19 Aralık 2016 Pazartesi

Midilli'nin Geleneksel Müziği ve Dansları - 3. Bölüm

Midilli Adası'nın geleneksel müziği ve danslarına kaldığımız yerden devam edelim. Dileyenler serinin 1. ve 2. bölümüne linkleri tıklayarak ulaşabilirler.

Aise Karsilamas (Kareklatos); Hareketli bir karşılamadır. Midilli'de Aidinikos yani Aydın havası ya da sonraları kareklatos yani sandalye havası olarak da bilinir. Midilli'deki turistlere yönelik 'greek night'ların olmazsa olmazlarındandır. Uzonun etkisiyle kendinden geçen bir Midillili, sandalyenin etrafında ve üstünde dans ederek maharetlerini sergiler. Bu aynı zamanda Trakya ve Karadeniz Rumları arasında da bilinen bir havaymış. Bir trakya karşılaması versiyonu olarak misal, buyurun. Bu eser Dede Efendi'nin köçekçelerinde ara nağme olarak da yer almış. Dede Efendi'nin Rumeli kökenli olduğunu ve halk müziğini de pek sevdiğini de ekleyelim.Tatyos Efendi'nin Selanik isimli eserinde de geçiyormuş ancak bu eseri bulamadım. Bunlardan başka, esas ilk kaydının ise 1910 yılında Kahire'de Ibrahim Sahalu's Takht isimli Yahudi bir kemancının Bulbul Al Afrah (Mutlu bülbül) ismiyle yapıldığını da 'Lesbos Aiolis' isimli derlemedeki kitapçıktan öğreniyoruz.


Fokiano Zeybekiko: Yani Foça zeybeği.Ağır bir zeybektir. Mübadele sonucu, özellikle Ege'deki Rumlar Midilli'ye göç etmek zorunda kalmıştır. Hatta Foça'ya yakın tarafta, Midilli'nin güneydoğusunda sadece Foça'dan gelen mübadillerin kurduğu bir köy de vardır. Video, Agiasos köyü tiyatrosunda yapılan eski bir gösteriden.

Aptalikos: Midilli'nin Aptalikos'u, İzmir Kordon Zeybeği çıkmasın mı?

Aivaliotikos: İsminden belli, Ayvalık zeybeği. Ağır ve gaza getiren, dinleyicinin iç haline göre 'yasuuuu', 'ohhh amannn', 'ellaaaa' niaları savurduğu bir zeybektir. Düğünde, nişanda, panayırda, eğlence de her yerde çalınır, Midilli'nin hit eserlerindendir. Son yıllarda ise özellikle turist etkinliklerinde, etrafı ateşle çevrilen dansçı Ayvaliotiko eşliğinde zeybeğini oynar.



Mesotopos Karşılaması: Midilli'nin en kendine has insanlarının ve dolayısıyla adetlerinin olduğu Mesotopos köyünden naklen bir karşılama.
Aziziye: Sultan Abdülaziz'in Hicaz Sirto'su da Midilli'de sevilmiş, çalınmış. Böylelikle anlıyoruz ki, Midilli'ye Anadolu'dan gelen şarkılar, türküler sadece halk türkülerinden ya da İzmir'in cafe aman tarzı denilen eserlerinden ibaret değil, aynı zamanda bir klasik türk müziği eseri de repertuvarda kendine yer bulmuş. Hem ayrıca, bu hicaz sirto demek zamanında çok popüler olmuş ki, ta Bozcaada'dan Kıbrıs'a dek bütün Ege adalarında çalınmış.
Midilli'nin geleneksel müziği ve dansları serimiz devam edecek.

27 Kasım 2016 Pazar

80'lerin Arabesk Fantazi Türk-Yunan Ortak Şarkıları

Anadolu'dan Yunanistan'a göç etmiş şarkılar sadece halk türkülerinden, İzmir'in cafe aman tarzı şarkılarından ya da klasik türk müziği eserlerinden ibaret değil. Ara ara takıldığım leş mekanlarda Orhan Gencebay ya da İbrahim Tatlıses şarkıları duya duya bunları bir kenara not alayım dedim ve karşınıza bu blog yazısı çıktı. O mekanlarda ömür çürüttükçe listeyi yenilerim.

Makis Hristodoulopoulos 'Ftanei ftanei'- İbrahim Tatlıses Mavi Mavi
Manolis Angelopoulos 'Krima' - Orhan Gencebay Akma gözlerimden

Manolis Angelopoulos 'Ta filia sou ine fotia' - Neşe Karaböcek 'Kertenkele'


Dimitris Terzopoulos 'Thimame' - Orhan Gencebay Yarabbim

Zafiris Melas 'Sagapao kita' - İbrahim Tatlıses Nerelere gidem

Stelios Kazancidis 'Manolya'

Manolis Angelopoulos 'Manolya' (türkçe söylüyor)

Manolis Angelopoulos 'S'anazito' - Sevemedim karagözlüm



9 Ekim 2016 Pazar

20.yy'ın başında Amerika'da Rebetiko Müziği - 1. Bölüm

20.yy’ın başında Yunanlıların Amerika’ya göçü ve Amerika’da gelişen Rebetiko müziğinden bahsedeceğim bu yazıda, Petros Tambouris’in hazırladığı dört CD ve kitapçıktan oluşan ‘To Rembetiko Tragoudi stin Ameriki: 1900-1940’ (Amerika’daki Rebetiko Şarkıları: 1900-1940)  isimli eseri esas aldım. Bundan başka özellikle Tony Klein’ın hazırladığı ‘Greek Rhapsody: Instrumental Music from Greece (1905-1956)’ isimli kayıtlar ve kitapçıktan, internetten bulduğum diğer arşiv belgelerinden, makalelerden ve fotoğraflardan yararlandım.

Üç bölüm olarak tasarladığım bu yazının ilk bölümünde 20. yy’ın başından itibaren Yunanlıların Amerika’ya göçünden, oradaki hayat mücadelelerinden ve rebetiko müziğinin bu göçmen Yunan cemaatinde nasıl kendine yer bulduğundan bahsedeceğim. İkinci ve üçüncü bölümler ise Amerika’daki rebetiko kayıtlarının örnekleri üzerinden şarkıcı ve bestecilerin hayatları hakkında olacak.  

Göçmen amca, göçmen amca. Ne var?
Gurbet acısı var mı? Var var
Zor hayat koşulları var mı? Var var
Ne duruyorsun? Ne yapayım?

Rebetiko yapsana vay vay rebetiko yapsana

Yunanlıların Küçük Asya Felaketi diye adlandırdıkları, yüzyıllardır yaşadıkları Anadolu topraklarından sürgün edilmelerinin ardından ve hatta ondan daha önce birçok Yunanlı, yanlarında müziklerini de götürerek Amerika’ya göç ettiler. Rebetiko her ne kadar İzmir ve Atina’da doğmuş ve gelişmişse de, eski ve yeni şarkıların kayıtlarının yapıldığı ve müziğin geliştiği asıl yer Amerika’dır. Rebetiko müziğinin ilk kayıtları 20.yy’ın başında çoktan Amerika’da yapılmaya başlanmıştı. Anadolu’dan Yunanistan’a sürgün giden,  hapishanelerde, esrar tekkelerinde ve özellikle Atina’nın limanı Pire’nin varoşlarında serpilen bir kent müziği olan rebetiko, bu sefer de Yunanistan’da durmakla kalmayıp, ta Amerikalara göç ediyor ve birçok şarkı ilk kez orada kaydediliyordu.
Zamanın popüler gemi taşımacılığı şirketi Patris'in bir kartpostalı
Amerika açmış, Yunanlıları bekliyor olmasa da, 20.yy’ın başından itibaren Yunanlılar için bir nevi taşı toprağı altın ülke olarak tasavvur ediliyordu. Sadece 1900-1920 yılları arasında Yunanistan nüfusunun yüzde sekizi, yani yaklaşık 400 bin kişi Amerikan rüyasını gerçekleştirmek üzere göç etti ve Amerikan kapitalizminin gelişmesinde sömürüye açık işgücü olarak varolma çabası verdi. Çalışmak amaçlı göç eden bu neslin bir kısmı, Balkan savaşları, 1. Dünya Savaşı ve nüfus mübadelesi sonrası dönecek yerleri kalmadığından mülteci durumuna düştü.
Ellis Adası'na varan Yunan göçmenler
Ellis Adası
Göçmenler büyük gemilerin güvertelerinde tıkış tıkış, bir kargodan farksız şekilde, 20-22 gün süren uzun yolculuklarla Amerika’ya, New York limanında bulunan Ellis Adası’na varıyorlardı. Ellis Adası 1892 yılında göçmen merkezi olarak tasarlanmıştı. O zamanlar göçmenler Atlantik Okyanusu’nu aşıp New York’a vardıklarında onları Özgürlük Heykeli karşılıyordu. Göçmenler burada kayıt altına alınıyor, daha sonra ülkeye girebiliyordu. 1892-1954 yılları arasında işleyen Ellis Adası göçmen merkezi üzerinden çoğunluğu İtalyan, Yunan, Sırp, Rus ve Polonyalı olmak üzere 12 milyon göçmen geçiş yaptı.
Sıkı incelemelerden sonra ülkeye giriş yapabilenler yanlarında getirdikleri zeytinyağı, kekik gibi hediyelerle, onları karşılayacak eş, dost, akrabalarını beklerken 
Yunanlıların ‘Kastigari’ (Kale bekçisi) dediği Ellis Adası’ndaki ana salonda göçmenlerin tetkikleri yapılır ve milliyetlerine göre ayrılırdı.
Ellis Adası'ndaki ana salon
göçmen bir papaz
Başka bir göçmen
Yine göçmen. Bursa'dan Yunanistan'a, oradan da Ohio'ya göç eden Yannis ve Sofia Demetriou, 1912 
Gelen göçmenlerin büyük çoğunluğu ya New York’ta kaldı ya da Chicago’ya gitti. Diğerleri ise daha çok New England’daki endüstri bölgesine, kuzeydeki Philadelphia, Cleveland, Detroit gibi büyük şehirlere dağıldı. 1920’de New York ve Chicago’daki Yunan nüfusu 50 binden fazlaydı.
Tarpon Springs'de sünger avcısı Yunanlılar
Meksika Körfezi ve Atlantik Okyanusu’na bakan, Florida eyaletinde bulunan Tarpon Springs halen daha Yunan nüfusunun en yoğun bulunduğu Amerikan şehridir. Özellikle Kalimnos, Simi ve Halki gibi 12 adalardan gelen Yunan göçmenler burada sünger avcılığı yaptılar. 1920’lerde şehrin nüfusunun yarısından fazlasını Yunanlılar oluşturuyordu.

Amerika’da bekledikleri hayat gemi şirketleri tarafından anlatıldığı gibi değildi. Birçoğu kafasında geri dönme düşüncesi olduğundan İngilizce öğrenmedi. Zaten vasıfsız olduklarından madenlerde, demiryollarında ya da fabrikalarda çalışıyorlardı. Bundan başka birçok Yunan seyyar satıcılık, manavcılık ve ayakkabı boyacılığı yaptı. Kadınlar ise çoğunlukla çalışmıyordu.  Az da olsa çalışanlar ise tekstil ve ayakkabı  fabrikalarındaydı. İlk zamanlarda sanayi şehirlerinde grev kırıcı olarak kullanıldılar. Tek amaçları çalışıp, para kazanıp memlekete yollamak olan göçmenler tek göz odada birçok kişi yaşayarak ayakta kalmaya çalıştılar. Ancak bu koşullar veremi ve diğer ağır hastalıkları da beraberinde getirdi.  Diğer milletlerden göçmenlerle yetimin yetime münasebeti gibi bir ilişki olduğundan, hayat hiç de kolay değildi.
New York'ta bir Yunan dükkanı
Yunanlı göçmenlerin Amerika’daki hayatları, dışlanmışlıkları, fukaralıkları ile bir göç müziği olan rebetikonun kesişmesi kaçınılmazdı. Dayanışma esasen yalnız başına çaresizlikten doğduğundan, ilk nesil göçmenler daha çok bir arada durmak zorundaydı. Yunan mahallesinde yaşayıp, yunan kahvesine giden demiryolcular, fabrika işçileri, madenciler, sendikacılar, işsizler buralarda kahvesini içer, kağıdını oynar, müziğini dinler, dans ederdi. Acısını, derdini ya da neşesini memleketinin şarkıları yoluyla ifade ederdi. Diyelim ve Amerika'da kaydedilmiş bu şarkılardan, onları söyleyenlerden ve bestecilerinden bahsetmeye sonraki bölümde devam edelim.

29 Eylül 2016 Perşembe

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 7


7. bölümde solun rebetikoya bakışından kısaca bahsedildikten sonra rebetiko şarkıları sınıflandırılıyor. Yazar Petropoulos hakkındaki tanıtıcı yazıya ve çevirinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı bölümlerine linkleri tıklayarak ulaşabilirsiniz. 


Bazı araştırmacılar rebetiko şarkılarındaki esas fikri keşfetmeyi kendilerine iş edindiler. Faranın ne bir ideali ne de ideolojisi vardı. Rebetler, hayatlarını kendi bildikleri şekilde yaşadılar ve bu konu üzerine söylenecek tek şey de budur. Rebetiko şarkıları, çelişkilerle dolu rebetik hayat tarzının panoramasını ortaya seriyordu. Yaşadıkları dönemin toplumsal modelleriyle, duydukları hoşnutsuzluğu ifade ettiler. Rebetler devrimci de olamazlardı: Çöküşe girdiklerinde, alçakça sağ siyasetin neferleri oldular.
Yunan Komünist Partisi (KKE)'nin yayın organı Elefteri Ellada (Özgür Yunanistan) gazetesinden
1947’de Yunan Komünist Partisi’nin resmi gazetesi rebetiko şarkılarının doğası üzerine ilk tartışmayı başlattı. Marksist gerici zümresi, lümpen proleterlerin ve esrarkeşlerin bu “ahlaksız” şarkılarını ayıplamak için bir araya geldi. Rebetiko her ne kadar modern Yunan halk şarkılarının sadece bir türü olsa da, bugün hala Marksistler rebetikayı popüler (laika) şarkılar olarak görürler. İşçi sınıfı (ve daha sonra burjuvazi) rebetikayı ödünç almakta ve kullanmakta hiç bir tereddüt göstermedi. Atina entelijansiyası rebetikayı Yunan halkından ancak yarım yüzyıl sonra keşfedebildi.

Halk şarkılarının herhangi bir resmi sınıflandırması mecburen bir nebze tahrifata uğramak zorundadır. Profesör N. Politis’in (oldukça Alman tarzı) yöntemini takip ederek, rebetika şarkılarını içeriklerine göre yirmi kategoriye bölmeye mecbur kaldım. Halk şarkılarını sınıflandırmanın bir çok yolu mümkündür: müzik, ozanlık, dansın kökenleri, coğrafi menşei gibi. Benim kılavuzum ise şarkıların metin-içerikleri oldu. Bu yüzden, önerdiğim sınıflandırma, daha çok yazınsal ve okurlarıma daha rahat erişilebilir olma avantajını beraberinde getiriyor. Orijinal kitabımda, rebetikayı aşağıdaki başlıklara göre sınıflandırdım:

  1. Aşk şarkıları
  2. Ayrılık şarkıları
  3. Melankolik ve ağlamaklı şarkılar; sitem şarkıları
  4. Yeraltı dünyası şarkıları
  5. Esrarkeş şarkıları
  6. Hapishane şarkıları
  7. Yoksulluk hakkında şarkılar
  8. İş ve işçi sınıfı hakkında şarkılar
  9. Hastalık ve verem hakkında şarkılar
  10. Kharon ve Hades hakkında şarkılar
  11. Anneler hakkında şarkılar
  12. Sürgün ve sıla şarkıları
  13. Hayaller hakkında şarkılar; oryantalist şarkılar; egzotik şarkılar
  14. Taverna şarkıları
  15. Ufak dertlenmeler üzerine şarkılar
  16. Yergili şarkılar; hayat hakkında tavsiye veren şarkılar; şiddet ve ceza içeren şarkılar
  17. Hayatı tasvir eden şarkılar
  18. Farklı şehirleri ve yaşayanlarını öven şarkılar
  19. Ordu hayatı ve savaş şarkıları
  20. Bazı kişiler için bestelenmiş şarkılar
Tekrar ediyorum, yukarıdaki sınıflandırma bir uzlaşımdan ibaret olarak ele alınmalıdır. Bazı kategoriler birbiriyle iç içe geçebelir. Bir çok şarkı da içeriklerinin iki ya da daha fazla kategoriye girmesinden dolayı farklı başlıklarla da sınıflandırılabilir.

Rebetika şarkılarının dizeleri basit bir stille, epeyce yüzeysel bir argoyla yazılırdı. Rebetiko şarkılarını irdelemek için tam bir argo bilgisi kaçınılmazdır. Yunanistan’da, resmi folklor çalışmaları rebetiko ve argoyu küçümseyen üniversite akademisyenlerinin yetki alanındadır. Rebetikanın kilit müzisyenleri öleli çok zaman geçti. Bu nadide insanların deneyimlerini kaydetmek  bizim için artık çok geç.
Kabare şarkıcısı Petros Kyriakos, Rebetiko argosunda neyin ne anlama geldiğini söylüyor

Balkan ülkelerindeki (Osmanlı İmparatorluğu’nun eski eyaletleri) toplumsal tabunun baskısı da rebetika araştırmalarına ket vuran bir diğer faktördür. Yunanistan’da bugün Türkiye hakkında konuşmak kabul edilemezdir. Ve günümüzde hiç bir araştırmacı Balkan halklarının müziklerinin taşıyıcısı olan çingenelerin rolüne yeterli ilgiyi göstermemektedir. Yunanistan’da kimse Rosa Eskenazi ve Stella Haskil gibi rebetika şarkıcılarının Yahudi, pek sevilen Marika Ninou’nun ise yüzde yüz Ermeni olduğundan habersizdir. Modern Yunanlılar, onlara çok bilinen bir rebetiko şarkısındaki Bochoris'in Yahudi olduğunu söylediğinizde bunu bilmek istemezler.

1929'da New York'ta kaydedilmiş Bochoris şarkısını Marika Papagika söylüyor. Şarkı İzmir'de meydana gelen Bohor isimli bir Yahudi'nin gaspedilmesini ve muhtemelen öldürülmesini anlatıyor.

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 6

6. bölümde rebetiko şarkılarının kayıtları hakkında tarihi bilgiler veriliyor. Petropoulos, kayıt şirketlerinin Atina'ya gelmesi ve Yunanistan dışında yapılan rebetiko kayıtlarından bahsettikten sonra rebetiko şarkılarının kökeni üzerinde varsayımlarda bulunuyor. Yazar Petropoulos hakkındaki tanıtıcı yazıya ve çevirinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümlerine linkleri tıklayarak ulaşabilirsiniz. 

Kısmen yeraltında dolaşımda olmasından ve fonograf ve gramofonun henüz olmamasından ötürü, görece ondokuzuncu yüzyıldan kalan çok az rebetiko şarkısı vardır. Gramofon kayıtlarının gelişi rebetiko şarkılarında patlamaya yol açtı. Fonograf, tekkelerin ve hapishanelerin gettolarındaki şarkıları ortaya çıkardı. Yirmibirinci yüzyılın erken döneminde, rebetikanın bestekarları ve mahalli güftekarların üretimi kesildi. İlk isim yapmış bestekarlar\güftekarlar kendi çevrelerinden gelmekteydi ve onlar rebetlerin geleneksel şarkılarına yeni biçimler verdiler (bir çok şarkı geniş kesimler tarafından bilinmiyordu). Sonrasında, kayıt etiketlerinde bu bahsi geçen bestekarların isimleri yazılmaya başlandı. Her nasılsa, daha sonra, rebetika zirvedeyken ve bestekarlar yeni şarkılar bestelerken, yeni bir döneme geçildi.

Bu dönem iki eğilimle tanımlanmaktaydı: bir tarafta, bestekarlar her şey, güftekarlar ise hiç bir şeydi (bestelerini bir ekmek parçasına satabiliyorlardu); diğer tarafta ise bestekarlar birbirleriyle acımasız bir savaşa girişmişlerdi. Bunun tek sonucu ise gramofon şirketlerinin karlarını artırması oldu. Sadece son yirmi yılda söz yazarları kayıt etiketlerine isimlerini yazdırmayı başarabildiler ve daha önemlisi yüzde elli telif hakkı alabildiler.

Giorgos Batis - 'İ Fonograficides' 

Gerçi sayıları beş haneli rakamları bulsa da, ne kadar rebetika şarkısı olduğu hakkında kesin bir fikre sahip değiliz. 1968’de rebetiko şarkıları antolojisini yayımladım. Sonra, 1979’da yaklaşık 1500 şarkı içeren ikinci büyük baskısını yayımladım. Ne yazık ki, şarkıların büyük bölümü hala yayımlanmadı.
Elias Petropoulos'un Rebetika Şarkıları kitabı
Yunan şarkılarını gösteren üç ana kayıt grubu vardır. Birincisi, 1897’den bu yana Birleşik Devletlerin çeşitli şehirlerinde yayınlanan Amerikan tipi kayıtlardı. İkinci olarak, yirminci yüzyılın erken döneminde rebetiko kayıtları esasen Londra ve Leipzig olmak üzere Avrupa’da da basılıyordu. 1930’dan önce, Londra ve Leipzig’de yayınlanan asıl kayıtlar, Atina’da daha ilkel koşullarda bulunabiliyordu. Daha sonra, yani bundan altmış sene önce, Atina’da ilk kayıt fabrikası kuruldu. Bu yüzden, Amerika, Avrupa ve Yunan kayıtları olmak üzere rebetiko şarkılarının farklı kayıtlarına sahibiz.
Banjo eşliğinde Amerika'da yapılmış erken dönem bir rebetiko kaydı

Son yıllarda, Birleşik Devletler Kongre Kütüphanesi’nden gelen yardım fonlarıyla, Amerikalı araştırmacılar, fonografın gelişinden bu yana Birleşik Devletler’de kaydedilen rebetiko şarkılarını derlemeye başladılar. Özellikle modern Yunan müziğiyle ilgili olan bu değerli kataloğun (hem birinci hem de ikinci basımlarının) hakkını vermeliyim. Doğal olarak, ilk Amerikan rebetiko kayıtları (1897’den 1906’ya) diskte değil silindirdeydi. Kısa zaman sonra (1912-14) Yunan şarkılarının Amerikan kayıtları doruk noktasına ulaştı. Bu Balkan Savaşları’nın doğrudan bir sonucuydu, zira Yunanistan ve ABD’deki Yunanlılar, kayıtları vatanseverlik duyguları kabararak alıyorlardı. Daha sonra, Avrupa stüdyolarının ticari karşı atağı başladı. BBC Yunan şarkılarının en iyi koleksiyonlarına sahip oldu. Ne yazık ki, 1967-70’deki Yunan direniş hareketi sırasında bu kayıtlar yağmalandı.
 4 CD ve kitapçığın olduğu, 1900-1940 yılları arasında Amerika'daki rebetiko kayıtlarının yer aldığı derleme
Sadece hala daha çözülmemiş olan rebetiko şarkılarının kökenleri üzerine spekülasyonda bulunabiliriz. Önerebileceğim en olası varsayım, ilk rebetiko şarkılarının mısralarının, halk türkülerinin nakaratları ve  kent müziğinin beyitlerinin (özellikle İzmir) biraraya gelmesiyle oluşabileceğidir. Kökenlerinin gizemi, beni hemen hemen hepsi son yirmi-otuz yıl içerisinde bu dünyadan çekip giden, son nesil rebetlerin hafızalarında kayıtlı olan eski orijinal rebetiko şarkılarını bulmaya itti. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısının eski ve uzun süredir unutulmaya yüz tutmuş rebetika şarkıları murmurika tarzındaydı.Modern Yunan argosunda mourmouris (μουρμούρης) “rebetis” le eşanlamlı olarak kullanılıyordu. Türk kabadayılarının argosunda, kelimenin Yunancasının türediği, sessiz, tehditkar anlamlarına gelen, hemen hemen aynı kelime olan mırmırı buluruz. Mourmourika, en saf ve en güzel rebetiko şarkılarıdır.
Rebetikonun divalarından Rita Abacı Mourmourika şarkısını söylüyor.

devam edecek...

7 Ağustos 2016 Pazar

İkaria Adası: Yavaş Yaşa Geç Öl, Cesedin Buruşuk Olsun - 2. Bölüm

Önceki bölümde İkaria Adası hakkında genel bilgiler vermiştim, bu bölümde ise izlenimlerimi aktarayım.
Midilli'den İkaria Adası'na gitmek üzere vapura bindik. Sakız, Samos ve Fournos adalarına uğrayarak İkaria'nın Evdilos köyündeki limana vardık. Vapur Atina'ya gitttiğinden, belgelerini almış, Avrupa'ya doğru yola çıkan birçok mülteci de vapurdaydı.  


Sakız Adası
Samos Adası'ndaki mülteci kampı
Samos Adası
Fournos Adası
Varır varmaz değil, gecikmeyle de olsa arkadaşımız bizi karşıladı, biz de bu arada 20 dakikadır kahve içeceğiz diye bekliyorduk. Yani zamanla ilgili İkaria klişeleri bize hoşgeldiniz diyordu.
Evdilos köyü, İkaria
Evdilos köyüne yakın Keramia'daki arkadaşımızın evine geçtik. Hoşbeşin ardından Akamatra köyünde bir tanıdığın kahvesine doğru yola çıktık. Arabadan inince baktım arabayı kitlemiyorlar. Onca enstrüman var, kitleseniz ne olur, eline mi yapışır desem de kar etmedi, gevşek gevşek 'bişşe olmaz yaaa' cevabını aldım. Hakikaten de adada geçirdiğim on gün boyunca herhangi bir hırsızlık olayını ne gördüm ne işittim. Kapı baca kitlememenin, anahtarı motorun arabanın üzerinde bırakmanın bir adet olduğunu gördüm.

hususi plajlı ev
Gittiğimiz kahve, 3-4 masa ve 15-20 sandalyeden ibaret, bulaşıkları yığılmış bir öğrenci stüdyo dairesini andırıyordu. Çipurolar söylendi, atıştıracak meze yokmuş, mekan sahibi bakkaldan cips fıstık alayım dedi, zahmet etme diyerek çoktandır içtiği masasına geri oturttuk. Anladığım kadarıyla burayı zaten arkadaşlarıyla birlikte içip takılmak ve kendi içki parasını çıkarmak amacıyla açmış. Hakikaten lezzetli olan çipuroyla kıvama gelince, enstrümanlar çıktı, müzik başladı. Mekanın sahibinin o vakte kadar hissiyat belirtmeyen durgun yüzü, ağır dumanlar arasından görebildiğim kadarıyla resmen çiçek açtı, adam çocuk gibi gülmeye başladı. Ayılanı bayılanı derken sabahı ettik. Mekanda içecek bir şey de kalmayınca yolumuzu alalım dedik. Battal boy gözaltı torbalarıyla mekan sahibi de şakınlık göstermek istercesine kafasını yukarı doğrultarak daha nereye gidiyorsunuz dese de evimize yollandık.

bakkal-kahvehane
Bundan başka bir de güneydeki Manganitis köyünde, bakkal-kahvehane konseptli bir yere gittik. Gittiğimizde bakkal-kahvehane kapalıydı, tanıdıklar vasıtasıyla sahibinin evine gidildi, mekan açıldı. Meğer burası adada müzisyenleriyle meşhur bir köymüş. Biz başladık, onlar eşlik etti, sonrasında yine artık her yer aydınlanmışken ve biz bayılanları toplamaya çalışırken, keman eşliğinde dansları tüm coşkusuyla devam ediyordu. Saatler geçmiş, 'carpe diem' (varsa içilir) denip ne var ne yok içilmiş, ama coşkuda zerre sekte yok, aksine, oturmaya mı geldik, kadehler boşalmasın halleri tam gaz devam, vallahi hayret ettim.
video

Yeri gelmişken İkaria adasındaki panayır geleneğinden kısaca bahsedeyim. Mayıs ve Ekim ayları arasında her köyün panayırı olur, adanın yerlileri ya da dışardan gelen bir çok insan sarmal oluşturarak dans ederler ve müzik sabaha kadar bitmez, hatta gündüz vakitlerine dek devam eder.
  
Hep bohemlik hep berduşluk nereye kadar, ciğerleri bol bol hırpaladığımızdan, iliklerde dolaşan alkolü atabilmek için kendimizi doğa yürüyüşlerine ve deniz içindeki kaplıcalara verdik. Buyurun İkaria'nın doğasına.

deniz içinde kaplıca





Yılbaşı gecesi ise Raches köyü tarafında bir eve davet edildik. Denizden uzakta bulunan Raches bölgesinde yine zamanla ilgili çok ilginç bir gelenek hala devam ediyor. O da hayatın gece yaşanması. Yani manavın, bakkalın, fırının, kasabın gece dükkanı açıp sabaha karşı kapatması demek istiyorum. Millet gündüz bağında bahçesinde, kendi işinde gücünde olduğundan, dükkanları gece açıyorlar. Diğer bir açıklama da, zamanında korsanlara belli olmamak için insanların gece vakti alışverişlerini hallettiği ve bunun bir gelenek olarak süregeldiğini öne sürüyor. Yılbaşının ertesi gecesi ise müzisyenler eşliğinde kalabalık köy halkı, köydeki diğer evleri teker teker ziyaret edip şarkılar söyledi. Ev sahipleri de kendi şaraplarından ve hazırladıkları ufak tefek mezelerden ikramlarda bulundu. Hava çok soğuk olduğundan sabaha karşı gardımız düştü, eve geri döndük. Kalanlardan duyduğumuz kadarıyla bırakın sabahı öğleni, akşama kadar ev gezmesi devam etmiş.

Yaz döneminde ipini koparanın geldiği adanın en turistik yeri Nas sahiline gittiğimizde in cin top oynuyordu. Sahilin hemen üzerinde bulunan Artemis tapınağına ait kalıntılar ziyaret edilebilir.
Nas
Pigi köyüne yakın bir yerde Theoktisti manastırına da mağara biçiminde üzeri kayayla örtülmüş Theoskepasti şapelini görmeye gittik.


Theoskepasti şapeli
İkarialılar hakikaten enteresan insanlar. Sanki modern dünyanın alışkanlıkları, düşünce biçimi, genel geçer kabul edilmiş kuralları hiç umurlarında değil. Ufak köyler ya da dağınık yerleşimler şeklinde yaşıyorlar, zaman algıları değişik, tarım ve hayvancılıkla geçinip, şarabın, dansın ve müziğin hastasılar. Tip olarak da enteresan adamlara rastladım. Rastalı ve sakallı birisini görüp, muhtemelen Atina'dan gelmiş burada zibidi zibidi takılıyodur diye düşündüğüm adam doğma büyüme İkarialı çıktı mesela. Sağolsun, elektriği dahi olmayan evinde, elinde ocağında ne varsa ikram etti. Kendi yaptığı şarabı, peyniri, yağı, meyvesi sebzesi yetmedi, sabah gitti dağdan ot topladı, keçi sağdı, krallar gibi ağırladı.




Adanın kuzeyinde bulunan Karavostamo köyü de sahili ve balıkçı kayıklarıyla görmeye değer. Doğusunda yer alan orman içerisinde, Aris ırmağının üzerinde değirmenler var. Bunlardan biri onarılmış ve sayfiye alanı gibi kullanılıyor. 

Karavostamo köyü
Değirmen, sayfiye alanı

Anlatılacak yerler, yaşanılan hikayeler bitmedi ama hem uzadıkça uzuyor hem de her şeyi blogda yazamıyoruz. Sağlık olsun.

23 Temmuz 2016 Cumartesi

Emir Kipleri

Pişir: Parmesanlı Patlıcan (Melanzane Alla Parmigiana)- Yaklaşık bir yıldır bloğa doğru düzgün bir yazı yazamadım. Memlekette bombalar patlarken şunu yedim, bunu içtim tarzı yazılar karalamaktan utandım. Tam laptopu elime alıp bir şeyler karalayayım derken darbe girişimi ile ülke sarsıldı. Fakat bu sefer ölmek var dönmek yok diyerek blog klasiğimiz Emir Kipleri ile sahalara dönüyorum. Bir yıl süresince bloğumuzu sahipsiz bırakmayan, Çukurcumatimes'ın tek Galatasaraylısı ve tek Balıkesirli olmayanı Gurbet Kuşu'na  teşekkürlerimi sunarım.


İlk defa Elvan Uysal Bottoni'nin şahane kitabı Mammai Mia- İtalyan Mutfağı Hakkında Çok Şey'de gördüm bu yemeğin tarifini. Daha önce hiç yememiş olmama rağmen tarifinin hayalini kurarak tadını yaklaşık olarak kafamda canlandırdım. Ve muazzam bir yemek olabileceğini tahmin ederek tarifin olduğu sayfayı kıvırdım (hala kitap ayıracı kullanmayı adet edinemedim. Kitap sayfalarını kıvırmaya bayılırım). Size uzun uzun tarifi anlatarak kafanızı şişirmeyeceğim çünkü Elvan Uysal kitabında gayet güzel ve eğlenceli anlatmış. Buyurunuz fotoğrafı.




İşin püf noktaları üzerinde duralım. En önemlisi "patlıcanları ağlatmakta". Patlıcanların üzerine ağırlık koyup  sıvısını akıtarak acılığını almış oluyoruz. Ayrıca kızartırken daha az yağ çekiyor. İkinci püf nokta peynir ve sosun oranında. Ne peynir gereğinden fazla olmalı ne de sos. Ayarını tutturamazsanız esnaf lokantalarındaki beşamel soslu patlıcan yemeklerinden pek farkı kalmıyor. Yanına içecek olarak domates sos ve patlıcanın varlığı dikkate alınarak kırmızı şarabı öneriyorlar. Afiyet olsun.


Not: Elvan Uysal Bottoni, Roma'da yaşayan bir türk. Kitaplarının dışında, çiğvepişmiş isimli yemek üzerine bloğu da var. Dili pek eğlenceli. Tavsiye ederiz.

Ye: Parmesanlı patlıcan. Elvan Uysal'ın kitabını okur okumaz yemeği yapma fırsatım olmadı. Bu yüzden parmesanlı patlıcanı ilk defa Bolonya seyahatimde yiyebildim. Bolonya, İtalya'nın Antep'i. Tortellini, tagliatelle, mortadella ve bolonyez sosun anavatanı. Ayrıca başkenti olduğu Emilya Romanya bölgesi; parmesan, balzamik sirke, culatello, lambrusco gibi birçok dünya çapında malzemeye ev sahipliği yapıyor. Bolonya lezzet turu isimli yazıda anlatacağım için çok detaya girmiyorum. Şehrin merkezinde Osteria Bottega isimli restoran şahane ev yapımı makarnaların dışında muhteşem parmesanlı patlıcan yapıyor. Fakat buradaki tarif yine Emilya  Romanya bölgesinin uluslararası gururlarından lazanyaya bir hayli benziyor. Patlıcanlar, diğer yediğim yerlere nazaran daha kuru, hatta çıtır çıtır. Lazanya hamuru ebatlarında kesilmiş. Zaten parmesanlı patlıcan yapılış olarak lazanyaya çok benziyor. Patlıcan yerine hamuru, lazanya sosu yerine domates sosunu koyun.

Osteria Bottega-Bolonya

Bolonya'dan Roma'ya gidene kadar aradaki birçok şehirde defalarca parmesanlı patlıcan yedim fakat hiçbiri  beni Roma'daki Trapizzino kadar etkilemedi. Trapizzino, üçgen sandviç "tramezzino" ve "pizza" kelimesinin karışımından doğan, yenilikçi bir sokak yemeği dükkanı. Üçgen şekilde kesilmiş Roma'nın pek lezzetli pizza biancasını, salsa verdeli dana dili, domates soslu işkembe gibi Testaccio mahallesinin tipik sakatatlari ile doldurabilirsiniz. Fakat buraya uğrarsanız ilk siparişiniz sakatattan ziyade parmesanlı patlıcan olmalı. Patlıcanlar Bolonya'daki gibi kıtır kıtır değil. Yumuşak ve sulu. Ama güzel bir sandviçin birinci kuralı malzemesinin sulu olması değil midir? 

Trapizzini

Oku:Roma'ya gideceklerin okuması gereken üç kitap. Aslında bu listeye Goethe'nin İtalya Seyahati'ni de ekleyebilirsiniz fakat yazarın bir hayli kişisel seyahatnamesi bazen fena halde can sıkıcı olabiliyor.

Katie Parla, Roma'da yaşayan bir Amerikalı blog yazarı. Bloğunun adı katieparla.com ve uzmanlık alanı yemek. Tasting Rome, şehire yemek için gideceklerin muhakkak alması gereken bir kitap. Ne nerede yenirle birlikte, klasik Roma yemekleri tarifleri, şehirde adam gibi yemek yemenin püf noktaları gibi hayat kurtaran içeriğe sahip.

Roma, Paris ile birlikte kıta Avrupa'sının  sinema başkenti. De Sica'nın Yeni Gerçekçi sokaklarından, Fellini'nin gerçeküstü mekanlarına ev sahibi yapmış bir şehir. Bir şehiri zevk alarak keşfetmenin bir diğer yolu da film mekanlarının peşine düşmek. Hepimiz La Dolce Vita'nın Trevi çeşmesinde çelildiğini biliyoruz. Fakat, Cabiria Geceleri'ndeki Giulietta ve diğer fahişelerin buluşma yerini, Sekizbuçuk'un final sahnesini, Bisiklet Hırsızları, Roma Tatili ve birçok filmin lokasyonunu keşfederek şehiri gezebilirsiniz.
Not: Bu arada gezdiğimiz şehirlerin film sahnelerini canlandırdığımız film_locations adlı instagram hesabına fotolarınızla destek olabilirsiniz.


Son Roma kitabınızın adı Ben, Claudius. Yazar Robert Graves bu kitapta, Augustus ve Tiberius dönemlerini Roma'nın dördüncü imparatoru Claudius tarafından yazılmış gibi anlatır. Yazar gerçek olayları roman kurgusuyla kaynaştırırken, yapıtının tarihsel gerçeklerle  uyumlu olmasına özen göstermiş. Bu kitabı okuyup antik Roma harabelerini, Capitoline müzesini, Appia yolunu gezmek alacağınız zevki ikiye katlıyor.

Kokla: Le Nez Du Vin, şarap uzmanı Jean Lenoir'in çıkardığı bir şarap kokuları seti. Setler, kırmızı şarap, beyaz şarap, şarap hataları gibi gruplara ayırılmış. Mesela şarap hataları setinde sülfür, uhu, çürük yumurta, çürük elma ve küf gibi kokular mevcut. Set, bu kokuları ayırt ederek hatalı şarabın nasıl olabileceğini daha rahat bulabilmemizi sağlıyor.  Le Nez Du Vin'i almak için şarap sever olmaya gerek yok. Eğer evinize misafir gelmişse ve TV yi zaplamaktan başka eğlenceli seçeneğiniz kalmamışsa çıkarın koku ekipmanınızı. Puanlama usulü "bu ne kokusu?" oynayın. Üstelik Gizli Hedef'ten daha çok eğlenip, hiç kavga etmiyorsunuz.

Uyarı: Koku seti Türkiye'de gümrüğe takılıyor. Bu yüzden ben yurtdışında yaşayan ablamın evine sipariş verdim. İkinci uyarı ise bu setin ne işe yaradığını 50 yaş üzerindeki insanlara anlatmaya çalışmayın. Anlamıyorlar. Annem setin üstündeki fiyatı görüp "peki bunca parayı ne için verdin?" diye sordu. Ben de "anneciğim bu set sayesinde kokuları ayırt etmeyi öğreniyorum" dedim.
Annem de, "kokuları ayırt edince n'oluyor?" sorusuyla beni nakavt etti.



28 Mayıs 2016 Cumartesi

Midilli Adası Yazıları - Toplu Eserler




Şu ana kadar blogda yazdığım Midilli Adası ile ilgili çeşitli konuları ele alan yazıları bir derleyeyim toparlayayım dedim. Her biri için açıklayıcı kısa notların olduğu yazılara verilen linklerden ulaşabilirsiniz.

Midilli Adası’nda uzo ve meze kültürü: Adından da anlaşılacağı üzere, keyif uğruna karaciğerini feda etmişlere hususi bir sevgiyle ithaf ettiğim bu yazı dizisinin birinci bölümünde uzo hakkında genel bilgiler yer alıyor. İkinci bölümünde ise uzonun doğumyeri Plomari köyünün uzoları tanıtılıyor. Serinin devamı gelecek. Maalesef, katılımcı gözlem metodunu uygulamaktan yazmaya pek fırsat olamıyor.


Midilli’nin geleneksel müziği ve dansları: Bu yazı dizisinin birinci bölümünde 19.yy’ın ikinci yarısından itibaren Midilli’nin geleneksel müziğinin tarihi ve kültürel arka planı bazı eserlerle birlikte anlatılıyor. İkinci bölümde ise farklı tarzlarda gelenesel müzikler ve danslara ait videolar ve haklarında bilgiler yer alıyor. Bu yazı dizisi de devam edecek.

Midilli Adası’na varan mültecilerle ilgili izlenimler: Burada ise önce Midilli Adası’nda yaşanan insanlık trajedisi hakkında Midilli’ye yeni varmış mültecilerle ilgili tanık olduklarımı anlatıyorum, sonra ise geçen yaz özellikle liman ve şehir merkezinde yaşanan kaotik durum hakkındaki gözlemlerimden bahsediyorum.

Özel ve güzel Midilli turları: Midilli Adası’nı gezmek görmek isterseniz, hele bir de standardın biraz dışına çıkalım derseniz, size rehberlik edebilirim. Bu yazıda kabaca nerelere gidilir, nerede kalınır ne yenir içilir,neler yapılır onlardan bahsediyorum.
Midilli Adası alternatif tatil turları: Midilli’de çok çeşitli tatil yapma imkanları mevcuttur. Kısaca farklı neler yapılabiliri buradan okuyabilirsiniz. Daha fazla bilgi için benimle iletişime geçebilirsiniz.

Midilli’de yelkenli tekne turları: Kaptan Yorgo ada etrafında günlük ya da haftalık yelkenli tekne turları yaptırıyor. Yine daha fazla bilgi için önce şu yazıyı okuyup sonra benimle iletişime geçebilirsiniz.

Ressam Theofilos: Midillili değişiği meşhur ressam Theofilos hakkındaki yazıyı burada bulabilirsiniz.

Midillili Aziz Valentin: 14 Şubat’a özel Midillili Aziz Valentin yazısı. Ne alaka demeyin, okuyun göreceksiniz.

Ah Midilli vah Midilli: Bu yazılarda da 2007-2010 yılları arasındaki Midilli gezilerimi anlatıyorum. Birinci bölüm burada, devamı da şurada.

Emir Kipleri: Blogumuza aşina olanlar bilir. Emir kipleri Midilli Özel versiyonu.

Sokaktan: Midilli sokaklarından çeşitli grafiti ve sokak sanatı örnekleri.