla Nusayri'lerde çiğ et yemek günah. bu nedenle çiğköfte bu şekilde yapılıp sunuluyor. Antakya'da aynısını yemiştim ve arkadaşım bu şekilde açıklamıştı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilgi icin teşekkürler. Aydınlatıcı oldu

      Sil
    2. Bilgi icin teşekkürler. Aydınlatıcı oldu

      Sil