7 Ağustos 2014 Perşembe

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 1

“Rebetika Şarkıları”[1] isimli büyük kitabımı 25 sene önce yazmıştım. Şu günlerde ise elinizdeki küçük hacimli kitabı yazdım. Aslında başlığını Rebetoloji[2] koymuştum ve söylemeye gerek dahi yok, başlık ironikti. Rebetoloji varolmayan bir konuydu ve hiçbir üniversitede okutulmuyordu. Rebetiko şarkısının önceki ve şimdiki haliyle nasıl bir şey  olduğunu yabancılara anlatamıyordum. Dahası, Yunan arkadaşlarıma bile anlatabilmekte zorluk çekiyordum. Ne yazık ki rebetler artık yoklar. Rebetiko şarkıları bugünlerde itibar edilen mumyalardan daha fazla bir şey ifade etmiyor. Ve eklemeliyim ki, ölüseviciliği (nekrofili) rebetikayı anlamaya yardımcı olmuyor.


Yunanistan’ın herhangi bir yerinde bir kolejin ya da vakfın kurulacağını, bütün rebetiko şarkılarının bir araya getirileceği bir külliyatın oluşturulacağını ve bu sayede araştırma yapmak isteyenlerin işinin kolaylaşacağını hayal ederdim. Yıllar geçtikçe, bu aşırı iyimserliğimden dolayı çok fazla acı çektim. “Rebetiko”,Yunanistan’da yıllarca yasak kelimeydi. Sırf başlığı yüzünden Rebetiko Şarkıları kitabımı bastırabilmek neredeyse mümkün değildi. 1970’lerde rebetlerden ve rebetikadan bahsedebilmek kabul edilebilir bir şey değildi. Benim açımdan, verdiğim karardan şaşmamak ve kitabımı bastırabilmenin değeri beş aylık bir hapishane hayatı ve görkemli bir boşanmaydı. Bu sayede, hapishane ve boşanma bana özgürlüğümü verdiler.

Stavrakas
İlk önce rebetlerden bahsetmeden, rebetiko şarkıları hakkında konuşamazsınız. Rebetis (çoğulu rebetes) kelimesinin bir çok eşanlamı vardır.[3] Rebetlerin tasvirleri, çoğunlukla geçen yüzyıldan olmakla birlikte, bir çok modern Yunan edebiyatında karşımıza çıkar. 1900 civarlarında, rebet figürü Yunan gölge tiyatrosunda da görünmeye başladı. Rebetin doğasının etrafında salim değerlendirmelere izin vermeyecek ölçüde rezil bir mitoloji yaratılmaya çalışıldı. Sabit bir rebet tipi yoktur. Yeraltı Dünyası ve Karagöz[4] isimli makalemde, her çağın kendine özgü bir rebet tipi olduğunu ve rebetleri farklı farklı sınıflandırdığını göstermeye çalıştım. Bir tarafta yeraltı dünyası var, diğer tarafta ise rebetler. Hiç bir şekilde yeraltı dünyası ile, rebetlerin dünyası bir ve aynı şey değildir. Birbiriyle içi içe ancak tamamiyle üst üste olmayan iki çember gibi düşünülebilir.



(Deli) Nikos Mathesis ortada bıyıklı, meşhur cool köpeği ve eşraf
Benim tercihim, “Bir hırsız, rebet olabilir ya da olmayabilir;  bir rebet, hırsız olabilir ya da olmayabilir” formülüdür. Çünkü göstermek istediğim, hırsız olmanın bir yetenek işi olduğu, rebet olmanın ise nitelik gerektirdiğidir. Bu nitelik, rebetin dünyaya karşı kendine has duruşundan ileri gelmektedir. Rebetlerde toplumsal olarak yıkıcı olan, davranış tarzlarıydı. Nihayetinde, rebetlerin iddiası farklı olabilme hakkıydı. Ne var ki, hırsız gereklilikten dolayı marjinalleşirken, rebetin kendisi marjinal olmayı seçiyordu.

kabadayı modeli 
Rebetler ve yeraltı dünyası arasındaki hiyerarşik sınıflandırmalarda önemli farklar vardı. Bir çok farklı rebet, yatay olarak sınıflandırılabilir, ancak başka (dikey) bir sınıflandırma da her bir rebetin kişisel otoritesi tarafından sağlanır. Fransızca mec sözcüğü tam karşılamasa da  rebeti ima eder. Fransızca caïd (patron, şef) çeribaşı[5] (τσιρίμρασης) karakterinin zayıf bir karşılığıdır. Rebetleri sadece lümpenproleterya olarak gören bakış açısı kuramsal bir saçmalıktır. Rebetler, Orta Avrupa’nın yeraltı dünyası, Paris ve Marsilya milieu’sü ya da Mafya veya Camorra ile aynı çerçeveden bakılarak değerlendirilemez. Rebetlerin kökleri istanbul’un meşhur kabadayılarına[6] (καπανταήδες) dayanır. Kabadayılar, devlet gücüne karşı bir güç olarak ortaya çıktılar. Tütün ve silah kaçakçılığı yaparak, esrar içerek ve iskambil oynayarak yaşarlardı. Limanı kontrol ederlerdi ve boş vakitlerini kahvehanelerde, pastanelerde  ve genelevlerde geçirirlerdi. Günümüzün Türk sosyologları ise onlara hiç ilgi göstermiyorlar. Yunanistan’da, biz de kabadayıların tarihi ve kökleri konusundaki önemli bilgilerin yokluğunu çekmekteyiz. Ve Avrupalılar için genel olarak, sadece Osmanlı medeniyetinin büyüklüğü konusundaki halis cehaletlerinin yasını tutabiliriz.

rebet tarzı
Yeraltı dünyasının sakinleri kanunların dışında yaşıyor gibiydiler. Rebet ise, kanunlara tahammül ediyor gibi görünüyordu. İstanbul kabadayılarının durumuları gibi, onlar da kişisel özgürlüklerini korumaya dikkat ediyorlardı. Rebet burjuva tarzından nefret eder ve nihayetinde evlenmezdi. Rebet dövüşçüydü. Rebet esrar içerdi. Rebet bıçak kullanmasını bilirdi. Rebet argo konuşurdu. Rebet livatacıydı. Rebet, haksızlığa uğrayanları korurdu. Kısaca rebet, topluma meydan okurdu.

İstanbul kabadayılarının tipi tüm Osmanlı şehirlerine yayılmıştı. Kabadayılar Türk olmak zorunda değildi. Sultanın reayasının en ehlileştirilemeyenlerinden bir Arnavut da olabilirdi. Haydutluk, ordu memurluğu, kasaplık, kavaslık[7] ve korumalık yapmak Arnavutların tekelindeydi. Bir kavasın ya da çavuşun kabadayı olması çok alışıldık bir durumdu. 1860-1900 yılları arasında Atina’nın küçük dünyasındaki bir çok rebet Arnavut asıllıydı. Osmanlı devletinin himayesi altındaki bir çok farklı milletten insanın varlığı, yeni kurulan Yunan devletine de yansıdı. Günümüzde Yunan kentleri, ne yazık ki etnik kimliklerini saklamak zorunda kalan Arnavutlarla dolu.


Arnavutlar kabadayı aleminde yer etmiş
Rebetlerle ordu arasında bitmeyen karşılıklı bir etkileşim vardı. Bunun temel açıklaması ise kıyafet ya da üniforma olgusu değil, silahtı. Yerel seviyede, jandarma iktidarı kabadayılarla paylaşmak zorundaydı. Bu paylaşılan iktidar hassas dengeler üzerindeydi. Jandarma sokaklarda devriye gezerdi ancak o çevrenin otoritesi kabadayıda ya da çeribaşındaydı. Sicilyalı bir capo gibi, tüm gün kahvede oturur ve halk ona hürmetlerini sunmaya gelirdi. Mahalli anlaşmazlıklara arabuluculuk etmeye çağrılma gibi kontrol edici bir rolü vardı ve nüfuzunu kullanarak mahallede toplumsal dengenin korunmasını sağlardı. Sıradan bir fakir adam için çeribaşı neredeyse tanrıydı, ne var ki asla bir Robin Hood figüründen daha fazlası değildi.


İtalyan işi
Ondokuzuncu yüzyıl boyunca, halk kahramanlığı hadisesi Yunanistan’da devam etmekteydi. Ancak bu kahraman figür, plili Yunan etekliği foustanella yerine, daha Avrupai bir kıyafet giymekteydi. Rebetler, şehirlerin fakir mahallelerini karakterize eden dar sokaklı labirentlerde yaşamak uğruna dağlara veda etmek zorunda kalmışlardı. Modern Yunan yeraltı dünyasının başlıca çekirdeği, 1821 ulusal devriminin büyüsü bozulmuş işsiz palikaryası (genç ve cesur) ve topraksız çiftçilerdi. Çünkü ancak 1917’de devlet toprakları (toplam alanın yüzde yetmişi) fakirlere dağıtılmaya başlandı. Halkın hoşnutsuzluğu çaresiz mahalli isyanlarla, çetelerin yeniden dirilmesi ve rebetlerin sahneye çıkışıyla dışa vuruluyordu.

Foustanellasıyla, yani fistanıyla bir yunan
Yunan vatanının yavaşça perişanlığa ve sefalete düşüşü kabaca 1830-1880 arasındaki yarım yüzyılı kapsamaktaydı. Atina, 1833’te bugün bildiğimiz şekilde Yunanistan’ın başkenti olarak kabul edildi. 1850’de Atina’da giyim tarzlarında bir kargaşa hakimdi: İnsanların yarısı foustanella giyiyordu, diğer yarısı da ceket ve pantolondan ibaret daha sıkı elbiseler giyiyordu. 1880 civarlarında ise Avrupai giyim ölçü oldu. Haydutluk, foustanella ile birlikte azaldı. Sonra, ceket ve pantolon giyen rebetler sahne aldılar. O dönemlerde Atina’da hem aristokratik hem de daha alt kesimlerin yerleşimleri vardı. Rebetler meydanların ardındaki yerlere, yerel kahvehane ve tavernalara  sık sık giderlerdi. Rebetler, polis ve proleteryadan daha önceleri de vardı.



[1] Rebetika Şarkıları (Ρεμπέτικα τραγούδια) ilk basımı 1968’de yapılmıştır. Genişletilmiş basımı: Kedros, Atina, 1979.
[2] Elias Petropoulos, Rebetoloji (Ρεμπέτολογία: εικοσιτέσερις παράγροφοι μονότονης φλυαρίας), Kedros, Atina, 1990. Rebetoloji esas olarak Berlin’de çıkan Lettre International’in Almanca baskısı için yazılmış ve ilk olarak 1990’da basılmıştır.
[3] Rebetle eş anlamda kullanılan diğer sözcükler mangas ve kuçavakistir. Kuçavaki (kuçavosun küçültme eki almış halidir) easesen yüzyıl başında Atina’da ortaya çıkan mangaların 19.yy’daki öncüleridir. Tamamıyla farklıdırlar ve bu farkları, Yunan gölge-kukla tiyatrolarındaki karakterlerde açıkça ortaya çıkar. Kuçavaki figürü Stavrakas iken manga Nondas’tır (Epaminondas’ın kısaltılmış hali). Her ikisinin de kendine has deyimleri ve zerafetleri vardır. Örneğin kuçavaki sağ ayağının topuğuyla sol ayağının üst kısmına basarak durur. Manga daha sıradandır ancak onun da giysileri karakateristiktir. Gölge tiyatrosunun hiyerarşisine göre, Stavrakas’ın önceliği vardır-konuşurken Nondas sesizce bekler. 19.yy’ın ikinci yarısında, mangalar/rebetlerin yoğunlukta  yaşadığı semtler vardı. Atina’da Pazar yerinin yanındaki Psiri, Pire’de Karaiskaki ve Trouba ve Selanikte’de Vardari bu yerlere örnek olarak verilebilir. Bu semtlerde, kendilerine ait tavernaları, kahvehaneleri vardı. Kaçakçılığı, esrar piyasasını, kumar oynatılan yerleri ve keraneleri denetlerlerdi ve çalıntı eşyaların kaçakçılığı yapılırdı.
[4] Yeraltı Dünyası ve Karagöz (Υπόκοσμος καί καραγκιόζης), Grammata, Atina, 1978. Yunanistan’daki gölge tiyatrosu geleneğinin ayrıntılı ve örnekli bir çalışmasıdır.
[5] Çeribaşı konusunda, Petropoulos’un gözlemleri şöyle: “Hapishanede, çeribaşı hakimiyetini sürdürür. Kahve getirmek gibi işleri yapan uşakları vardır. Hücresinde divanı vardır (Yunan hapishanelerinde, yataktan ziyade divan vardır) ve sultana denilen genç bir aşığı olurdu. Ancak bu genç poustis değildi. Diğer bir deyişle, efemine değildi. Ağırbaşlı, erkekçe bir adamdı ancak herkes onu çeribaşının becerdiğini bilirdi. Çeribaşı, genç hapisteyken onu kollar ve gözetirdi. Bu gelenek hapishanenin dışında da devam ederdi. Örneğin, Atina’nın büyük manavlarında, şafak vaktinden sabahın dokuzuna kadar iki üç saat çalışırlardı, bu arada işler yapılır, mallar satılırdı. Emirleri yerine getirenler her zaman genç ve yakışıklı delikanlılardı, yani toptancının sultanalarıydı. Saat on gibi “sütçü” gelir, esrarı bölüştürürdü. Esrarlarını ve kahvelerini içer, uyanınca tekrar dumanlanmak üzere öğleden sonraya kadar uyurlardı. Gece yarısına doğru, -eski günlerde- örneğin, Çiçanis’i dinlemeye müzik yaptığı yere giderlerdi...sadece tek bir şarkı, en sevdikleri şarkıyı dinler, sonra giderlerdi...Bu insanlar zengin ve cömertti. Müzisyenleri tebrik etmeye yanlarına gider ve buzukisinin ses deliğine esrar koyarlardı.Bu gelenek günümüze kadar geldi. (Ed Emery’nin Elias Petropoulos’la röportajından, Paris, 1999) 
[6] Kabadayı (καπανταήδες) kelimesi Türkçe’den gelmektedir. Gemi kaptanı, sıkı dost, koruyucu ya da patron anlamlarında da kullanılır. Yunancaya gözü pek davranan, iyi adam anlamıyla geçmiştir. Palikaryayla eş anlamlı olarak da kullanılır ancak, muhitleri farklıdır. Fakat daha sonra, kabadayı geçinen sahte dayılar ortaya çıkmıştır. (Çingeneler arasında da  kullanılan bir sözcüktür) Buna yakın sözcükler kuçavaki (κοουυτσαβάάκης), palikarya (παλληκαράς), pseftopalikarya(ψευτοπαλληκαράς) dır.
[7] Türkiye’de kavas koruyıcu ya da hemen her işi görenlere denirdi. Kapıcı gibi davranır, beyin çocuklarını okula götürürdü. Bu terim aynı zamanda Athos Dağı’ndaki manastırın kapı koruyucuları için de kullanılır.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder