5 Temmuz 2014 Cumartesi

Bir Gezi Zekalının Gözünden Tayyip Erdoğan'ın Samsun Mitingi İzlenimleri

Ailemi ziyaret etmek için geldiğim Samsun'da, ‘Yeni Türkiye’nin istiklal mücadelesinin lideri'nin mitingi olunca, annemin yedi sülaleyi kapsayan kombine küfür ve beddualarına rağmen ne varmış, bir gideyim göreyim dedim. Akşama da 1986’nın rövanşı değil de tekrarı olacağını umduğum Arjantin-Belçika maçı olduğundan kara kara düşünüyordum ki imdadıma ‘paralel yağmur duası lobisi’ yetişti. Samsun bugün yağmurluydu, mitinge katılanlar erkenden alanı terk etmeye başlayınca, Tayyip de kısa kesti, ben de maça yetişebildim. Messi’den şöyle bir Maradona performansı bekliyorum.

Sanki vatan düşman işgali altındaymış gibi, sanki 12 yıldır bu ülkeyi yönetenler kendileri değilmiş gibi, bir garip, anlam veremediğim şekilde istiklal mücadelesine kaptırmışlar kendilerini. Neyi, kimden kurtarıyorlar acaba? Önce Samsun, ardından Erzurum. Ben de Bandırma Vapuru ile gelecek diye bekledim haklı olarak.  
 Samsun'a çıkan çıkmış bir kere, sür eşeği Niğde'ye
Sakın ola ki, akp mitingine giden, küpeyi neden taktığını değil de miting öncesi neden çıkardığını açıklayan, akp’lileri cahiliye döneminden kalma, teknoloji nedir bilmeyen kişiler olarak anlatan, uzaydan geldiğini düşündüğüm şarapçı peynirciyle karıştırmayın. O kişinin yazısı burada. Oysa aynı gün, Okan hem akp hem de hdp mitingine gitmiş ve fantastik bir yazı yazmıştı. O da burada. Cüneyt Özdemir kendi iç dünyasını ortaya çıkaran yazıyı gazlayınca, bizim zavallı Okan’ın yazısının lafı dahi edilmedi. Neyse gelelim günün mitingine.

Bir kere televizyonlardan göründüğünün aksine coşkudan eser yoktu. İnsanlarda bir siyasi miting havasından daha çok, ailesinin lunaparka getirdiği çocukların heyecanı gibi bir şey vardı. Herkesin çakma Obama logolu şapka alabilmek için koşuşturduğunu görünce, yaşımı, kariyerimi ve dünya görüşümü unutuverdim ve derhal ben de beleş dağıtılan şapkalardan almaya koştum. Gencin biri aracın üzerine çıkmış, aşağıda kendinden çok daha yaşlı insanlara ‘vermiyorum dağılın’ diye kızıp bağırıyordu. Memlekete yeni döndüğümden, genç bir adamın, babası dedesi yaşındakilere böyle bağırmasını yadırgayacaktım ki, aklıma tekmeci Yusuf Yerkel geldi, gelmişini geçmişini bir güzel yad ettim. O sırada bazıları, kafalarına ikişer üçer şapka takanları işaret ederek, ‘beleş malı bulunca atlar bunlar’ diyerek özeleştiri yapıyordu.
beleş şapka gerginliği
Henüz Tayyip Erdoğan gelmemişti ve amigoluk görevine soyunmuş biri, sahneden ‘bütün kadınlar Recep, bütün erkekler Tayyip, sonra bütün kadınlar tekrar Erdoğan diye bağıracaklar’ diye bir çeşit ‘kapalı karşıla’ tarzı tribün organizasyonuna girişmişti. Bir tek meydanı güm güm inletecek ramazan davulu eksikti. Amigo coşmuştu, belki de Samsunspor’un taraftar gruplarından Şirinler ya da Derebahçeli Çılgınlar’dan bir teklif bekliyordu. Oysa meydandaki kalabalığın %99’u erkek olunca, erkek-kadın karşılıklı tezahürat işi yalan oldu. Kadınlar oy verme zamanı beliriyor sanırım. Daha sonra ise amigo, amigoluğu bırakarak eller havayacı Fatih Ürekliğe soyundu ve  ‘haydi bayraklar havaya’ diye milleti gazlamaya çalıştı.
kadınsız hava sahası
Sonrasında ise yakın çevresi tarafından ‘patron’, ‘beyefendi’ gibi mafyavari isimlerle anılan, cumhurun reisi mi yoksa ‘reyiz’ mi olmak istediği muallak, yeni Türkiye’nin istiklal mücadelesinin değil de, bana göre, kendi ve ailesinin istikbal mücadelesinin lideri sahne aldı. Önce bir kefenlerimizi giydik, şöyle mağduruz, böyle mağduruzdan girdi. Daha sonra, Türkiye’nin demokrasi tarihi maalesef postalın gölgesinde kaldığından o da vur abalıya diyerek anlattığı anekdotlarla askere yüklendi. Yiğit olsa, yiğidi öldür hakkını ver diyeceğim, ama ben yine de hakkını vereyim. 2007’de Abdullah Gül’ün seçilememesi için yapılan katakullileri, Samsunlu olduğuna vurgu yapa yapa anlattığı Ali Fuat Başgil’in 1961’de cumhurbaşkanı adaylığından çekilmesine yönelik asker tehditlerinden bahsetti. Bir de, ne kadarı gerçek bilemiyorum, 10 Kasım 1938’in hemen ertesi 11 Kasım’da askerlerin ‘ya İsmet Paşa’yı cumhurbaşkanı yapın, ya da meclisi başınıza yıkarız’ tehditlerini anlatıp, İsmet İnönü'yü yuhlatmayı es geçmedi. Koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derlermiş, bu da o hesap, askere karşı demokrat oluyorlar işte.

Sonra geçtik ‘biz’ ve ‘onlar’ safhasına. Biz milletin tarafındayız, onlar devletin; biz demokratız, onlar darbeci; biz halkın hizmetkarıyız, onlar efendisi vs…Sürekli kendisinin sayesinde halkın doğrudan doğruya cumhurbaşkanını seçeceğine vurgu yaptı, millet de millet dedi, oysa benim aklımdan darbecilerin koyduğu, kendisinin de gayet güzel devam ettirdiği %10 barajı geçiyordu.
hani beraber yürüyorduk yağan yağmurda???
Belki 45 dakika ancak geçmişti, ancak yağmur atınca, zaten coşkusu sıfırlanmış kalabalık akın akın meydanı terk etti. Bunun üzerine son kez çok cılız bir ‘beraber yürüdük biz bu yollarda’ çekildi ve miting sona erdi. Ben de Arjantin-Belçika maçına yetişeceğimin sevinciyle mutlu şekilde evime döndüm.
Uzun adama lgbt desteği

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder