28 Eylül 2015 Pazartesi

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 3

Elias Petropoulos'un Rebetiko kitabının korsan çevirisinin tefrika halinde yayınlanmasına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Elias Petropoulos hakkındaki tanıtıcı yazı, 1. bölüm ve 2.bölüm için tıklayınız. Bu bölümde ise Rebetiko argosu ve cinsel ilişkiler konu ediliyor.

Argo: Rebetlerin argosu modern Yunanca’nın gramer, sözdizimi (sentaks) ve kelime dağarcığına dayanır. Bunun yanında da Venediklilerin ve Türklerin katkısı büyüktür. Bunun açıklaması gayet basittir: Venedikliler 1204’teki İstanbul’un yağmalanmasına kadar (4. Haçlı Seferi) Ege’deki ticareti elinde bulunduruyordu daha sonra da 1453’te Osmanlı’nın İstanbul’u fethetmesiyle tüm bölge 1. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Osmanlı egemenliğinde kaldı. Bunların yanı sıra, Akdeniz’in denizcilik terminolojisi her zaman için Venediklilerin hakimiyetindeydi ve rebetler her zaman denizcilerle yakın ilişkiler içinde oldular. Modern Yunan argosu aynı zamanda Arapça ve Arnavutça kelimeler de barındırır ancak Slav kökenli kelimeler tamamiyle unutulmuştur.
E. Petropoulos'un dünyada örneği olmayan eşçinsel ve travesti argosu kitabı 'Kaliarda'nın kapağı.
Modern Yunan argosunun farklı seviyeleri vardır: ağır, uzman bir kelime dağarcığından başlar, gündelik popüler dille sonlanır. Aynı zamanda, farklı kastlar tarafından (mahpuslar, uyuşturucu kullanıcıları, askerler vs.) üretilen bir çok paralel mikro-argo vardır. Konuşma şekline bakıldığında, rebetlerin hususi argosu modern Yunan diyalektinin en güzelidir. Rebetler bir çok kelimeye sesli harfler ve heceler ekleyerek yavaşça ve vurgulu bir biçimde konuşurlar. Ancak burada ilginç bir hadise vardır: Rebetler aşiretin hiyerarşik yapısı içinde yükseldikçe, argoyu bırakma eğilimi gösterir. Çeribaşı asla argo söz söylemez. Zaman zaman genç mahpuslar ters-argo· konuşurlar.


1920 ve 30larda revülerde oynayan komedi aktörü Petros Kyriakos, Rebetiko argosundan örnekler verdiği 'Manga'nın Sözlüğü''nü söylüyor. 

Modern Yunan argosunun tatmin edici bir sözlüğü henüz yoktur zira akademisyenlerimiz bu tip şeylere zaman harcamaya tenezzül etmemektedir. Ancak, sözlük hazırlayanlar için şu aşikardır: Modern Yunan argosu için önemli olan kelime dağarcığı değil sözdizimidir. Ayrıca el hareketleri de önemli yer tutmaktadır, çünkü işaret dilinin kullanımı sadece sağır ve dilsiz ya da Trappist keşişlerle·sınırlı değildir. El hareketleri rebetler arasında vurgulama, cümleyi renklendirme ve söylenen sözü doldurma amacıyla kullanılırdı. Doğal olarak, gizli işaretler gibi, her biri kendi şifreli anlamına sahip ortak bir işaret dili vardı.

Cinsel İlişkiler: Rebetler yadsınamaz biçimde şehvetli ve cilvebazdı. Bize kadar gelen rebetika şarkılarının yarısı aşkla ilgilidir. Ne var ki, erotizm tamamıyla yoktur. Doğrudan doğruya cinsel içerikli olan üç veya dört rebetika şarkısı bulabildim. Bunlardan birinde “Bızırının deliğine bakmak istedim” dizesinde halka ait (demotik) bir şarkı olduğunu  sezebiliriz. Bir başkası, hapishanedeki eşcinsel aşka gönderme yapmakta; üçüncüsü ise alegoriktir. (Bir kadının “lulu” köpeğinden bahsetmektedir, yani cinsel organlarından). O dönemde bir sansür olmadığı halde, rebetikanın erotik duyarlılığının bu ahlaki kamuflajının sebebini bilmemekteyiz.

Roza Eskenazi 'Ginome antras' isimli şarkıda kabadayı gibi davranan bir kadınla sevgilisi başka bir kadının ilişkisinden bahsediyor.

Rebetlerin aşk hayatı iki kutupludur: Kadınlar ve genç erkekler. Geleneksel anlamda, rebetin cinsel adetleri radikaldir. Öncelikle, evlilikten nefret eder ve serbest aşkı tercih ederdi. Rebetlerin dünyasında, zina ne bir suç (ceza kanununda olduğu gibi) ne de günahtı. Ne zaman  bir çift birlikte yuva kurmak istese, bunu ne bir papaza ne de sicil memuruna danışarak yapardı. Kalıcı resmi olmayan bu birlikteliğe kapatma adı verilirdi. Hem kelimenin kendisi hem de ilişkinin doğası İstanbul kabadayılarına aitti. Osmanlı bağlamında, kapatma kurumu çokeşlilikle beraber varoldu. Rebetlerin ya da kabadayıların kapatma hadisesinde ise, kendimizi monogaminin alanında buluruz.    

 
Tokat doğumlu meşhur İstanbul kabadayılarından Şık Manol ve kapatması Rus Hanny

Yunanın ecdadı
Rebetler ayrıca eşcinsel ilişkileri hoş görürlerdi.  Bu antik döneme kadar giden bir gelenekti. Kuzey Avrupa, Akdeniz’in geleneksel eşcinselliğini anlamamıza yarayacak herhangi bir imaj ya da pratikten yoksundur. Onüçüncü yüzyılın büyük İranlı şairi Sadi bir keresinde nasıl genç bir adama aşık olduğunu anlatır. Ancak aşığı onu reddeder. Sadi aşık olduğu ile livata yaptığı arasında keskin bir ayrım yapar. Rebetler kadın görünüşlü erkeklere tiksintiyle bakar. Genç bir erkekle cinsel ilişkide bulunduklarında dahi, delikanlı tüm dişil rolüne rağmen erkekliğini korur.
Ecdat dön baba dönelim oynarken
Her çeribaşının evinde bir karısı ve tekkesinde bir oğlanı vardır. Türkçe bir kelime olan oğlan delikanlı, hizmetçi ya da livata yapılan anlamlarına gelmektedir. Almanca Uhlan da aynı kökten gelmektedir. Oğlanlar sıklıkla kanlı kavgaların kıskançlıkların sebebidir. Çeribaşı oğlanını kollar. Ona iş bulur, bir ev alır, evlenecek güzel bir kız bulmasını sağlar, çocuklarını vaftiz eder vs. Hapishanede, çeribaşının sultanası, diğer bir deyişle güzel delikanlısı varken, küçük rebetler de bazen diğer mahpuslarla (dişi kuş da denilen koteskότες) geçici ilişkilerde bulunur. “İyi Hırsızın El Kitabı”[12] isimli kitabımın bir bölümünü Yunan hapishanelerindeki günümüz eşcinsel ilişkilerle ilgili sorulara ayırdım.
Tarihimizden bir yaprak: Livatacı ve sırasını bekleyenler
Rebetler kadınlarla cinsel ilişkilerinde daha çok livatacalığı tercih ederdi. Livata geleneği bugün hala Yunanistan’da devam etmektedir. Yasaklanmış meyveden tatmayan pek az kadın vardır. Livatacı aşk (bir kadınla ya da bir delikanlıyla) kuvvetli dozda şefkat ve yüksek bir tekniği gerektirir. Yunanlılar (Türkler, Araplar ve İtalyanlar gibi) bu yeteneklere sahiptir. Livatacılık orta Avrupa’da olduğu gibi  nihai barbarlık değildir. Akılcılık, doğunun ruhuna girmekte çok kötü bir yoldur. Bu neden katolik ayinlerinde kullanılan ekmeğin tatsız undan yapıldığını, en çok aranılan Budist tılsımın ise Dalai Lama’nın kutsal dışkısından yapıldığını açıklar.



· Ters-argo (back-slang) herhangi bir kelimeyi tersten yazmak veya okumak anlamına gelmektedir. Ör: bıçak-kaçıb gibi. (ç.n.)
· Katolik olan Trappist keşişlerin konuşmayı bile meneden çok sıkı kuralları vardır. (ç.n.)

[12] Εγχειρίδον τού Καλού Κλέφτη (İyi Hırsızın El Kitabı), Digamma, Atina, 1979; Yenibasımı Nefeli, Atina, 1979

18 Eylül 2015 Cuma

Midilli’nin değişiği: Ressam Teofilos Hacımihail

Sanatçı olmakla ya da yaratıcı olmakla hayatın birçok yanını boşvermişlik ne kadar birbiriyle alakalıdır? Stres yapmayın, hemen cevabını beklediğim bir soru değil. Ancak, bu mevzu çeşitli sanat dallarında böyle berduş, meczup, garip, yani, bir değişik tipleri gördükçe aklıma takılırdı. Sadece hayata boşvermişlik değil, aynı zamanda ensesine vurup ağzından lokmasını alabileceğiniz; suya götürüp, susuz getirebileceğiniz; kolaylıkla kekleyebileceğiniz bir çeşit çocuksu naiflik de hakiki anlamda sanatçı diyebileceğim insanlarda gördüğüm ortak yanlardan. Sizi bilmem ama, bu duruma ben ve Abdullah Gül gerçekten hayret ediyoruz. Midillili halk ressamı Teofilos Hacımihail de, henüz hayat hikayesini bilmeden evvel, eserlerindeki bu naifliğin çekiciliğine kapıldığım insanlardan birisi.
Teofilos Hacımihail
Hayatı hakkında bilgi edindikçe daha da ilgimi çeken, fanilası, siyah püsküllü garnizon takkesi, yün etek ve çorabı, kırmızı ponponlu deri ayakkabısı ve kuşağıyla yunan askeri Evzon gibi, hiç yanından ayrılmayan bir kedi ve bir köpekle dağ bayır dolaşan, çınar kovuğunda yazları geçiren, çoluk çocuğun dalga geçtiği, bir somun ekmek ya da şarap karşılığında her mekanı tuval olarak kullanabilen bu garibi size anlatmaya çalışayım.
Karini'de bulunan, Teofilos'un yazları geçirdiği çınar kovuğu 
Karini'deki kahve duvarına çizdiği, silinmeye yüz tutmuş resimler
1873 yılında Midilli’nin Varia köyünde doğan Teofilos, daha 18 yaşına basmadan evi barkı bırakıp İzmir’e kaçıyor. O zamanın İzmir’i, Midillililer için taşı toprağı altın diyerek gidilen bir kozmopolit şehir. İzmir’de ne varsa, ne olup bitiyorsa, hemen aynısı Midilli’ye de geliyor. Midilli ve İzmir arasındaki kültürel ve ticari bağlar şimdikinden çok daha fazla.  Orada bir süre kavaslık yani kapı muhafızlığı yaptıktan sonra, söylentiye göre kanlı bıçaklı bir mevzudan dolayı oradan da Volos’a kaçıyor. Şimdilerde müzik köyü ile meşhur Pilio’da on iki yıla yakın kalıyor. Onu koruyup kollayan Giannis Kontos’un evi ise günümüzde Teofilos müzesi olarak hizmet veriyor. Sonrasında ise tekrar kendi topraklarına, Midilli’ye dönüyor. Maddi açıdan sıkıntılı bir hayatın ardından, 1934 yılında, 61 yaşında küflü yemekten zehirlenerek ölüyor.
kahveci
Hayatının dönüm noktası, 1920’li yıllarda Paris’te yaşayan Midillili sanat eleştirmeni Efstratios Elefteriadis’in (Teriade) onu keşfetmesi oluyor. Teriade Midilli’ye döndükten sonra, ailesiyle birlikte Floransalı Mediciler gibi Teofilos’a kol kanat geriyor. Yiyeceğini, içeceğini, yatacak yerini tedarik ediyor. Karnı doyup altı kuru olan Teofilos bu altı yıl içerisinde 120’den fazla eser veriyor. Eserleri Paris’te sergilense de, uluslararası sanat çevrelerince tanınsa da talihsiz Teofilos’un ömrü sergiyi görmeye ve meşhur olmanın ekmeğini yemeye yetmiyor.  
Midilli sokaklarında Andy Warholvari Teofilos grafitisi
Gelgelelim resmine, sanatına. Tam da adamı anlatıyor ya neyse. Okumuş yazmış biri olmadığından, Teofilos kendi kendini yetiştirmiş. Ama tabi perspektif ve oranlar pek olmamış, teknik zayıf kalmış. Tarihi olayların aktarımlarında ve mekanlarda biraz değil bayağı uçmuş, olduğu gibi değil de kendi farzettiği şekliyle çizmiş. Bu demek değil ki eserleri yaramaz. Esas değerli olan, kanımca eserlerindeki içtenlik ve özgünlüktür, ki bir sanat eserinde ilk başta gelmesi gereken şeyler de bunlar olmalıdır. Teknik bir şekilde halledilir, halledilmese de olur.
Erotokritos destanından, Erotokritos ve Arethousa
Boya niyetine doğadaki bitkileri, bezir yağı, süt, yumurta gibi maddelerle karıştırarak hazırladığı şeyleri kullanmış. Formülü de kimseye söylememiş.

zeytin hasadı
Gündelik hayat, tarihi olaylar, vatan sevgisi ve mitoloji bir çok eserine konu olmuş. Büyük İskender, İmparator Konstantinos, Kolokotrinis gibi önemli şahsiyetleri konu edinmiş.
 İstanbul'un fethi
Varia'daki Teofilos Müzesi
Teofilos’un eserlerini görmek isteyenler Midilli merkeze çok yakın olan, Varia köyndeki Teofilos müzesini ziyaret edebilir. Müze Teriade’nin bağışlarıyla 1964 yılında yaptırılmış ve Teofilos’un eserlerinin yanı sıra, Teriade’nin özel koleksiyonundan tabloları da içinde barındırır.

BONUS: 

1. Reşat Ekrem Koçu'nun Osmangazi'den Atatürk'e 600 yılın tarih panoroması (1955) kitabından ağaç kovuğunda yaşayan Çıplak Osman Dede: 'Hey Murad, dul ananı bana ver!!'


2. Çınar kovuğunu mesken edinenler yazısı, burada

7 Eylül 2015 Pazartesi

Midilli Adası'na Varan Mültecilerle İlgili İzlenimler 2

Midilli'de mültecilerin durumuyla ilgili olan biteni (ilk yazı burada), özellikle de liman bölgesindeki kalabalığı ve kaotik ortamı anlatırken, meğer kendi ayağıma kurşun sıkıyormuşum. Paylaştığım mülteci fotoğraflarından çekinen ya da korkan insanlar Midilli tatil planlarını iptal edince biz de işsiz kaldık. Sağlık olsun.  

Midilli Limanı

Ancak, hemen belirteyim, Midilli limanında bulunan mültecilerin henüz gasp, hırsızlık, adam yaralama gibi bir suç işlemişlikleri yok. Zaten dertleri bir an evvel belgelerini alıp yollarına devam etmek. Buna rağmen, sırf gariban görünümlerine ve sefil hayat koşullarına bakıp tırsıyor ya da bu insanları hor görüyorsanız, o sizin kendi sorununuz. Liman etrafındaki kalabalıktan çıktıktan sonra, nereye gitmek isterseniz gidebilir ve tatilinizi yapabilirsiniz. 

özgürlük anıtı,mülteciler ve giden gemi

Zaten ikiyüzlülük almış başını gitmiş. Sahilde cesedi bulunan minik Aylan'ın ardından herkes insanlığın kıyıya vurduğunu keşfetti. Ama her gün bir başka yerde sokağa çıkma yasaklarının ve olağanüstü halin ilan edildiği kürt illerinde ölen çocuklar 'leş' oluyor, 'terörist' oluyor, o ayrı.




Son bir aydır liman bölgesindeki kalabalık ve karışıklığın nedenlerini şöyle özetleyeyim. Öncelikle Türkiye'den gelen mülteci sayısında çok artış oldu. Önceden Türkiye'den kaçak yollarla günlük yaklaşık 300-400 kişi gelirken, Ağustos ayında bu rakam 1000 kişiyi geçti. Ağustos tatil ayı olduğundan, gemi biletleri ya tükenmişti ya da çok sınırlıydı. Belgelerini almış insanlar dahi adayı terk edip Atina'ya gidemediler. Liman çevresinde biriktiler. Limanda bulunan polis noktası da hem yetersiz ve çok yavaş çalıştığından hem de gelen mülteci sayısının her geçen gün artmasından dolayı işlevsiz kaldı. Bu yüzden, merkez nüfusu 35 bin civarında olan Midilli'ye yaklaşık 10 bin yeni kişi eklenince, hazırlıksız olan ve hazırlık da yapmayan Midilli, bu durumu kaldıramadı. Mültecilerin liman bölgesinde kalacağı kamp alanı oluşturulamadı, yiyeceği içeceği geçtim, tuvalet ve banyo ihtiyaçları dahi karşılanmadı. Şehrin merkezi çadır kampına dönüştü.




Tabi bu durum yeni iş alanları da yarattı. Gördüğüm kadarıyla minibüsünü, arabasını dolduran Midilli'nin çingeneleri bu fırsatı ganimet bilerek çadır, uyku tulumu, battaniye, elbise, yiyecek ve içecek satmaya başladılar.


Mültecilerin günlerce bekleyip bir türlü belgelerini alamamaları, tuvalet ve banyo gibi temel ihtiyaçların karşılanamaması ve her geçen gün gelen insan sayısının artması yüzünden durum daha da kötüleşti, gerginlikler çıkmaya başladı. Hem mültecilerin varlığından şikayet eden hem de amaçları belgelerini alıp adayı terk etmek olan insanlara zorluk çıkaran Yunan polisi, sert davranmaya ve şiddet kullanmaya başladı. Aşağıdaki fotoların sahibi V. Mathioudakis ve A. Tzortzinis de fotoğrafları çektiği esnada polisin yumruğuna maruz kalmış.




Konuştuğum mültecilerin kendi durumları hakkındaki görüşlerini de bir sonraki yazıda anlatırım.