18 Eylül 2015 Cuma

Midilli’nin değişiği: Ressam Teofilos Hacımihail

Sanatçı olmakla ya da yaratıcı olmakla hayatın birçok yanını boşvermişlik ne kadar birbiriyle alakalıdır? Stres yapmayın, hemen cevabını beklediğim bir soru değil. Ancak, bu mevzu çeşitli sanat dallarında böyle berduş, meczup, garip, yani, bir değişik tipleri gördükçe aklıma takılırdı. Sadece hayata boşvermişlik değil, aynı zamanda ensesine vurup ağzından lokmasını alabileceğiniz; suya götürüp, susuz getirebileceğiniz; kolaylıkla kekleyebileceğiniz bir çeşit çocuksu naiflik de hakiki anlamda sanatçı diyebileceğim insanlarda gördüğüm ortak yanlardan. Sizi bilmem ama, bu duruma ben ve Abdullah Gül gerçekten hayret ediyoruz. Midillili halk ressamı Teofilos Hacımihail de, henüz hayat hikayesini bilmeden evvel, eserlerindeki bu naifliğin çekiciliğine kapıldığım insanlardan birisi.
Teofilos Hacımihail
Hayatı hakkında bilgi edindikçe daha da ilgimi çeken, fanilası, siyah püsküllü garnizon takkesi, yün etek ve çorabı, kırmızı ponponlu deri ayakkabısı ve kuşağıyla yunan askeri Evzon gibi, hiç yanından ayrılmayan bir kedi ve bir köpekle dağ bayır dolaşan, çınar kovuğunda yazları geçiren, çoluk çocuğun dalga geçtiği, bir somun ekmek ya da şarap karşılığında her mekanı tuval olarak kullanabilen bu garibi size anlatmaya çalışayım.
Karini'de bulunan, Teofilos'un yazları geçirdiği çınar kovuğu 
Karini'deki kahve duvarına çizdiği, silinmeye yüz tutmuş resimler
1873 yılında Midilli’nin Varia köyünde doğan Teofilos, daha 18 yaşına basmadan evi barkı bırakıp İzmir’e kaçıyor. O zamanın İzmir’i, Midillililer için taşı toprağı altın diyerek gidilen bir kozmopolit şehir. İzmir’de ne varsa, ne olup bitiyorsa, hemen aynısı Midilli’ye de geliyor. Midilli ve İzmir arasındaki kültürel ve ticari bağlar şimdikinden çok daha fazla.  Orada bir süre kavaslık yani kapı muhafızlığı yaptıktan sonra, söylentiye göre kanlı bıçaklı bir mevzudan dolayı oradan da Volos’a kaçıyor. Şimdilerde müzik köyü ile meşhur Pilio’da on iki yıla yakın kalıyor. Onu koruyup kollayan Giannis Kontos’un evi ise günümüzde Teofilos müzesi olarak hizmet veriyor. Sonrasında ise tekrar kendi topraklarına, Midilli’ye dönüyor. Maddi açıdan sıkıntılı bir hayatın ardından, 1934 yılında, 61 yaşında küflü yemekten zehirlenerek ölüyor.
kahveci
Hayatının dönüm noktası, 1920’li yıllarda Paris’te yaşayan Midillili sanat eleştirmeni Efstratios Elefteriadis’in (Teriade) onu keşfetmesi oluyor. Teriade Midilli’ye döndükten sonra, ailesiyle birlikte Floransalı Mediciler gibi Teofilos’a kol kanat geriyor. Yiyeceğini, içeceğini, yatacak yerini tedarik ediyor. Karnı doyup altı kuru olan Teofilos bu altı yıl içerisinde 120’den fazla eser veriyor. Eserleri Paris’te sergilense de, uluslararası sanat çevrelerince tanınsa da talihsiz Teofilos’un ömrü sergiyi görmeye ve meşhur olmanın ekmeğini yemeye yetmiyor.  
Midilli sokaklarında Andy Warholvari Teofilos grafitisi
Gelgelelim resmine, sanatına. Tam da adamı anlatıyor ya neyse. Okumuş yazmış biri olmadığından, Teofilos kendi kendini yetiştirmiş. Ama tabi perspektif ve oranlar pek olmamış, teknik zayıf kalmış. Tarihi olayların aktarımlarında ve mekanlarda biraz değil bayağı uçmuş, olduğu gibi değil de kendi farzettiği şekliyle çizmiş. Bu demek değil ki eserleri yaramaz. Esas değerli olan, kanımca eserlerindeki içtenlik ve özgünlüktür, ki bir sanat eserinde ilk başta gelmesi gereken şeyler de bunlar olmalıdır. Teknik bir şekilde halledilir, halledilmese de olur.
Erotokritos destanından, Erotokritos ve Arethousa
Boya niyetine doğadaki bitkileri, bezir yağı, süt, yumurta gibi maddelerle karıştırarak hazırladığı şeyleri kullanmış. Formülü de kimseye söylememiş.

zeytin hasadı
Gündelik hayat, tarihi olaylar, vatan sevgisi ve mitoloji bir çok eserine konu olmuş. Büyük İskender, İmparator Konstantinos, Kolokotrinis gibi önemli şahsiyetleri konu edinmiş.
 İstanbul'un fethi
Varia'daki Teofilos Müzesi
Teofilos’un eserlerini görmek isteyenler Midilli merkeze çok yakın olan, Varia köyndeki Teofilos müzesini ziyaret edebilir. Müze Teriade’nin bağışlarıyla 1964 yılında yaptırılmış ve Teofilos’un eserlerinin yanı sıra, Teriade’nin özel koleksiyonundan tabloları da içinde barındırır.

BONUS: 

1. Reşat Ekrem Koçu'nun Osmangazi'den Atatürk'e 600 yılın tarih panoroması (1955) kitabından ağaç kovuğunda yaşayan Çıplak Osman Dede: 'Hey Murad, dul ananı bana ver!!'


2. Çınar kovuğunu mesken edinenler yazısı, burada

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder