13 Kasım 2014 Perşembe

Futbol Dergileri

Anne ve babamın öğretmen olması sebebiyle okumayı öğrendiğim andan itibaren şiddetli  kitap okuma baskısına maruz kaldım. Üstelik roman kurdu ablam kötü örnek teşkil ederek bu süreci daha da hızlandırıyordu. Okuldaki hızlı okuma yarışmalarında kelimeleri yuvarlayarak veya satır atlayarak öğretmenleri kandırsam da babam bu hileli taktiği bir çırpıda çözüverdi. Akabinde “bundan sonra her okuduğun kitabı bana anlatacaksın!” emrini vererek kitaba olan nefretimi daha da kızıştırdı. Bu dönemde tek tük kitap okusam da, Gırgır, Fırt, Hıbır gibi haftalık mizah dergilerini eksiksiz takip ediyordum. Fakat  konu mecmua olunca çocukluk anılarımda en büyük yeri kesinlikle “Gelişim Spor” kaplamakta. 1988-1990 yıllarında faaliyetini sürdüren yazar kadrosunda Hıncal Uluç, Yiğiter Uluğ, Altan Tanrıkulu, Ergun Hiçyılmaz gibi isimleri barındıran zamanının ötesinde bir dergiydi bu.



Öncelikle şahane kapaklar çıkarırdı Gelişim Spor. Rıdvan’ın en cafcaflı zamanlarıydı ve en az 3-4 tane  Rıdvan kapağı yapmışlardı. Futbolun dışındaki sporlara da yer verirlerdi. Fast Break dergisi öncesi NBA haberi alabileceğimiz yegane mecmua burasıydı. Derginin birçok efsane sayısı arasında Sovyet futbolcuları masaya yatırdıkları haftayı ise hiç unutmam. O dönemde 90 dünya kupasına  katılmak için Türkiye-Sovyetlerle karşılaşıyor. Kağıt üzerinde muhteşem bir kadromuz var. Hücum hattı Rıdvan, Feyyaz, Tanju.. Sovyetler ise pek yaman. Kuznetsov, Zavarov, Mikhailitchenko.. Gelişim Spor ekibi kurt hoca* Lobanovski röportajı dahil şahane bir Sovyet dosyası yapmış. Tek tek futbolcuları tanıtıyor. Bu sayı sayesinde mahallenin çocuklarına hava atarcasına kaleci Dasaev'den başlayarak tüm Sovyet onbirini ezbere sayıyorum. 


*Aslında o sene  50'sine yeni basmıştı.Tıpkı Semih'e "genç" sıfatının  yakışması  gibi Lobanovski'ye de "kurt hoca" pek iyi gidiyor.


Tüm Gelişim Spor serisi, arşiv düşmanı annem tarafından gizlice çöpe atıldığından, yıllar sonra geri dönüp bakma şansım olmadı. Ama nedendir bilinmez o meşhur Sovyet sayısının orta sayfalarındaki "Zico yoksa para da yok!" başlığı asla aklımdan çıkmadı. Hep düşünürdüm Zico yoksa, para niye yok. Toplantıda, maç izlerken veya yolda. Olur olmaz yerlerde geliverirdi bu saçma başlık aklıma.


Geçen yıl internette dolaşırken Gelişim Spor'un eski sayılarını satan bir siteye kazara denk geldim. Hemen 10 Mayıs 1989 tarihli o meşhur 40.sayıyı aradı gözlerim. Buldum da. İki gün sonra silindir bir mukavvanın içinde dergim geliyor. İlk sayfada Lobanovski'nin estetik robotları başlığı altında devasa Sovyet kadrosu. Diğer bir sayfada ise Lobanovski röportajı "Futbol daha da hızlanacak" başlığıyla verilmiş. Hemen arka tarafta genç Mike Tyson'dan "dayağa doymuyor" şeklinde bahsediliyor. Nihayet orta sayfadayım. İşte orada! Küçük bir Zico fotosu. Altında küçük harflerle Zico yoksa para da yok yazıyor. Haberin detayında hayal kırıklığına da uğrasam sonunda sırrı çözüyorum. Dile kolay, 25 sene olmuş.


90 yılı sonunda ansızın Gelişim Spor'un  yayın hayatına son verilince futbolseverler olarak uzun süre dergisiz kaldık. 90 ortası çıkan Spor&Spor ve aynı on yılın sonunda yayına başlayan, Tanıl Bora, Yiğiter Uluğ, Mehmet Demirkol önderliğindeki Radikal Spor bir nebze olsun heyecanımızı törpülese de hiçbiri Gelişim Spor'un bıraktığı tadı vermedi.




Memleketimin dergi fakirliğine artık alıştığımdan  her yurtdışına çıkışımda o ülkenin futbol mecmuasını ısrarla gazete bayiinden isterim. İspanya ziyaretine de bu yüksek beklentiyle gittim. Ne de olsa Son Avrupa ve Dünya şampiyonlarıydılar (2014 Haziranını baz alıyorum). Üstelik dünyanın en iyi ligine sahipler. Futbol dergisi için ayrı bir reyon açsalar şaşırmayacaktım. Hiçbir şey bulamasam İspanya'nın Kicker'i, yani meşhur dergileri Don Balon'u alacaktım. 


















Fakat ekonomik durgunluk ülke medyasını da vurmuş olacak ki Don Balon'un 36 yıl sonra geçtiğimiz sene kapandığını öğrendim. Gazete bayilerinde Ronaldo'nun İrina Shayk ile seksi pozlarını veren onlarca dergi bulunsa da tek bir futbol mecmuasına rastlayamadım.  


Madrid yanlısı Marca, Barça yanlısı AS ise Fotomaç, Fanatik sığlığından uzağa gidemeyen ve ancak "Ronaldo yeni evini pembeye boyattı" tipinden manşetler üreten saçmasapan gazetelermiş de haberimiz yokmuş. İspanyol futbol basınını Türkiye'den de beter bir durumda görünce umutsuzluğum arttı. İnternete sığındım. Neticesinde biri İspanyol olmak üzere iki adet bağımsız futbol dergisine denk geldim. Siparişimi verdim. Bu dergilerimizi sırayla tanıyalım.



Revista Libero:Bu dergiyi Arda Turan'lı kapağından evvel, sanki Dar alanda kısa paslaşmalar adlı Türk filmindeki "hayat futbola fena halde benzer" lafından ilham alınarak çekilmiş reklamlarıyla tanıdım. Revista Libero, Panenka ile beraber İspanya'nın  yegane alternatif futbol dergisi. Her sayısında kapak yıldızıyla detaylı bir röportaj yapılıyor. 






İstatistik bilgileri, illustrasyonlar ve sayfa yapısı Monocle'yi andırıyor. Görünüş olarak başarısını özgün içeriğiyle destekliyor. Böyle devam ederlerse İngilizlerin When Saturday Comes'ı ve Almanların 11 Freunde'sinin ardından Avrupa'nın en popüler  bağımsız futbol dergisi olabilirler. Abonelik internetten kolayca yapılabilmekte. Bir diğer dergi Panenka ise kağıda basılı formatın dışında, e-dergi olarak de abonelik şansı sunuyor.







The Football Pink: Güncel haberlerden çok futbol hikayelerine odaklanan bir dergi. Radikal Spor, bilhassa Tanıl Bora üslubunun hakim olduğu bir mecmua. Bir oturuşta yalayıp yutmaktan ziyade Radikal İki eki gibi tüm hafta(hatta tüm ay)boyunca yavaşça sindirilecek cinsten. Abonelik sistemi karmaşık. Üstelik dergi Türkiye'ye çok geç ulaşıyor(bana gelmesi iki ayı buldu). En akıllıca olanı e-dergisine abone olmak.



Dergi sadece İngiltere değil, tüm dünyadaki futbol hikayelerine yer veriyor

2 yorum :

  1. giriş paragrafında anlatılanların aynısı benim de başıma geldi

    YanıtlaSil
  2. Şaşirmadim.tam senik durum çünkü

    YanıtlaSil