28 Aralık 2014 Pazar

Evde Yemek Serisi: Gınnış

Gınnış veyahut gılnış. Bir Çerkes yemeği. Sivaslı eşim bu yörede bolca tüketilen gınnışı elinden geldiğince yapmaya çalıştı. Dikdörtgen şeklinde doğranan mantı hamuru elle bükülerek, daha önceden haşlanılan tavuğun suyunda kısa süre pişirilir. Başka bir kapta ise tavuğun suyuna ezilmiş sarımsak eklenir. Pişen hamurlar ve serçe parmağı büyüklüğünde ditilmiş tavuk parçaları, sarımsaklı sosa batırılarak yenir.  Buyrunuz efendim.









24 Aralık 2014 Çarşamba

Granada'nın en iyi tapas barları - 2. Bölüm

Granada'nın en güzel tapas barları turumuza kaldığımız yerden devam edelim. 


Bar Los Diamantes I

Los Diamantes I ve II: 

Metin: Diamantes I şehrin en turistik sokaklarından olan Calle  Navas 26 numarada yer alır. Belediye binasının bulunduğu   Plaza del Carmen'den girdiğinizde hemen sol tarafınızda kalır. Granada’nın yerlisinin gittiği, bununla birlikte konumu itibariyle bir çok turistin de uğradığı Diamantes I, işler iyi gidince daha modern versiyonunu yaklaşık 100 metre ileride Calle Virgen del Rosario‘da açmıştır. Deniz ürünleri ağırlıklıdır. Çeşit çeşit balıklar ve cins cins kabuklu deniz ürünleri Granada’nın sahil kasabası Motril’den günlük gelir. Tapası lezzetli olmasına rağmen, porsiyonlar diğer klas tapasçılara kıyasla daha ufaktır. Burada da yine tapas seçme adeti ya da derdi yoktur. Porsiyon söylemenizi de tavsiye ederim.

Navajas
Los Diamantes II
gambas


Bodegas La Mancha:

Metin: Burası da yine Granada'nın yerlilerinin mekan tuttuğu barlardan biridir. 1958'den beri, şehrin merkezindeki Calle Elvira ve Gran Via caddesinin arasında yer alan Calle Joaquin Costa 10 numarada yer alır. Tavana asılı jamonları ve şarap varilleriyle klasik ya da geleneksel tarzda bir tapas bardır.

seç beğen al şarap

Sandviçleri ve şaraplarıyla ünlüdür. Denemenizi tavsiye ederim. Ayrıca beğendiğiniz şarap ya da vermuttan litre ya da litrelerce alıp götürmeniz mümkündür fiyatı da oldukça makuldur. Yalnız bir noktayı açıklığa kavuşturayım. İlginç bir şekilde, bütün koşullar uygun olmasına rağmen maalesef burada beleş tapas sunmazlar.

Rokforlu
biberli tavuklu sandviç


Okan: Granada’nın  en güzel özelliklerinden biri de, doğal ortamlara yürüyerek ulaşılabilinmesidir. On beş dakikada kendinizi cıvıl cıvıl kuş sesini işitebileceğiniz dere kenarında bulabilirsiniz. Ağaç ve dere demek tabii ki piknik demek. Eğer pikniğe hazır sandviç götürecekseniz ilk uğramanız gereken yer  Bodegas La Mancha olmalı. Sandviçleri kesinlikle denemeye değer. Rokforlu biftek ve közlenmiş biberli tavuğu spesiyalleri. 

Piknik hazırlıkları: Doldur be meyhaneci

Kendi yaptıkları şaraplar hem ucuz, hem de lezzetli. Biz, piknik için birer pet şişe kırmızı ve beyaz şarap söylüyoruz. Diğer malzemeler için kent pazarının yolunu tutuyoruz. 

Usta, ödüllü peynirini gösteriyor

Pazarın adı Mercado San Agustin. Metin, pazarcılarla kanka olmuş. Bol muhabbet eşliğinde jambolar, kanlı sosisler, peynirler, zeytinler havada uçuşuyor. Peynirci usta ödüllü peynirlerini tanıtırken, biz diğer taraftan beleş vermut tadımı yapıyoruz. Süt kuzuları, el yapımı gazpacholar, şaraplar, bilimum çeşit meyveler. Hele o üstü lekeli, çirkin görünümlü armutları yok mu. Sulu sulu pek bir leziz.





Piknik yeri bulmak pek kolay. Şahane bir El Hamra manzarasına bakan tepenin yamacında, sarayın bahçesinde ya da dere kenarında. Bir natürmort tablosu şıklığıyla masayı kuracak sabrımız yok. Bu yüzden gazetenin üstüne çarçabuk nevaleyi hazırlıyoruz. Mevzubahis yemekse, gerisi teferruattır.


Sol altta çirkin armuttan küçük bir detay

Al Sur de Granada:

Metin:Merak etmeyin, tapas turumuzda yeni orta sınıfa mensup, 'çok keyifli' lafını ağzından düşürmeyen, gezmeyi ve farklı kültürleri tanımayı seven, kahve meraklısı, genç, iyi maaşlı, yüksek eğitimli kesimi de unutmadım. Bu vakte kadar tasarım bakımından sınıfta kalacak, ama lezzet ve rahat hissetme bakımından beş yıldızlık yerleri tanıtmıştım. E birazcık da şekilli yer tanıtayım. Evet, mekanımızın adı Al Sur de Granada. İsmini 1919 yılında Granada'nın dağlık bölgesi Alpujarra'nın köylerinden birine yerleşen İngiliz Gerald Brennan'ın yazdığı kitaptan alan Al Sur de Granada, tapasıyla olmasa da şekli ve şemaliyle turistlerin gözde mekanlarından birisidir.





Burası bar, kafe, manav, şarküteri karışımı bir konsepte sahiptir.Şimdi ben böyle inceden alaya aldım diye gitmemezlik yapmayın. Çünkü hakikaten çok çeşitli ve iyi kalite şarap bulabilirsiniz ve tabiki her şeyin organiği de yine bu dükkandan edinilebilir. Fiyatlar ise ne var ki Türkiye'deki benzerlerine kıyasla oldukça ucuzdur. Öyle köklemeci filan değildir.



Tapas turumuza belki bir de Granada'da yer alan dünya mutfağı tapasçılarını katabiliriz. Kesin söz vermeyeyim, belki bir bölüm de onun hakkında yazarım. Tekrar afiyet olsun.


Okan:Burasını,  Metin’in evinin  hemen karşısında olduğundan ve “organikse kazıktır” önyargısı yüzünden gidilecek tapasçılar listesinde en sona bırakmıştık. Ama peynir ve şaraba meraklıysanız ilk günden gidin derim. Karışık peynir tabağında en çok azul de cabrayı beğendim. Mekan, ayrıca şarküteri hizmeti de verdiğinden beğendiğiniz ürünü satın da alabiliyorsunuz. Peynir ve jambonun yanında getirdikleri  şarap ise tıpkı diğer ürünlerde olduğu gibi Granada ve yöresinden  geliyor. Alt kattaki şarap mahzenine envaiçeşit şişenin arasında kaybolmamak elde değil.  
Son bir not. Burada şehrin yegane butik birası markası Mammoth’u da bulabilirsiniz.

19 Aralık 2014 Cuma

Emir Kipleri

Ye:Kopanisti.Nam-ı diğer türk(veyahut yunan) rokforu. Buket Ulukut tarafından işletilen Fethiye'deki Tangala Çiftliği, yüzde yüz keçi sütünden doğal peynirler
üretiyor. Daha önce Artun Ünsal'ın  Süt Uyuyunca kitabında ismini duyduğum,  kopanisti peynirinin ürün yelpazelerinde olduğunu görünce hemen siparişi verdim. Artun Ünsal kitabında kopanisti peynirinden şöyle bahsediyor:

Kopanisti , Yunanca "ezilmiş, dövülmüş" anlamına gelir. Ege'de, İzmir-Çeşme ve Karaburun yöresine has bir peynirdir. Karşıdaki Yunan adalarında da üretilir. Eskiden çok yapılan ve Yunanistan'a ihraç edilen bu lezzetli peynirin üretimi şimdilerde çok azalmıştır. Genellikle aile içinde tüketilmekte, pek azı yerli pazarlara verilmektedir. Meze olarak da yaygındır.

Peynirin tadı çok yoğun olduğundan sade yemek pek mümkün değil. Yoğurtla karıştırılınca şahane bir rakı mezesi oluyor. Ama bence tadı en çok lor peyniri ile karıştırıp börek için olarak kullanılınca  çıkıyor. Midilli'de yaşayan Gurbet kuşu'na bir kilo bundan sipariş vermek gerek. Hoş, Midilli'de bulunur mu ondan da emin değilim.


İç:Gara Guzu. Bu ürünümüz de Muğla'dan gelme. Şu an için iki çeşit ürün sunmakta. Blonde Ale, taze çiçek ve narenciye kokusuyla öne çıkıyor. Alkol oranı yüzde 5. Amber ale ise biraz daha hafif. Alkol oranı yüzde 4. Baskın kokuları portakal ve baharat. Ürün, şu an için sadece aşağıdaki mekanlarda satılıyor. Bir uyarı. Asmalımescit Parantez Bistro adamına göre fiyatlama yapıyor. Eve götürmek için almak istediğimde benden şişe başına 15 tl istediler. Çukurcuma sakinleri için Firuzağa'daki Koç Marketi önerebilirim. Burada şişesi 6 tl ye satılıyor. Makul.



Ye:Fahri Usta. Mazoşist halkımız azarlayan esnafı pek sever. "Sana daha rakı yok!", "Beğenmiyorsan siktir git", "Yumurtasız piyaz yiyeceksen git kurufasulyeciye!" cevabını veren esnaf hemencecik prim yapar.En iyiler listesinde anında giriverir. Fahri Usta da  bu zılgıtcı esnaf ekolünden. Efsaneye göre Vedat Milör'ü çok soru sordu diye dükkandan kovmuş. Biz de Gurbet Kuşu ile birlikte "hoca bizi sınıftan atınca zevkten kikirdeyenler" ekolünden olduğumuzdan koşarak Fahri'nin yolunu tuttuk. Mekan, gevurların  çokça kullandığı "duvardaki delik(a hole in the wall)" tabirine bizzat uyuyor. İçeride dört, dışarıda iki masa. Oval bir tavan. Yamuk bir kömür ızgarası.

Yürek ızgara
Ciğer yahni

Fahri usta, ızgarada şahane yürekleri pişiriyor. Bir porsiyon istiyoruz. Kıvamı biraz lastik gibi ama yürek bu, ciğer gibi tek lokmada yutulmaz ki. Akabinde kuru fasulye söylüyoruz. Fahri'nin yüzü düşüyor. Neye sinirlendiğini anlamıyoruz. Saygı da kusur mu ettik? Ceketimizi mi iliklemedik? Kurufasulyeye pul biberi fazla mı dökdük? Metin aygırı ekmeğe fazla mı yüklendi? Düşünüp duruken kurufasulyenin içine düşüyoruz. Mis gibi tereyağı kokuyor. Rengi sapsarı.


Akabinde beyin salatası söylüyoruz. Fahri içindeki nefreti döküyor "ulan taksit taksit söylemesenize!", hemen akabinde yandaki kodaman esnafa çemkiriyor "çok yedin vermiyorum daha". Beyin salatası geliyor. Azarımızı işittik, moraller yerinde. Şu zamanda esnaf lokantasında beyin salatası bulmak kolay mı? Mis gibi. Hıyar doğrayacağına üzerine azıcık maydanoz serpseymiş, daha da güzel olurmuş. Gidip bunu Fahri Usta'ya söylüyorum "Fahri Usta hıyar doğrayacağına, azıcık maydanoz serpseymişsin daha da güzel olurmuş". Şaka lan şaka o kadar da sapık değilim. Kıçımızı kamçılatmıyoruz merak etmeyin.

Adres:Kapalıçarşı Mahmutpaşa kapısına varmadan sağdaki hana giriniz.

13 Kasım 2014 Perşembe

Futbol Dergileri

Anne ve babamın öğretmen olması sebebiyle okumayı öğrendiğim andan itibaren şiddetli  kitap okuma baskısına maruz kaldım. Üstelik roman kurdu ablam kötü örnek teşkil ederek bu süreci daha da hızlandırıyordu. Okuldaki hızlı okuma yarışmalarında kelimeleri yuvarlayarak veya satır atlayarak öğretmenleri kandırsam da babam bu hileli taktiği bir çırpıda çözüverdi. Akabinde “bundan sonra her okuduğun kitabı bana anlatacaksın!” emrini vererek kitaba olan nefretimi daha da kızıştırdı. Bu dönemde tek tük kitap okusam da, Gırgır, Fırt, Hıbır gibi haftalık mizah dergilerini eksiksiz takip ediyordum. Fakat  konu mecmua olunca çocukluk anılarımda en büyük yeri kesinlikle “Gelişim Spor” kaplamakta. 1988-1990 yıllarında faaliyetini sürdüren yazar kadrosunda Hıncal Uluç, Yiğiter Uluğ, Altan Tanrıkulu, Ergun Hiçyılmaz gibi isimleri barındıran zamanının ötesinde bir dergiydi bu.



Öncelikle şahane kapaklar çıkarırdı Gelişim Spor. Rıdvan’ın en cafcaflı zamanlarıydı ve en az 3-4 tane  Rıdvan kapağı yapmışlardı. Futbolun dışındaki sporlara da yer verirlerdi. Fast Break dergisi öncesi NBA haberi alabileceğimiz yegane mecmua burasıydı. Derginin birçok efsane sayısı arasında Sovyet futbolcuları masaya yatırdıkları haftayı ise hiç unutmam. O dönemde 90 dünya kupasına  katılmak için Türkiye-Sovyetlerle karşılaşıyor. Kağıt üzerinde muhteşem bir kadromuz var. Hücum hattı Rıdvan, Feyyaz, Tanju.. Sovyetler ise pek yaman. Kuznetsov, Zavarov, Mikhailitchenko.. Gelişim Spor ekibi kurt hoca* Lobanovski röportajı dahil şahane bir Sovyet dosyası yapmış. Tek tek futbolcuları tanıtıyor. Bu sayı sayesinde mahallenin çocuklarına hava atarcasına kaleci Dasaev'den başlayarak tüm Sovyet onbirini ezbere sayıyorum. 


*Aslında o sene  50'sine yeni basmıştı.Tıpkı Semih'e "genç" sıfatının  yakışması  gibi Lobanovski'ye de "kurt hoca" pek iyi gidiyor.


Tüm Gelişim Spor serisi, arşiv düşmanı annem tarafından gizlice çöpe atıldığından, yıllar sonra geri dönüp bakma şansım olmadı. Ama nedendir bilinmez o meşhur Sovyet sayısının orta sayfalarındaki "Zico yoksa para da yok!" başlığı asla aklımdan çıkmadı. Hep düşünürdüm Zico yoksa, para niye yok. Toplantıda, maç izlerken veya yolda. Olur olmaz yerlerde geliverirdi bu saçma başlık aklıma.


Geçen yıl internette dolaşırken Gelişim Spor'un eski sayılarını satan bir siteye kazara denk geldim. Hemen 10 Mayıs 1989 tarihli o meşhur 40.sayıyı aradı gözlerim. Buldum da. İki gün sonra silindir bir mukavvanın içinde dergim geliyor. İlk sayfada Lobanovski'nin estetik robotları başlığı altında devasa Sovyet kadrosu. Diğer bir sayfada ise Lobanovski röportajı "Futbol daha da hızlanacak" başlığıyla verilmiş. Hemen arka tarafta genç Mike Tyson'dan "dayağa doymuyor" şeklinde bahsediliyor. Nihayet orta sayfadayım. İşte orada! Küçük bir Zico fotosu. Altında küçük harflerle Zico yoksa para da yok yazıyor. Haberin detayında hayal kırıklığına da uğrasam sonunda sırrı çözüyorum. Dile kolay, 25 sene olmuş.


90 yılı sonunda ansızın Gelişim Spor'un  yayın hayatına son verilince futbolseverler olarak uzun süre dergisiz kaldık. 90 ortası çıkan Spor&Spor ve aynı on yılın sonunda yayına başlayan, Tanıl Bora, Yiğiter Uluğ, Mehmet Demirkol önderliğindeki Radikal Spor bir nebze olsun heyecanımızı törpülese de hiçbiri Gelişim Spor'un bıraktığı tadı vermedi.




Memleketimin dergi fakirliğine artık alıştığımdan  her yurtdışına çıkışımda o ülkenin futbol mecmuasını ısrarla gazete bayiinden isterim. İspanya ziyaretine de bu yüksek beklentiyle gittim. Ne de olsa Son Avrupa ve Dünya şampiyonlarıydılar (2014 Haziranını baz alıyorum). Üstelik dünyanın en iyi ligine sahipler. Futbol dergisi için ayrı bir reyon açsalar şaşırmayacaktım. Hiçbir şey bulamasam İspanya'nın Kicker'i, yani meşhur dergileri Don Balon'u alacaktım. 


















Fakat ekonomik durgunluk ülke medyasını da vurmuş olacak ki Don Balon'un 36 yıl sonra geçtiğimiz sene kapandığını öğrendim. Gazete bayilerinde Ronaldo'nun İrina Shayk ile seksi pozlarını veren onlarca dergi bulunsa da tek bir futbol mecmuasına rastlayamadım.  


Madrid yanlısı Marca, Barça yanlısı AS ise Fotomaç, Fanatik sığlığından uzağa gidemeyen ve ancak "Ronaldo yeni evini pembeye boyattı" tipinden manşetler üreten saçmasapan gazetelermiş de haberimiz yokmuş. İspanyol futbol basınını Türkiye'den de beter bir durumda görünce umutsuzluğum arttı. İnternete sığındım. Neticesinde biri İspanyol olmak üzere iki adet bağımsız futbol dergisine denk geldim. Siparişimi verdim. Bu dergilerimizi sırayla tanıyalım.



Revista Libero:Bu dergiyi Arda Turan'lı kapağından evvel, sanki Dar alanda kısa paslaşmalar adlı Türk filmindeki "hayat futbola fena halde benzer" lafından ilham alınarak çekilmiş reklamlarıyla tanıdım. Revista Libero, Panenka ile beraber İspanya'nın  yegane alternatif futbol dergisi. Her sayısında kapak yıldızıyla detaylı bir röportaj yapılıyor. 






İstatistik bilgileri, illustrasyonlar ve sayfa yapısı Monocle'yi andırıyor. Görünüş olarak başarısını özgün içeriğiyle destekliyor. Böyle devam ederlerse İngilizlerin When Saturday Comes'ı ve Almanların 11 Freunde'sinin ardından Avrupa'nın en popüler  bağımsız futbol dergisi olabilirler. Abonelik internetten kolayca yapılabilmekte. Bir diğer dergi Panenka ise kağıda basılı formatın dışında, e-dergi olarak de abonelik şansı sunuyor.







The Football Pink: Güncel haberlerden çok futbol hikayelerine odaklanan bir dergi. Radikal Spor, bilhassa Tanıl Bora üslubunun hakim olduğu bir mecmua. Bir oturuşta yalayıp yutmaktan ziyade Radikal İki eki gibi tüm hafta(hatta tüm ay)boyunca yavaşça sindirilecek cinsten. Abonelik sistemi karmaşık. Üstelik dergi Türkiye'ye çok geç ulaşıyor(bana gelmesi iki ayı buldu). En akıllıca olanı e-dergisine abone olmak.



Dergi sadece İngiltere değil, tüm dünyadaki futbol hikayelerine yer veriyor