14 Mart 2014 Cuma

Granada Gezi Rehberi: Katedral ve Çevresi

Gelin Granada turumuza şehrin en muhteşem eseri Elhamra Sarayı ya da en görülesi tarihi mahallesi Albayzin’den değil de aşağı katedral ve merkez bölgesinden başlayalım, oradan yavaş yavaş yukarılara çıkarız.


Baştan hatırlatmakta fayda var. Granada’nın 1492 yılında katolik ittifakınca fethedilmesiyle İspanya’daki müslüman hakimiyeti sona ermiştir. Kastilya kraliçesi İsabel ve Aragon Kralı Fernando, aşk tarafını bilmem ama mantık evliliği olduğu alenen belli bir kutsal ittifak kurarak bu Osmanlılar Konstantinopolisi’de aldı, istanbul since 1453 diyorlar, pis geliyorlar endişesiyle aman İspanya’da müslüman kalmasın diyerek ha gayret Granada’yı ele geçiriyorlar.


Fetihin ardından eski Granada Büyük Camisi yıkılarak yerine katedral yapılıyor. Ancak Granada Cami, şu anki Katedralden dahi daha büyük ve daha geniş bir alana yayıldığından, neredeyse katedrale yapışık Capilla Real ve La Sagraria kiliseleri de eski cami alanı içerisinde yer alır. Capilla Real, kentin fatihleri Kral Fernando ve Kraliçe İsabel'in Granada'ya gömülmek istemeleri üzerine inşa edilmiş. Hala da külleri bu kilisede muhafaza edilmektedir. Yalnız katedralin en şaşalısı bile beni pek cezbetmediğinden şimdi nesini öveyim bilemedim. Bu civarda ellerinde biberiye, abe falına bakayım, avan olsun beya diyen çingeneler her daim vardır.


katedral
Katedralin hemen yan tarafında müslüman döneminden kalma üniversite Al-Madraza ve Al-Caiceria çarşısı yer alır. Yusufiyye ismiyle de bilinen Al-Madraza, yani bildiğimiz medrese yahut üniversite, devlet memuru yetiştirme amaçlı inşa edilmiş. Hayatta hemen hemen her konuda olduğu gibi, bir kişi ya da zümrenin yeni bir değerler ve davranışlar bütününü kabul ettiği ilk dönemlerde, bu değerler ve davranışlara bağlılığı yüksektir. Sonrasında ise iş cıvır. Bu yüzden başlangıçta eğitime çok önem verilmiş ve farklı islam coğrafyasından gelen gençler iyi bir müslüman olmak amacıyla bu üniversitede eğitim görmüş. Medresenin dua odası ve mihrabı, neredeyse Elhamra sarayındaki odalara eş güzelliktedir. Üst katındaki salonun tavanı ise ilginç biçimde hem hristiyan hem de müslüman mimarisinden örnekler taşır. Fetihin ardından hristiyanlarca belediye olarak kullanılan bu bina, şu anda Granada Üniversitesi’ne aittir.

medrese
medresenin tavan işlemeleri
Al-Caiceria adı verilen çarşı ise maalesef 1843’te, kibritin icat edildiği ilk yıllarda bir kibrit imalathanesinde çıkan yangın sonucu toptan kül olmuş, yerine ise eski çarşının çok ufak boyutlarında bir replikası yapılmış. Önceleri Granada’nın başlıca geçim kaynaklarından biri de ipek böcekçiliği ve ipek ticaretiymiş. Roma imparatoru Jüstinyen de nedendir bilinmez ya araba ya da ipeğe, ya da her ikisine birden özel hassasiyeti olduğundan hakimiyeti altında olan topraklardaki ipek tüccarlarına kıyak çekmiş, kolaylıklar sağlamış. Bu sebeple de ipek böceği esnafı, bu kıyağı karşılıksız bırakmayarak çarşılarına Al-Caiceria yani Kayseriyye, yani Sezar’ın Yeri adını koymayı uygun görmüş. Şimdi ise birbirinin aynı malları satan onlarca dükkanla dolu. Tek tük enterasan şeylerin satıldığı dükkanlar var. Meşhur Albacete bıçakları bu alanda ve katedralin dibindeki dükkanlarda bulunabilir.



Katedral’in hemen aşağısı ise müslüman Granada’nın belki de en merkezi yeri olan Bib-Rambla isimli meydana çıkar. Şu anda üzeri asfalt kaplı, şehrin en geniş bulvarı olan Acera del Darro’nun altından Darro nehri akmaktadır. Üzeri kaplanmadan evvel bu nehir Granadanın merkezinden geçmekteymiş. Bu yüzden de bu nehre yakın meydana Bib-Rambla, yani arapça Sahil Kapısı ismi verilmiş. Merkezinden nehir geçen bir Granada çok daha güzel bir görünüme sahip olsa gerek. 


Bib Rambla meydanı

Katolikler şehri ele geçirdikten sonra ne kapı kalmış, ne de ırmak kıyısı. Meydan da, zaten biraz evvel bahsettiğim üniversiteye yakın, bu yüzden kitap yakmak ve aynı zamanda adam asmak için kullanılır olmuş. Nedense adam asma sırasında malı mülkü bol olan Yahudilere öncelik tanınmış. Kristof Kolomb’a Hindistan’ı keşfetsin diye ayrılan bütçeyi Kraliçe İsabel cebinden vermedi ya, ensesi kalın Yahudiler ne güne duruyor. Ceplerini yolup, ilk onları ipe yollamışlar. Daha sonraları burada boğa güreşleri düzenlenir olmuş. Şimdilerde ise etrafındaki cafeler, barlar ve hediyelik eşya dükkanları ile turistik bir meydan. Churro con chocolate yemek, bademli milkshake benzeri horchata de chufas içmek için bu çevrededeki cafe ve pastanelere uğranılabilir. 


Corral del Carbon'un girişi
Şimdi yerinde yeller esen bu meydanın kapısı,önceden, yine şimdi üzeri asfaltla kaplı ırmağın karşı tarafındaki Corral del Carbon’a bakarmış. Önceden kocaman bir kapının altından yürüyüp köprüyü geçerek varılan, arap mimarisinin ender eserlerinden biri olan Corral del Carbon, büyükçe bir kapının geniş ve taşla kaplı bir avluya açıldığı kervansaray esasında. Müslüman egemenliği zamanında tüccarların konakladığı kervansaray, hristiyan döneminde ise kömürcü deposu ve pazarı olarak kullanılmış.



Merkez katedral bölgesini böylelikle hallettikten sonra artık, gönül rahatlığıyla Albayzin’e doğru yola çıkabiliriz. Bir dahaki bölümlerde Albayzin ve bitişiğindeki çingene mahallesi Sacromonte’yi anlatacağım. Söylemedi demeyin.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder