25 Nisan 2014 Cuma

Granada Gezi Rehberi - Albayzin II

Geçen bölümümüzde (buradan ulaşabilirsiniz) Plaza Nueva ve Paseo de Los Tristes çevresinden bahsetmiştim. Bu bölümde ise öncelikle, Plaza Nueva'nın dibinden başlayan, Aşağı Albayzin’in en hareketli sokağı Calle Elvira (Elvira Sokağı)’yı anlatmaya başlayacağım, sonra da içlere doğru çıkacağız.


Elvira Sokağı'nın girişi
Elvira sokağı, eski Granada'nın ana caddesidir. Üzerinde bir çok tapas bar, restoran, çaycı, arap berber ve kasap dükkanları bulunur ve sokağın sonunda Elvira Kapısı yer alır. Elvira ismi Granada’nın eski isimlerinden biri diye bilinse da, araştırmada biraz derine inince, Elvira’nın bölgeye verilen genel ad olduğu ( Hatay-Antakya vb.) ve bu kapının da müslümanlar ilk geldiğinde kurdukları, şu anda taş üstüne taş kalmamış Elvira şehrine giden yolun kapısı olduğu sonucuna vardım. Zaten eski zamanlarda kapı ismi, o şehrin adından dolayı değil, o yolun vardığı şehrin adı göz önüne alınarak konurdu. Granada'yı fetheden Katolikler şehre buradan girmişler. Giriş özellikle 'L' şeklinde yapılmış ki çok harala gürele olmasın.


sokağın sonunda yer alan Elvira Kapısı
La Cuesta de Caldereria
Elvira Sokağı’ndan yukarıya, Albayzin'e, doğru çıkılacak olsa, hediyelik eşyaların satıldığı ve fas tarzı çay evlerinin bulunduğu, tercümesi Kazancı Yokuşu olan La Cuesta de la Caldereria tercih edilebilir. Bu sokağın sonunda, Granada’nın müslümanların elinde olduğu dönemde hristiyan cemaatinin tapınağının olduğu San Gregorio kilisesi bulunur. Bu kilise de 1936 yılında anarşistlerin gazabına uğramıştır.Kilisenin önü ufak bir meydan olduğundan çevresindeki cafeler her daim doludur, ve kilisenin önünde muhakkak müzik yapan sokak çalgıcılarına denk gelinir. En şenlikli alanlardan birisidir.


San Gregorio Kilisesi ve Meydancığı
Sokağın devamından San Gregorio yokuşu başlar. Hemen sol taraftaki malikane, büyük Flamenko şarkıcısı Enrique Morente’nin doğduğu evdir. Kısmet olur da sağa sapıp Calle del Beso’yu bulursanız, orası sizi 16.yy’dan kalma, asil Porras ailesine ait Casa de Porras’a çıkarır. Şimdi ise üniversiteye ait çeşitli kursların verildiği bir kültür merkezi işlevi görmektedir. Zaten Granada'nın katoliklerce fethi bir nevi zengin azınlıkları kovma açısından cumhuriyetle birlikte yaşanan rum ve ermeni nüfusun sürülmesi ya da öldürülmesi sürecini andırıyor. Bu sebeple, bir çok saray ya da saraycık, fetihten sonra oralara el koyanların aile ismiyle anılıyor. Casa de Porras'ın hemen yakınında ise pek kimsenin bilmediği Placeta de Carvajales meydancığı yer alır. Burada turistlerden ziyade, kendinden başka kimseye bir zararı olmayan alkolikler, esrarkeşler ve köpekler bulunur. Harika bir Elhamra sarayı manzarası vardır. 


Meşhur flamenkocu Enrique Morente'nin doğduğu ev
Sokaklar dolambaçlı ve dar olduğundan mekanları çok detaylı tarif edemiyorum. Akıllı telefonlara da pek güvenmenizi tavsiye etmem. İlla bir yeri bulacam diye sürekli cep telefonu ekranına bakmak yerine, sadece herhangi bir sokakta kaybolmak, kimseye hiç bir şey kaybettirmez, aksine kazandırır. Deneyin, seveceksiniz.


Placeta de Carvejales 
Casa de Porras
Şu anda San Miguel kilisesinin bulunduğu Plaza de San Miguel Bajo meydanı mola verilebilecek yerlerden biridir. 12.yyda Granada’ya hükmeden müslüman Ziri Krallığı’nın sarayı yıkılarak yerine bu kilise inşa edilmiş. San Miguel Kilisesinin arkasında ise yine aynı isimli manastır yer alır. Manastırın kapısı genelde açıktır. 


San Miguel Bajo Meydanı

Toledo stilinde inşa edilmiş gotik kapısı görülmeye değerdir. Manastır ise sırtını Dar Al-Horra’ya dayamıştır. Nazari sultanı Muley Hacen (ya da Mulhacen) gönlünü onbeşlik hristiyan güzeline kaptırınca, karısı Ayşe için bu sarayı yaptırmış. Ama Ayşe’de sarayda boş durmamış, bir gün tüm vücuduna kocasına hıncını şiir biçiminde yazdırmış ve çırıl çıplak at üstünde Granada’yı dolaşmış. Bitmeyen restorasyon halinde olduğundan, öve öve bitirilemeyen Elhamra sarayının benzeri bahçesi ve avlusunu göremedim.


Dar al Horra'ya çıkan sokak
Yine bu civarda bahsedilebilecek diğer bir yer de her tür hipinin harman olduğu halk arasında Huerta Carlos olarak bilinen, Elhamra sarayı manzaralı küçük parktır. Kendisi küçük olsa da işlevi büyük olan bu park, Granada’da adım başına en çok hippinin, gitarın, rastanın ve zıvananın düştüğü yerdir. Ben ömrümde bu kadar cins adamı daha başka bir yerde görmedim. Top, portakal çevireninden, tek tekerli bisiklet sürenine, ateş dansı yapanından, ip üstünde yürüyenine, arkadan yaklaşıp enseye Van Damme misali tekme atarak aslında merhabalaşanlara ve daha bir çok pek anlam veremediğim hobiye sahip insanlardan olma tam bir sirk. Arabı, afrikalısı genelde darbuka ve cembe çalar, flamenko öğrenme gazıyla eline gitarı kapıp gelen saf sarışın avrupalısı kenarda bir yerde takılır, ama orada burada o anda bir araya gelen kişiler birbirini tanımasa da bir jam session tutturur. 

Huerta Carlos
Çalamayanlar Orkestrası olarak nitelendirebileceğim, şekil ve enstrüman yönünden tam olan, üyeleri her an değişen bu grubun ben daha ortak bir melodi tutturabildiğine şahit olamadım. Bir de ilk kez burada gördüğüm bir enstrümandan bahsedeyim. Büyük çöp bidonu ters çevrilmiş, ortası delinerek bir ip geçirilmiş ve ip de bir ucu bidona monte edilmiş bir çubuğa tutturulmuş. Bu şekilde bir nevi kontrabas icat edilmiş. 

Albayzin mahallesine önümüzdeki yazıyla birlikte son verip, çingene mahallesi Sacromonte ve yahudi mahallesi Realejo ile gezi rehberimize devam edeceğiz.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder