28 Mart 2014 Cuma

Gurbet Kuşu Sunar:Farklı mı Farklı Belediye Başkan Adayları

Biz de naif naif ‘seçime mi giriyoruz savaşa mı? Bu ne gerginliktir, komşular birbirine küs olmuş. Ahlar vahlar şu halimize’ diyorduk. Meğer gerçekten savaşa giriyormuşuz. Seçimler önceden, tüm gün oy oranlarının, açılan sandık sayılarının evin oturma odasında heyecanla takip edildiği bir şeydi, şimdi ise her ev sanki askeri karargah, heyecandan çok gerginlik ortama hakim olmuş. Seçim sonuçları ne olursa olsun bir kere milletçe çok büyük zarardayız. Haydi bir kez olsun politik, ekonomik ya da devlet açısından düşünmeyelim, kendi açımızdan düşünelim. Diyelim ki, seçim sonuçları açıklandı, o veya bu kazandı, seçim bitti. Ama maalesef artık halk birbirine düşman edildi. 
En ufak bir durumda millet birbirini boğazlamaya hazır halde dolaşıyor ortalıkta. İşin kötüsü hakikaten çok kötü ya da yanlış bir şey yapılmasına dahi gerek yok, yalan dolan, kumpas, komplo teorisi üretmekten, komşusuna  bir günaydın, iyi günler diyemez hale geldik. En büyük zarar da bu oldu.

Neyse çok uzatmadan, seçimlere girilirken, diğerlerine nazaran farklı kimlikleri olan belediye başkan adaylarımıza şöyle bir göz atalım dedik. Yaptığım kısıtlı bir araştırma sonrası, size yerel seçimlerin en değişik belediye başkan adaylarını kısaca tanıtayım.  Hainlikle uyanıp, namussuzlukla kahvaltı edip, tapelerle tivitır mivıtırla günü geçirip, paralelle yatağa girdiğimiz şu günlerde, mevzudan çok da kopmadan ama birazcık mesafeyle bakarak, şöyle bir liste hazırladım.


Eşcinsel Belediye Başkan Adayı: Can Çavuşoğlu, Bağımsız, Bulancak, Giresun


Can Çavuşoğlu, aslen Bulancaklı ya da Giresunlu olmamasına rağmen Bulancak’ı çok sevmiş ve oradan belediye başkanlığına adaylığını koymuş. Amerika ve Kanada’da eğitim gördüğünden Bulancak’ı Miami yapma, Amerikan sermayesini çekme planları var. Emin değilim ancak ‘oylar bölünmesin’ diye olsa gerek, ya da belki de Topal Osman’ın delikanlı torunlarının hakaret ve göz korkutmaları ‘aman çizdirmeyelim kestaneyi’ algısı yarattığından adaylıktan çekilmiş. Eşcinsel belediye başkanına sahip bir şehirde (Berlin) yaşamış biri olarak, açıkçası başkanın eşcinsel olmasından kaynaklı belediyeye dair herhangi bir sorun yaşamadım. Tam aksine, hizmet alması gereken bir çok farklı gruba hizmetin gittiğine şahit oldum. Zaten bir insanın hemcinsini ya da karşı cinsini sevmesiyle, belediyecilik arasındaki ilişkiyi açıklayabilen beri gelsin.  Kendisini ve durumunu şöyle izah ediyor: “Bekarım, maddi durumum gayet yerinde. Demek ki; artık çalmaya, çırpmaya, ihaleye fesat karıştırmaya akraba kayırmaya son. Hiçbir partiyle ilişkim yok. Hiçbir cemaat, cemiyetle ilişkim yok. Gelin Türkiye 'nin ilk eşcinsel belediye başkanını hep beraber seçelim. Ama seçilmesem de ben gönüllerin başkanı olmaya hazırım. Bu da Bulancak'a ve her başkana nasip olmaz"

Herkes hayatı boyunca hep düzgün (!) yaşayacak, hep doğruları (!) yapacak değil ya, bu arkadaşımız da alkol batağına saplanmış, tedavi görmüş; komando olarak askerlik yapmış, sonunda vicdani redçi olmuş. Uzun uzadıya anlatmayım, ilgilenenler hakkında yapılmış bir röportaja buradan ulaşabilir. 

Ermeni Belediye Başkan Adayı: Kayuş Çalıkman Gavrilof, HDP, Adalar, İstanbul


Esasında HDP, Şişli’den de Ermeni olan Kenan Yenice’yi aday gösterdi. Adalar’ın farklılığı sadece başkan adayının Ermeni olmasından değil, başkan ve meclis üyeleri adayları arasında Türk de var Rum da hatta Amerika kökenli de ve tamamı kadınlardan oluşuyor. Temel hedefleri ise: "Çok dilli belediye hizmeti, orman ve kıyıların ranta peşkeş çektirilmemesi.
"Kentsel hak olan sağlık, eğitim, ulaşım hakkının sağlanması.
"Genç, kadın ve çocuklara kendilerini geliştirebilecekleri olanakların ücretsiz verilmesi.
"Kediler, köpekler, atlar, kuşlar ve tüm orman canlılarının yaşam haklarının korunması.
"Hakça yönetilen temiz, yeşil, ucuz ve huzurlu kısacası insanca yaşam."

Esasında bir seçim bölgesinde tüm adayların kadın olması, erkek egemen bir toplumda yaşadığımıza kanıttır. Çünkü bu durum, bıyıklı düzene karşı bir başkaldırıdır. Sevgili Aydın Engin abimizin ‘şimdi adalarda seçmen olmak vardı’ diyip gerisini getiremediği ve Adalar belediye başkan adayı ve ekibini anlattığı yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Kendini haşa berbat bir sokak çocuğu olarak tarif eden Aydın Engin abimiz, 12 kadın adayın bir anda gözlerini onun üstüne diktiklerini görür gibi olduğundan şarkının sonunu getiremediğini ve dilini düzelttiğini söylüyor. Umarım seçimi kazanırlar, ya da bundan sonra daha fazla kadın adayın katılımına katkıda bulunurlar. Ama biz de şarkımızı türkümüzü söyleyelim be Aydın abi, kimseye zararımız yok. Göreve geldiklerinde ilk icraatları bu şarkıyı yasaklamak olsa nasıl bakacağız birbirimizin yüzüne? Kayuş Hanım aynı zamanda 1909’da Adana’da yaşanan Ermeni katliamını tanıklarıyla anlatan Zabel Yaseyan’ın ‘Yıkıntılar Arasında’ isimli kitabının da çevirmeni, bunu da bir ek not olarak belirtelim.

Roman Belediye Başkan Adayı: İbrahim Zünbül, Bağımsız, Babaeski, Kırklareli

Toprağı bol olsun, Edirneli Deli Selim'in dediği gibi kırmızıyı seven, birbirini öven, düğün dernek eden, etsiz yemek yemeyen, çalgısız yaşayamayıp ölen roman vatandaşlarımızdan, nüfus memurunun azizliğine uğramış olması kuvvetle muhtemel İbrahim Zünbül, hep seçecek değiliz ya, bir de seçilen biz olalım diyip Roman nüfusunun çok olduğu Babaeski’den adaylığını koymuş. 30 yıldır lunapark işletmeciliği yapan İbrahim Zünbül, romanların genel olarak hayvan alım satımı, esnaflık, müzisyenlik, hammallık bir kısmının ise hurda toplayıcılığı yaptığını, vasıfsız gençlerin iş bulmakta zorlandığını belirterek iş imkanları yaratılmasının şart olduğunu söylüyor, biz de buradan kendisine başarılar diliyoruz.

Süryani Belediye Başkan Adayı:Fabronia Benno (Februniye Akyol), BDP, Mardin

Daha henüz 26 yaşında, Ahmet Türk gibi bilge bir insanın yanında eşbaşkan adayı olan Februniye, Midyat’lı Süryani bir aileye mensup. Artuklu Üniversitesi’nde Süryani Kültürü üzerine yüksek lisans yapıyor. Gerçi Februniye’nin adaylığı Süryani cemaati bölmüş, Süryani Demokratik Birliği Kadın Kolları Başkanı Şamiran İshak’ın adaylığı bekleniyormuş, sürpriz olmuş. Februniye’nin öncelikli hedefleri  kadın özgürlük mücadelesi, şöyle diyor kendisi “Çok bariz bir kadın ezilmişliği ve arka plana atılmışlığı halen devem ediyor. İlk yapılması gereken bir kadını bulunduğu yerde aktifleştirmektir’’. Yalnız, bir noktaya daha değineceğim, başkanlığa aday olmasını, önderliğin bunu işaret etmesinden dolayı olduğunu söylüyor. E güzel kardeşim, e genç kardeşim, sen halkın için, her halk için halka hizmet et, ihtiyacı olana elini uzat. Seni takdir eden eder zaten. Hele ki yanında Ahmet Türk gibi bir insan var, bunun kıymetini bil.




Engelli Belediye Başkan Adayları: Cenk Dolu, DSP, Tire, İzmir ve Semih Koç, SP, Gömeç, Balıkesir

Cenk Dolu, DSP Tire Belediye Başkan Adayı

Azınlık adaylara yer verdik, iyi güzel, şahsen tanımasak da bizim de içinde bulunduğumuz belli bir kesim, sempati de duyuyoruz azınlıklara mensup adaylara karşı. Peki ya engelli vatandaşların durumu? Oysa sayıları diğer azınlıklardan da fazla. Ama maalesef sallayanı yok. Kimse engelli vatandaşlara, bölücü ya da hain demiyor, ama doğru düzgün yaşamını idame ettireceği olanakları da sunmuyor. Bir çoğu ne sokağa çıkabiliyor, ne de devlet dairesinde ya da herhangi başka bir yerde işlerini halledebiliyorlar. Çünkü engelli yolu ya da merdiveni ya da onlar için özel bir uygulama yok. Oy pusulaları var, oy kullanacaklar ama mesela oy kullanacakları okulun 3.katına erişemiyorlar.  İşte bu sebeple, Tire’den Cenk Dolu ve Gömeç’ten Semih Koç engelli adaylar olarak başkanlığa adaylıklarını koymuşlar. Keşke seçilseler, ama seçilmeseler de engellilerin durumuna dikkat çektiler bile. En azından seçilenler onları desteklesin.


Semih Koç, SP Gömeç Belediye Başkan Adayı

Transseksüel Belediye Meclis Üyesi Adayı: Öykü Özen, CHP, Osmangazi, Bursa

Listemizin son sırasında belediye başkan adayı olmasa dahi, belediye meclis üyeliğine adaylığını koymuş ve büyük ihtimalle seçilecek olan Öykü Özen var. Kısa adı Gökkuşağı olan, Travestileri Transseksüelleri Geyleri Lezbiyenleri Koruma Yardımlaşma ve Kültürel Etkinlikleri Geliştirme Derneği Başkanı Öykü Özen, seçilmesi halinde toplumdaki LGBT bireylere yapılan haksızlıklara karşı mücadele edeceğini söylüyor. Bu kadar LGBT bireyin olduğu ve acımasızca hor görüldüğü bir toplumda böyle seslere ihtiyaç var. Yürüyün be Öykü hanım kim tutar!

Derdimiz, propaganda yapıp, ismi geçen adaylara oy verilmesini sağlamak değil. Ancak bu insanlar, bu düzende sesi çok cılız çıkan insanlar. Gerçi esip gürleyenler de arap bacıya döndü o ayrı mesele. Derdimiz, biraz olsun bu değişik belediye başkan adaylarının sesinin duyulmasına olanak sağlamak, hepsi bu. Hadi hayırlı seçimler.


23 Mart 2014 Pazar

2014:Politik Bir İstanbul Macerası

Cumartesi akşamı Gurbet Kuşu'nın "kardeş memleket elden gidiyor sen hala evde makarna nasıl yapılır derdindesin" şeklinde ağır mesajını okuyunca aklımı başımı devşirdim. Günlük güneşlik geçeceği cumartesiden belli pazar günümü politika ile berbat etmeye karar verdim. Kuzey İrlanda'nın Bloody Sunday'inden beri Avrupa'nın gördüğü en politik pazar gününde Sarıgül Avcılar'dan vatandaşlara seslenecekken, HDP Kazlıçeşme'de Newroz'u kutlayacak, AKP ise Yenikapı'da "Yine yeniden milli iradeye saygı" eylemi yapacaktı. Lojistik sorunu ve bilhassa diğerleri kadar eğlence vaad etmediğinden Sarıgül eylemini bir kalemde eledim.

Planımı şu şekilde yaptım. Taksim'den sarılarla Topkapı'ya gelme. Kuşbaşı çok yakın gözüktüğünden Kazlıçeşme'ye yürüyerek varma. Akabinden sahile inip tekrar sarılarla RTE'nin minareler süngüüüü şiirine yetişme. Gayet şık. İtirazı olan?


Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. AKP binlerce belediye otobüsünü kendi mitingi için kullandığından Topkapı yönü felç durumdaydı. Allahtan çakal minibüsçüler Zeyrek, Kadın Pazarı derken geç de olsa beni son durağa bırakabildiler.


Evet. Topkapı'dan bile mitingin sesi duyulabiliyordu. Fakat aradaki labirent gibi mezarlıklar imanımı gevretmeye yetti. Aynı yerden üç kez geçip tipik Kürt usulü yere çömelip hüngür hüngür ağlayacakken bir grup sarı-kırmızı-yeşil poşulu genç imdadıma yetişti. Çocuklarla yolda kısaca muhabbet ederken Rojava'dan iltica ettiklerini öğrendim. 


Yol üstünde denk geldiğim Tarihi Merkez Efendi Köftecisi'nde yarım ekmek köftemi alıp karnımı doyurduktan sonra güç bela miting alanını bulabildim. Şanslıydım ki sahnede Selahattin Demirtaş vardı. RTE'nin aksine kıvrak ve espirili bir dille insanları coşturduktan sonra müzik, halay, zılgıt bombardımanı geldi.



Mitingin beni en çok şaşırtan kısmı ise İstanbul'da asimile olduğu düşünülen yeni jenerasyon Kürtlerin yoğunluğuydu.Yaş ortalaması neredeyse  Rock'N Coke konserine yakın olduğundan alandaki enerji, mizah, güleryüz ve heyecan üst düzeydeydi. Üstelik LGBT örgütlerinin verdiği destek ortamın rengini bir kat daha arttırmıştı. Bu renk cümbüşüne ancak Hindu festivalleri rakip olabilir.

Amca yanarken...




Sürreal

LGBT'den destek


Mahir'siz olmaz...

Kürdistan milli takımı forması pek revaçta olsa da, kiminin sponsorunun Nike, kimininse Adidas olması kafaları karıştırdı

Fakat aklım bir yandan da Yenikapı'daki eylemdeydi. Belediye sırf bu buluşma için denizi doldurup yaptığı "Miting Alanını" hizmete açmıştı. Fakat Yedikule sahilinde konuşlanan yoğun polis nüfusu ortamı gerdi. Doğru söylemek gerekirse bu sefer olayları göstericiler başlattı. İlk önce trafik lambalarını parçalayıp, sahil yolunda lastik yakıp ellerindeki dev taş parçalarını polise fırlattılar. Saldırmaya dünden razı polis çok beklemeden biber gazı ve tomayla hücüma geçti.  İki ateş arasından güç bela sıyrılıp sur içine zorla kendimi attım.


Olaylar: ön taraftan

Olaylar: Arka taraftan
 Burada yoğun polis önlemi ve trafiğin kapalı olması sebebiyle sessizlik hakimdi. Boş asfaltta yürümenin verdiği keyifle koşar adım Yenikapı yolunu tuttum...





Girişte verilen onlarca beleş hediye, mecmualar dikkatimi dağıtacakken sağa sola serpiştirilen dev ekranlar sayesinde miting alanına yaklaştığımı anladım.

Beleş mecmua buldum mu affetmem
 Bu mitingdeki ilk izlenimim Newroz'un tersine yaş ortalamasının çok yüksek olmasıydı.AKP uzun süredir genç nüfusu domine eden bir partiyken Yenikapı'da Fatih'ten yürüyerek gelen cüppeli ergenler dışında çok fazla genç nüfusun bulunmaması beni hayal kırıklığına uğrattı (Aslında bana umut verdi desek daha doğru olur)




Meydan en az Kazlıçeşme kadar kalabalık olsa da topluluğun tek tipli oluşu (ellerindeki dövizler dahil), düşük enerjisi ve en önemlisi mutsuzluğu benim de motivasyonumu düşürmeye yetti. Sahneye çıkan RTE her zamanki gibi Saraybosna, Mogadişu, Mekke ve onlarca islam şehrine, akabinde alfabetik olarak okuduğu İstanbul'un tüm ilçelerine selam yollayıp kalabalığı coşturmaya çalışsa da sonuç nafileydi.

Newroz'da Apo imgesi Yenikapı'da Uzun Adam miti.

Üstelik dört bir yana diktirdiği dev ekranlar sayesende kalabalığın çoğunun yüzü Uzun Adam'a bile dönük değildi. Sanat galerisi açılışındaki kokteyl havasını binle çarpın. İşte ortam tam olarak buydu.


Kalabalığın gaza gelemediğini gören RTE, joker hakkını bu sefer çok erken kullanarak mazlum edebiyatına başladı. "bu kardeşiniz okuduğu şiir yüzünden" şeklinde başlayıp...Minarelerimiz süngüüüüü" şiiriyle biten senaryoyu hepimiz çok iyi biliyoruz. Akabinde gelen Kılıçdaroğlu espirileri (Memur espirisi, onun dönemindeki SSK kuyrukları...) 60 yaş üzeri kuşağı çok güldürse de İstanbul'un çok dışından otobüslerle gelmiş olan çoğunluğun ("artık gidelim. şimdi yola çıksak geceye evde oluruz" demeleri kulağımdan kaçmadı) mitingi terk etmesine engel olmadı. RTE daha konuşmasının ortasındayken kalabalığın yarısını kaybetti.


İşin en trajik kısmı, miting boyunca adı hiç anılmayan Kadir Topbaş'ın  hizmete açtığı meydanın çimleri, daha yeni dikilmiş olduğundan üzerinde dolaşan insanlar yüzünden bir anda bataklığa dönüşmesi oldu. Bataklığa ayakkabılarını saplayanların hiç birinin yakınmaması ise olayın kendisinden bile daha trajikti.

Ali Sami Yen'in patates tarlası olduğu dönemleri hatırlatırcasına...

Dedelerin en çok güldüğü espiri bu oldu.

19 Mart 2014 Çarşamba

Evde Makarna Nasıl Yapılır?


Bu topraklar uzun zamandır, şu anki kadar kokuşmuş bir dönem görmemiştir herhalde. İç savaş isteyen bir başbakan, iç savaş isteyene ses etmeyen bir cumhurbaşkanı, başbakanı devirmek uğruna iç savaşı göze alabilecek başbakandan bile güçlü bir imam ve tek olumlu yanı iç savaş istememesi olan bir ana muhalefet. Yedek muhalefet ise daha önce bir çok kere iç savaşı körüklemiş olan bir Türk milliyetçisi. Sol mu dediniz? Ülkenin en güçlü sol partisi daha önce yaşanmış bir iç savaştan beslenen, iç savaşın mağduriyetinden başka söylem yaratamayan etnik bir parti. Böyle bir ortamda yatışmanın iki yolu var. Hamama gitmek veyahut yemekten bahsetmek. Biz ikinci şıktan ilerleyerek evde makarna yapımından bahsedeceğiz.

Maalesef hala iç savaş deyince aklıma Lübnan değil Amerika geliyor

Makarna makineleri evlerde daha çok koşu bandı muamelesi görür. Gaza gelinip parayı basarsınız fakat bir kereden fazla kullanılmaz. İlk hazırlanan makarnada genellikle büyük hatalar yapıldığından enerjiniz kaybolur. Bu aparat, kahve değirmeni, pizza keseceği, ekmek kızartma makinesi ile beraber dolabın en kuytu köşesine kaldırılır, çürümeye yüz tutar. Fakat benim gibi hamur işi aşığı iseniz; değil börek çörek, çiğ hamuru bile leblebi gibi yutanlardansanız; sarımsaklı yoğurt ve tereyağlı makarnaya mantı muamelesi yapanlardansanız; taze makarnanın tadını bir kez aldınız mı iflah olmanız mümkün değildir. Tarifimizi fotoroman formatında anlatmaya başlayalım

1.En önemli mesele uygun fiyata, kaliteli makarna makinesi bulmak. Benimkisinin markası Titania. İtalyan malı. Eminönü'ndeki Fermo isimli dükkandan aldım. Fiyatı 100 TL. Aletin ağırlığı beni tatmin etti. Ayrıca ravioli gibi farklı türleri yapmaya imkan veren ilave aparatları da satılıyor. Ben almadım. Hemen arka sokakta (Hasırcılar caddesi) 5 TL ye mantı makinesi satılırken ravioli aparatına 75 tl vermek aptallık olurdu.

2. Sıra geldi hamuru hazırlamaya. Genellikle makarna hamuruna su yerine yumurta koyuluyor. Biz defalarca denedik ve en iyi oranın, 300 gram una 3 yumurta, bir yemek kaşığı zeytinyağı, bir yemek kaşığından az tuz olduğu kanaatine vardık. Hamuru 15 dakika yoğurduktan sonra küçük parçalara bölüyoruz ve makinenin  hamuru inceltme bölümünde kademe kademe inceltiyoruz.(Buradan bakınız)

3. Hamur son kademeye kadar inceltilince yukarıdaki görüntü oluşuyor. İlk denememizde hamuru açar açmaz makinenin ikinci bölümüne koyup şekil vermiştik. Fakat böyle yapınca makarnalar birbirine yapıştı. 

4.İnceltilmiş hamuru 5-10 dk. çamaşır asar gibi asarsanız bir nebze olsun kurur. Bu da makarnaların yapışmasını engeller. (Çoğu internet sitesi bu fotodaki gibi hamura şekil verdikten sonra aslayı önermiş. Bana göre şekil vermeden asmak daha zahmetsiz)



5.Bir diğer püf nokta ise  hamura şekil vermeden önce bolca unlamanız gerektiği. Makarnanın üzerindeki unlar suyuna da lezzet katıyor. Bu suyu domates sosunda rahatça kullanabilirsiniz.



6.İşte hafif kurutulmuş, bolca unlanmış, birbirine yapışmayan makarnalar.



7.Ama sadece bol unlama ve kurutmayla kalsa iyi, uykusundan yeni uyanmış meraklı bir kedi bile minicik patileriyle bir çuval inciri berbat edebilir.



8.Makarnamız haşlanmaya hazır. Taze olduğundan, marketlerde satılanın aksine en fazla üç dakika içinde rahatça pişiyor.

9.Biz fesleğenli, sarımsaklı, domates sosu ve üzerine peynir rendesiyle servise hazırladık. Ama sade bile yense hayal kırıklığına uğratmıyor.


 Afiyet olsun.....