30 Haziran 2014 Pazartesi

Granada Gezi Rehberi: Elhamra Sarayı I - Pratik Bilgiler

Neyzen Tevfik'in bir haşlanmış yumurtaya değişmem dediği, Yahya Kemal'in ise hayran kaldığı Elhamra Sarayı, kanımca Granada'nın ilk başta görülmesi gereken yeridir. 11.yy’da Nazari Emirleri için yapımına başlanan Elhamra Sarayı'nı enine boyuna anlatacağım bu yazı dizisinde ilk bölüm, sarayın genel çevresi, ulaşım ve ziyaretiniz öncesinde ihtiyaç duyabileceğiniz diğer pratik bilgileri içeriyor. Elhamra'nın içini diğer bölümlerde anlatacağım.
Başka bir açıdan Elhamra Sarayı
Elhamra’nın güzelliği sadece sarayların mimarisinden, bahçelerin genişliğinden değil; bir bütün halinde, tepelik konumundan, manzaralarından, düzensizliğinden, renklerinin uyumundan ve efsanelerinden kaynaklanıyor. Kuş seslerinin su seslerine karıştığı bahçeler, avlular ve havuzlar; Roma mimarisinin islam mimarisiyle yoğrulduğu kemerler, sütunlar, tavan işlemeleri, çeşmeler, hamamlar vs. bir ve aynı amaca hizmet ediyor: Dünya üzerinde cennetvari bir yer yaratmak.Yüzyıllar boyunca o kadar yağma yıkmaya rağmen yine de Elhamra Sarayı dönemin tipik İslam mimarisinin en güzel örneklerinin ortaya konulduğu bir yer olarak kalabilmiş. Yok Elhamra aslında şu demek, yok bu anlama geliyor gibi, internette farklı farklı bir sürü tanım vardı. Hiç birine tam itimat edemediğimden, etimolojisine girmeyeceğim.
Manuel Gomez Moreno'ya ait, son Emir Boabdil ve ailesinin Elhamra'yı ve Granada'yı terk edişini tasvir eden tablo
Ulaşım
Yürüyerek: Elhamra'ya yürüyerek iki farklı yoldan varabilirsiniz. Birincisi, şehir merkezindeki Plaza Nueva'dan, Cuesta Gomerez (Gomerez Yokuşu) boyunca yaklaşık bir 15 -20 dakikalık ağaçlar altında hoş bir yürüyüşün ardından Elhamra Sarayı'nın gişelerine varabilirsiniz. Diğer alternatif ise, Paseo de Los Tristes'in sonundan Elhamra'ya doğru çıkan Cuesta de Los Chinos'tur (Çinli Yokuşu).
Araçla: Merkezden 30 ve 32 numaralı minibüslerle Elhamra'ya ulaşmak mümkündür. Kendi arabasıyla gelmek isteyenler için ise yol biraz daha karmaşıktır, gişelerin hemen yukarısında park yeri vardır.
gişeler
Elhamra Sarayı'na varmak için Cuesta de Gomerez’den (Gomerez yokuşu) çıkarak önce Floransa tarzı Puerta de las Granadas (Nar Kapısı)’dan geçilir. Bu kapının üzerinde nar kabartmaları bulunur. V. Carlos’a kıyakçılıktan geçtiği her şehre onun anısına bu tarz kapılar yapılmış. Bunlardan en meşhuru ise kendisi olmadığı halde ismi kalmış, Madrid’deki Puerta del Sol (Güneş Kapısı)’dur. Bu da ön yüzünde güneş olduğundan o isimle anılmış.
Puerta de Las Granadas (Nar Kapısı)
Buradan iki yol vardır, sağ taraf sizi Bermejas Kuleleri'ne çıkarır, siz düz yukarı vuracaksınız. Neyse koru boyunca yürüyüşe devam ettiğinizde bu sefer de sol tarafınızda, ihtişamlı Puerta de la Justicia (Adalet Kapısı) ve çeşmesini ve biraz ilerisinde, daha önce Bib Rambla Meydanı’nda bulunan, şu anda atıl halde buradaki koruya terk edilmiş Bib Rambla Kapısı’nı göreceksiniz.
Yerinden edilmiş ve bir hurda gibi araziye atılmış Bib Rambla Kapısı
Elhamra ziyareti
Elhamra Sarayı sabah, öğlen ya da akşamleyin ziyaret edilebilir. Farklı bilet ve tur grupları vardır, ancak Elhamra’yı komple gezmek zannımca yapılması gerekendir. Biletler internet üzerinden, Elhamra'nın gişelerinden ya da şehir merkezindeki Elhamra dükkanından alınabilir. Biletler için önceden rezervasyon yapılmalıdır aksi halde Granada’ya gelip, Elhamra’yı göremeden geri dönebilirsiniz. Bilet bulamayanlar için denenebilecek bir yol daha vardır.  Sabah ve öğlen turu başlamadan yaklaşık 30-45dk önce gidip kuyruğa girerek şansını denemek. Nazari saraylarının ne zaman gezileceği, bilet üzerinde yer alır ve muhakkak o saatte gezilmelidir. Gezme planınızı ona göre ayarlamanız gerekir.

Tarih

Elhamra Sarayı'nın yerinde Vizigot kalıntıları bulunuyor. Bu da oranın daha önceden kale olarak kullanıldığına işaret. Bir arkadaşın arkadaşının anlattığına göre Sultan yaşı geçkin dul bir Vizigot kadınına gönlünü kaptırıyor. O kadın da 'Seninle evlenirim ama üzerime yapacaksın. Sarayı üzerime yap’ diyince Sultan’da hayhay gülüm deyivermiş ve Elhamra sarayını eski vizigot kalıntılarının üzerine yapmış. Neyse, burası işin geyik kısmıydı.

Granada'nın Katoliklerce 1492 yılında fethinden sonra, Elhamra'ya büyük zarar verilmiş. Ancak günümüze kadar ayakta durabilmesini sıradan bir askere borçlu. Napolyon'un orduları Granada'yı terk ederken, zaten yağmalayıp bir kısmını yıktıkları Elhamra Sarayı'nı komple patlatacakları sırada, bir asker çıkıp kabloları kesiyor ve o meçhul askerin kahramanlığı sayesinde, saray günümüze dek varlığını sürdürebiliyor. 
Washington Irving'in 1832'de basılan Elhamra Hikayeleri kitabının kapağı
Napolyon'un işgalinden sonra koskoca Elhamra yalnızları oynuyor. Her türlü itin, uğursuzun, kanun kaçakçısının barınağı oluyor, sarayın muhteşem odaları evsizlere yuva, koyuna keçiye de ağıl oluyor. Daha sonra, 19.yy’ da ABD'nin Madrid büyükelçiliğinde çalışan, romantik yazar Washington Irving, Sevilla'dan eşek sırtında romantik bir yolculukla Granada'ya gelip, Elhamra Sarayı'na hayran kalıp, bir odasına yerleşiyor. Burada ne kadarı gerçek ne kadarı atmasyon bilinmez, Elhamra'nın hikayelerini yazıyor. Irving allandıra ballandıra anlatınca da 19.yy sonlarında ilk turist kafileleri damlamaya başlıyor. Bunun üzerine hemen turist rehberliği piyasası oluşuyor ve Çingeneler kralı, çeribaşı Chorrohumo, her şeye 'ay ne romantik' diyen turistleri gezdirmeye başlıyor. Uzun bir süre şehrin parkı gibi kullanıldıktan sonra, yetkililer bu işten para kazanılabileceğini akıl edince, saray müzeye çevriliyor ve şu anda İspanya'nın en çok gelir getiren tarihi ve turistik eseri oluyor.
Chorrohumo Elhamra'da
Elhamra Sarayı genel olarak en eski kısmı olan Alcazaba, Nazari sultanlarının görkemli saraylarının bulunduğu nazari sarayları ve Partal ve Generalife Bahçeleri olarak üç kısma ayrılabilir. Bunların her birini gelecek yazılarda ayrı bölüm halinde tanıtacağım.

25 Haziran 2014 Çarşamba

Madrid:Beyaz Şehir

Bloğumuz yayın hayatına 2010 dünya kupasından bir ay sonra başladığından, bu ilk dünya kupamız. Evvelinde gelen 15 günlük tatilin de yardımıyla yazıları bu ara biraz boşladım. Farkındayım. Allahtan bu süreçte Gurbetkuşu disiplinli bir çalışma ile Granada’nın detaylı serisini yaptı da  Mayıs, Haziran’ı çok boş geçmedik. Geçen sene de aynı döneme tatil ve üstüne de Gezi olayları denk gelmişti. 

Sabahın köründe kalkıyorum. Program yoğun. Madrid’de sıkış tepiş iki gün geçireceğim. Bu yüzden çok sevdiğim Ali Sami Yen’e benzerliği nedeniyle pek merak ettiğim Vicente Calderon stadı turunu yapılacaklar listesinden eliyorum. 

Hık demiş burnundan düşmüş! Arda'nın bu stada çabuk alışmasına şaşmamalı.
Gezilecek müzeler listesinde çağdaş sanatı klasik sanata yeğlediğimden Reina Sofia’yı Prado’nun önüne alıyorum. Beleş saatlere denk getirebilirsem Jules ve Jim filmindeki hızlandırılmış Louvre turu gibi koşarak iki müzeyi de gezebilirim. Bir “yurtdışı seyahatleri klasiği” hayvanat bahçesi ziyaretini ise hem zamansızlıktan hem de Danimarka hayvanat bahçesinde katledilen zürafadan dolayı rafa kaldırıyorum. Boğa güreşi gibi bir derdim yok. Akabinde gideceğimiz Sevilla’da ise flamenkoyu teğet geçeceğim.

İlk gördüğüm gazete bayisinden bir  Marca alıyorum. İspanya’nın Fotomaçı. Real Madrid yanlısı yazılarıyla meşhur. Cumartesi Barnebeu’da veteranların maçı oynanacakmış. Real Madrid-İnter. Kadroda yok yok. Zidane, Zamorano, Roberto Carlos, Guti ve Figo....Diğer bir sayfada dünya kupasında oynayan Real Madridlilerin dökümü. Burnuma Türk aşağılık kompleksi kokusu geliyor. Başka bir sayfada büyük puntolarla “Maracana stadının çimcisi bir ispanyol!” başlığını görüyorum. Tamamdır bunların kompleksi bizimkilerle sidik yarıştırır. Hatta bir sonraki hafta İspanya Hollanda’dan 5 yeyince Marca gazetesi “dünya basını kırmızılar için ne dedi?” köşesi yapmıştı. Belli ki  Akdeniz’in en doğusundan  en batısına spor basını pek bir gelişme gösterememiş.  Dünya kupasına bir hafta kala İspanyollar şampiyon olacaklarından eminler. Alman milli takımının İtalya ile beraber en büyük belalısının başına ne gibi felaketler gelecek diye bütün sayfalarda sakatlık haberleri didikliyorum. Ama nafile. Yenilmez armada tam kadro. Bloğun suskun kalemşörlerinden Ülke’ye feysten yazıyorum. “İçimde bir sıkıntı var. Almanyla’da sakatlık olacakmış gibime geliyor!” Tezden cevap geliyor  “Allah belanı versin! Reus sakatlanmış!Ne uğursuz herifsin!Ağzını açma!” Süvari alayının gecikmesi gibi Ülke’nin kötü sportif  haberleri de büyük bir gelenek. Azizi hapise atmışlar!. Fener şampiyonlar ligine iki sene gidemiyor! Drogba cimbomda! Buna birkaç örnek.



 Madrid’e gelmek hiç aklımda yoktu. Asıl hedef Endülüs. Fakat çok sevdiğim Almodovar’ın kenti burası. Woody Allen için New York neyse Almodovar için Madrid o. Elimde Film Locations Madrid kitabı var. Hangi film nerede çekilmiş, sokak ismine kadar yazıyor.Gran Via’da yürürken Broken  Embraces filminde Judit’in, kör yönetmene geçmiş ile ilgili büyük bir itirafta bulunduğu Museo Chicote’yi görüyorum. 




Camdan içeri bakıyorum pek lüks duruyor. Yine Almodovar'ın Flower of my Secrets filmindeki Fnac apartmanı hemen ilerideki yüksek bina değil mi? Caddenin bittiği yerde ise Casillas’ın her kaldırdığı kupada boynuna İspanya (ya da Real Madrid) atkısı astığı Cibeles meydanındaki o meşhur heykel. Hediyelik dükkanına giriyorum. Madrid kartları bölüme bakıyorum. Mesut Özil'in kartını seri sonu ürünler bölümünde görünce duygulanıyorum. Khedira'yı alıp çıkıyorum.




Chicote'nin arkasında ise öğrenci işi bir tapasçı varmış. İsmi El Tigre. Defterime not düşmüşüm. İçeri dalıyorum. İnsan kaynıyor. Yerler peçete dolu. 




Dökülen içkilerden bar yapış yapış. 5 euroya dev  karışık tapasımı ve beyaz şarabımı söylüyorum. Pek lezzetsiz. Bir kilo ekmek, yarım kilo patates. Yarısını bile yiyemiyorum. Hele hele  Sevilla'dan  sonra buraya gelirseniz hiç beğenmezsiniz. 



Arka yollardan Malasena'ya doğru ilerliyorum. Calle Fuencarral'deki meşhur balık restoranına akşam için yer ayıracağım. Riveiro do Mino. Rezervasyon yok! Önce gelen oturur! gibilerinden birşey mırıldanıyor garson. Hemen yolun karşısındaki araya dalıyorum. Önümde küçücük bir meydan. Plaza de San Ildefonso. Sokakta sandalyeler. Jim Jarmusch'un sondan bir önceki işi Limits of Control'un ilk yarısı burada geçiyordu.  Beyaz şehir Madrid kamuflajı yaparcasına, uzun beyaz saçları ve beyaz pardesüsü ve beyaz kovboy şapkası ile Tilda Swinton, süzülerek  suskun kahramanımızın masasına oturur ve derki:




Bir ihtimal filmlerle ilgileniyor olabilir misin? Ben epey eski filmleri severim. Dünyanın otuz, kırk, yüz yıl önce nasıl göründüğünü görebiliyorsunuz. Kıyafetler, telefonlar, trenler, insanların sigara içiş şekilleri, hayata dair küçük detaylar.

Meydan beş yıl önceki  halinden bile farklı. Aslında tam da  bu yüzden bir yere gitmeden önce orada geçen filmleri izlemek çok zevkli. Şehre vardığınızda Tilda Swinton'un dediği gibi "otuz, kırk, yüz yıl önce nasıl göründüğünü görebiliyorsunuz". Şimdiki zamanla kıyaslıyorsunuz. Filmdeki sessiz kahramanımız da tıpkı benim yapacağım gibi Madrid'den sonra  trenle Sevilla'ya gidiyordu.





Tekrar Gran Via'ya çıkıyorum. Önümde Manhattan benzeri taştan gökdelenler. Amenabar'ın Open Your Eyes filmi geliyor aklıma. Noriega, Gran Via'nın bomboş caddelerde koştururken, yeniden çeviriminde (Tom Cruise'lu Vanilla Sky)  mekan olarak neden Los Angeles değilde New York'un seçildiğini anladım. Neyse efendim Gurbet Kuşu Metin'in yeni adıyla Hamon Metin'in "Plaza Mayör de ne mayörmüş " espirisiyle yaşlı İspanyol nineleri güldürdüğü Mayör meydanındayım. Her tarafta İspanya milli takımı reklamı...




Önümde çirkin İspanyol forması ile yaşlı bir dede. Halbuki sırtındaki numarasını Picasso'nun kübik üslubuyla çiziverseler. Şortun önüne İmerhan'ın da koluna dövmesini yaptırdığı Picasso'nun  boğa çiziktirmesini ekleyiverseler. 






Hollanda formasında Van Gogh'un tedirgin dokunuşu gelse.Bu sefer portakal değil de ayçiçeği sarısıyla çıksalar sahaya. İngiltere formasının tam göğüs kısmına ise makus dünya kupası talihinden ilham alarak Turner tablosundan fırlamış fırtınalara direnen bir yelkenli sahnesi eklense. Meksika Frida ile, İtalya  Da Vinci ile bu oluşuma katkıda bulunsa. Olmaz mı? Pek şahane olur.





Limits of Contol'deki suskun karakterimiz gibi Reina Sofia'dayım (Buradan bakabilirsiniz). Tıpkı onun gibi müze planına uzunca bakıyorum. Fakat onun tersine ilk durağı kübist ressam Juan Gris'in Violin'i değil Picasso'nun Guernica'sı. Beleş saatte girdim içeri ve sadece bir saatim var. Aynı duvarda Picasso ve Dali'yi görmek Madridlileri şaşırtmamıştır. Ne de olsa onlar Figo, Zidane ve Ronaldoyu aynı sahada izlediler. Duvarların Galaktikosu da bu olsa gerek. Benim gibi modern resimin kabesi bu müzeyi jet hızıyla gezerseniz Reina Sofia nasıldı diye soran bir arkadaşa ancak " Guernica da pek büyükmüş!" gibi bir cevap verebilirsiniz.

Müzeden çıkıyorum. Bembeyaz binalar. Real Madrid mi bembeyaz formasını bu binalardan almış, bu binalar mı beyaz duvarlarını Real Madrid'den. Tekrar Cibeles meydanından  geçiyorum. 2008 finali geliyor aklıma. Almanyayı yendiklerinde ne sevinmişlerdir bu çeşmenin başında. Daha geçen hafta Casillas Lizbon'dan getirmişti kupayı buraya.





 Sol meydanındaki ağaca saldıran ayı heykeli ne küçükmüş! bakışı attıktan sonra meşhur  churrosçuya  dalıyoruz. Chocolateria San Gines. Kerhane tatlısının bir gömlek altı  asrın hayalkırıklığı. Hemen arkamda gördüğüm "Maradona ve Christopher Lee bizim çurrosçuda!" fotosuyla hayalkırıklığım katlanıyor. 










Barselona'dayken Madrid deplasmanına geldiğinde çektirmiştir. Laf atan olmuş mudur acaba Maradona'ya! diye düşünüyorum. Churros tamam da çikolataya banarak yemek insanı bitiriyor. Yavanı lokmaya benziyor. Hamon Metin arasına peynir sıkıştırıp yiyormuş. Bence en verimli yeme şekli bu olsa gerek. Buradan çıkıyorum. Karşıdan karşıya geçiyorum. Büyük bir kapıdan içeri dalıyorum. Yine ispanyol formalı yaşlı bir dede. O ne! Plaza Mayör! Daire mi çizmişiz? Başladığımız yerdeyiz.




19 Haziran 2014 Perşembe

Midilli Adası'nda Günübirlik ya da Haftalık Yelkenli Tekne Turları

Midilli’de tatil yapacaksınız ve Molyvos’u, Plomari’yi, Agiassos’u görmeyi planlıyorsunuz. İyi, güzel, yalnız bu kadar mı? Midilli’de sadece tekneyle gidebileceğiniz ve tadını alabileceğiniz o kadar çok yer var ki.Midilli tatilinizi biraz daha uzatın. Uzattığınıza değsin!   

Günlük geziler: 
Genellikle teknemiz sabahleyin Midilli limanından hareket eder ve bir kaç saat yol aldıktan sonra sakin bir koya varırız. Siz burada yüzerken, güneşlenirken ya da etrafı keşfederken, biz de size tamamiyle adanın ürünlerinden oluşan öğlen yemeğinizi hazırlarız. Günün geri kalanında da isteklerinize göre turumuzu şekillendirebiliriz. Eğer illa ki ‘dolunayı da görelim’ demiyorsanız, akşama doğru dönüş yolculuğuna başlarız. Gün boyu taze meyve, meyve suyu, çay ve kahve ikramımızdır. İhtiyacınız olan şeyler, mayonuz, havlunuz, güneş gözlükleriniz, güneş kreminiz ve şapkadan ibarettir.


Midilliden ya da Petra’dan hareketle günlük turlarımız:
1.      Myrsinia adaları: Kuzey rüzgarlarından korunmuştur. Suyu berrak ve sahilleri kumsaldır. Bir çok harika koyak vardır. Scuba dalış da yapılabilir. Yeni başlayanlar için ideal, deneyimli dalgıçlar için ise cennet gibidir.
Myrsinia adaları
2.     Yera Körfezi: Yera körfezi boyunca küçük balıkçı limanları, yerleşkeler, köyler, sulak alanlar manzaraları.



3.      Tokmakia adaları: Karabatak, martı ve keçiden başka yaşayanı olmayan bu adalar Midilli’ye 14 km uzaklıktadır. Tertemiz sularıyla dalgıçlık ve şnorkel için çok uygundur.
Tokmakia adaları
3 yada 4 Günlük Yelkenli Tekne Gezisi:

 Tokmakia ve Myrsinia adalarını üs seçerek Lapsarna, Pochi, Nisiopi, Tsichliota, Chroussos, Apothika Kryfi Panagia’ya uğruyoruz. Yunuslarla yolculuk, ıssız sahillerde ateşin etrafında geceler ve leziz yemekler de cabası. 


5 Günlük Yelkenli Tekne Gezisi: 
5 günlük geziye bir de kaplıca ziyaretleri ekleniyor ve güzergahta Therma, Skala Polychnitos ve Sigri’de yer alıyor.

5 Günlük Midilli’nin Etrafı Gezisi: Genellikle Mytilene kasabasından yola çıkp, saatin tersi istikametine doğru gideceğimiz başlıca yerler Tokmakia adaları, Tsonia, Molyvos, Petra, Sigri, Tsichliota, Eressos, Chroussos, Apothika, Skala Polichnitos, Skala, Kallonis, Vatera, Kryfi Panagia, Plomari, Tarti, Myrsinia adaları, Tsilia, Yera Körfezi’nin girişi, Perama, Therma ve Skala Loutra olacaktır. Bunlardan başka bir çok harika ufak koy da sizi bekliyor.

Bunlardan başka 6,8 ve 10 günlük turlar da bulunmaktadır.Turlarınıza isteğinize göre herhangi başka bir aktiviteyi de ekleyebilirsiniz. Yapılabilecek diğer aktiviteler için buraya tıklayabilirsiniz. İletişim için: cemetink@gmail.com

Teknelerimiz Salona 38 ve Salona 42


16 Haziran 2014 Pazartesi

Gurbetkuşu sunar: Midilli Adası Alternatif Tatil Turları

Eğer siz de:

·     Tatilinizi Kuzey Ege’nin muhteşem güzellikteki, sakin ve huzur dolu Midilli adasında geçirmek istiyorsanız
·     Otobüslere tıkıştırılıp oradan oraya götürüldüğünüz bir paket tur değil, keyfinize ve isteklerinize göre düzenleyebileceğiniz bir programı tercih ediyorsanız
·     Sadece bronzlaşmak ve tabak kırmalı gece hayatı eğlencelerinden oluşan bir tatil anlayışı yerine, Midilli adasının doğasını, denizini, kültürünü ve lezzetlerini tanımaya önem veriyorsanız
·     Zaten süresi kısıtlı tatilinizde türlü türlü sorunlarla uğraşmak yerine, kafanızı dinlemek, derdinizi tasanızı unutmak ve hatta yeni şeyler öğrenmek istiyorsanız

benimle cemetink@gmail.com adresinden iletişime geçip, günlük ya da haftalık  'Lezzet ve Keyif Turları' ya da 'Sportif ve Maceraperest Turlar' hakkında daha detaylı bilgi alabilirsiniz. Katılabileceğiniz etkinliklerden bazıları:

Lezzet ve Keyif Turları:

Uzo turu: Ağzının tadını bilenler için uzonun anavatanı, ilk kez yapıldığı Midilli adasındaki farklı uzo imalathanelerini gezip, yapım süreci hakkında bilgi alıp, uzo tadımına katılabilirsiniz.


Yerel Lezzetler - Meze: Uzosu meşhur olduğundan ve uzo da tek başına gitmediğinden, Midilli mutfağı çok geniş bir meze kültürüne sahiptir. Denizden yeni çıkmış balığa, tarladan taze sökülmüş yeşilliklere, sebzelere; dalından koparılmış meyvelere ve bunlardan oluşan bir masaya kim hayır diyebilir? İşin güzel yanı, sadece yemek değil, nasıl yapıldığını öğrenmek isterseniz özel meze yapım kursları da düzenlenmektedir.

Eko-çiftlik ZiyaretiNektarios ve ailesi küçük bir balıkçı köyündeki  eko çiftliklerinde sizleri misafir etmeye ya da kalmaya  bekliyorlar. Bahçelerindeki malzemelerle hazırladıkları yemeklerin yanı sıra, sabun yapımından, arıcılığa ve bahçe bakımına farklı konularda atölyelere katılabilirsiniz.



Kaplıcalar: Midilli adası kaplıcalar bakımından zengindir. Adanın beş farklı bölgesinde şifalı kaplıcalar bulunur. Kaplıca keyfi, yenilenmeye ya da tamamiyle rahatlamaya ihtiyacı olan vücudunuza çok iyi gelecektir.

Şarap yapımı: Üzümler artık şarap olmaya hazır hale geldiğinde, 29 Ağustos - 5 Eylül arasında Yannis ve Willem sizlere şarap yapımını gösterecek ve dilerseniz kendi şarabınızı yapma imkanı tanıyacak.  

Mozaik Sanatı Atölyesi: 3-10 Ekim tarihleri arasında yapılacak mozaik sanatı atölyesine mozaiğe ilgi duyan herkes katılabilir. Mozaik ustası Tunde, sizlere mozaik sanatının inceliklerini uygulamalı olarak anlatacak.

Sportif ve Maceraperest Turlar:

Yelkenli Tekne Turları: İster deneyimli bir denizci olun, ister ilk kez yelkenliyle seyehat ediyor olun, Midilli ve civarında yapacağınız yelkenli turu bambaşka bir deneyim olacaktır. Midilli’ye ve diğer Ege Adaları’na yelken açmak istiyorsanız deneyimli ekibimiz ve teknelerimiz size unutamayacağınız bir tatil fırsatı sunuyor. Midilli’nin bakir koylarına ve etrafındaki adalara günlük geziler de düzenlenmektedir. Yatlar hakkındaki detaylı bilgi için yukarıda verdiğim email adresinden bana ulaşabilirsiniz. Midilli'deki yelkenli turlar hakkında Milliyet gazetesinde çıkan bir yazıya buradan ulaşabilirsiniz. 






Balıkçılık: Yelkenliyle yola çıkıp ağ ya da olta atmamak olmaz. Balığı sadece yemenin değil, tutmanın da keyifli olduğunu bilenler için, ister ekibimizle, ister yerel balıkçılarla birlikte özel bir tura katılabilirsiniz.

Scuba Dalış: Su altındaki dünyayı keşfe var mısınız? Scuba dalış merkezindeki uzman eğitmenlerle birlikte ister deneyimsiz ister ustası olun, haydi denizin güzelliklerinin tadını çıkarmaya.


Deniz Kanosu: Midilli adasının kristal gibi berrak sularında, büyük teknelerin giremeyeceği saklı koyaklara girmek, adacıkları keşfetmek için isteğinize göre ayarlayabileceğiniz deniz kanosu turları mevcuttur.  


Doğa Yürüyüşü ya da Eşek Turu: Midilli’nin dağları, tepeleri, dereleri, koyları, antik patikaları ve manzaraları sizleri bekliyor, ister yürüyerek, ister eşek sırtında. Artık karşınıza koyun keçi mi çıkar, kaplumbağa mı, kertenkele mi yoksa bir şahine mi rastlarsınız, orası da sürpriz olsun.




Dağ Bisikleti: Form durumunuza göre kolay, orta ya da zor turlardan birini seçip zeytinliklerin ve çam ormanlarının arasında Ege Denizi ve koyları manzarası eşliğinde dağ bisikleti turu yapabilirsiniz.



4x4 Jip Safari: Midillinin dağlarında farklı rotalar yapabilirsiniz. Volkanik batı turu, zeytinlik ve çam ormalarıyla dolu yeşil güney turu ya da Yera körfezini içine alan bir güney-doğu turundan birini seçip Midilli adasını farklı açılardan görme şansına sahip olabilirsiniz.

Kuş Gözlem: Midilli adası kuş gözlem açısından zengin olanaklar sunar. 56 adet doğal ve 7 adet yapay sulak alanıyla, Ege Denizi’ndeki en özel kuş gözlem yeridir. Sadece Kalloni Körfezi civarında 120 adet tür kayıt altına alınmıştır. Kuş gözlemcileri için eşsiz bir yerdir. 



  
Jeoturizm: Sigri bilgesinde bulunan taşlaşmış ormanın yaklaşık 20 milyon yıllık bir geçmişi vardır. Taşlaşmış orman jeolojij, paleontolojik ve çevresel önemi yüzünden koruma altına alınmıştır. Midilli florasını ve fosil alanlarını görebileceğiniz bu gezi Midilli Müzesi yetkilileri ile ortaklaşa düzenlenmektedir.