1 Şubat 2015 Pazar

Azarcı Esnaf

Geçen ay Emir Kipleri bölümümüzde(buradan bakabilirsiniz) İstanbul'un meşhur azarcı esnaflarından bahsetmiştik. Karşısındaki kibarlaştıkça zılgıtın dozunu artıran, müşterinin tahsil seviyesiyle doğru orantıda kabalaşan bu tip esnafın kökeninin Osmanlılara dayandığını düşünürdük. Heyhat yanılmışız! Yakın zamanda bitirdiğim Bizans'ın Damak Tadı kitabında geçen aşağıdaki komik hikayede, azarcı esnaf geleneğinin çok daha eskilere  dayandığın şahit oldum. Yazar, metni 12. yüzyılda Konstantinapolis günlük yaşamından önemli bilgiler sunan Prodomik Şiirler kitabından alıntılamış. Buyurunuz efendim:




Bir keresinde bu yolu aç susuz adımlarken kızarmış et kokusu burun deliklerime saldırdı, iç organlarımı harekete geçirdi, açlığımı yeniden kamçıladı. Kokuyu izledim ve kendimi kasap dükkanında buldum. Büyük bir şişte etle karşılaştım. Dükkancı kadının gönlünü okşayacak biçimde konuşmaya başladım:

"Efendim, hanımefendi, usta kasabın saygıdeğer karısı, bana sakatattan bir küçük parça, bir parçacık inek memesi, şişe geçirilmiş etten de koca bir dilim ver, şöyle kart tarafından, kemiğe yakın tarafından, yağsız tarafından..."

Güzel kadını gördüm, lezzetli eti gördüm; çabamın boşa çıkacağını, şeytanlıklarımın meyve vermeyeceğini bilmiyordum; onun haince niyetleri olduğunu bilmiyordum. Beni elimden tuttu, bana tabure getirdi, benim için sofra kurdu ve dedi ki,

"Otur efendi*, otur hukuk yalayıp yutmuş adam, otur koca feylesof..."

Benim için sofrayı kurdu, bana peşkiri verdi, dilimlenmiş etle dolu tabak koydu önüme. İlk lokmayı mideme indirdim, sonra ikincisini, sonra üçüncüsünü ve tam dördüncüyü kesmek üzere başımı eğiyordum ki, ansızın kafama bir parça bumbar fırlattı ve dedi ki:

"Ye bunu, mürekkep yalamış efendi, feylesoflar feylesofu, sakatat ve bağırsak savağı bekçisi! Bizim sıradan etimizi yiyeceğine, ne diye kendi mürekkebini içmiyorsun?"

*Yunanca autthentes, okumuş ya da meslek sahibi birine saygıyla hitap etme biçimidir.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder