28 Şubat 2016 Pazar

Sevan Nişanyan'a Özgürlük

Sevan Nişanyan bir hırsızlığı açığa çıkardığı için Torbalı Açık Cezaevi'nden Buca Kapalı Cezaevi'ne aktarıldığında onun hakkında bir yazı yazmıştım. Bu da onun bir tekrarıdır. Ahmak ve akılsız otoriteyle başı hiç hoş olmayan Sevan Nişanyan, bu sefer de Söke Açık Cezaevinde üzerinde kullanıma hazır 'vınn' ile yakalandığı için, kapalı cezaevine aktarıldı. 25 Şubat 2016'da görülen mahkeme disiplin cezasını onadı. Böylece, cezaevine eroin ya da silah sokmakla aynı kategoride değerlendirilen vınn yüzünden bir yıl kapalı cezaevinde kalacak, kendisine 3 ile 5 yıl arası hapisle sonuçlanacak bir dava açılacak, Zaten 11 yıl 8 ay cezası vardı, daha da artacak. (Ayşe Hür, Radikal, 28 Şubat 2016). Memlekete yaptıklarını bir yana bırakayım, sırf bana kattıklarını düşündüğümde ona reva görülen bu durumun haksızlık, vicdansızlık ve beyinsizlik olduğunu söyleyeyim, siz bu kelimelerin daha içten olan karşılıklarını aklınıza getirin.


‘Bırak şu kavanozcuyu’ gibi laf edene de, ‘peki başka ne biliyorsun bu adam hakkında’ diye bir sormak lazım. Lafım aynı malzemeyi ısıtıp ısıtıp önümüze sürenlere. Ya da madem böyle bir tepki var, o kavanozu içinizdeki en günahsız olan atsın, olsun bitsin. Derdini halleden halletmiş zaten, geri kalana birşey yemek düşer, evet o. Ama benim derdim bu değil.
zalimin aczini gösteren hodri meydan kulesi
Benim derdim, turizme (küçük oteller kitabı, şirince evleri), bilime (matematik köyü), sanata (tiyatro medresesi), türk diline(etimoloji sözlüğü), yerel tarihimize (yerleşim birimlerinin eski isimleri projesi), siyasi tarihimize (yanlış cumhuriyet), dini meselelere ve kimbilir daha bir çok şeye katkıda bulunan bir adamı baş tacı etmek, sırtını pohpohlamak, aslansın kaplansın, onu da yaparsın demek yerine, tırışkadan bir bahaneyle hapse atan boş beyinlilikle. 
hakkında yıkım kararı var
hamam, hakkında yıkım kararı var
hakkında yıkım kararı var
Kimse Sevan Nişanyan’ı sevmek zorunda değil, ama yapıp ettiklerinin çok kabasını yazdığım şu işleri görenin, en azından kul hakkı için ona saygı duyması, eyvallah demesi gerekir. Hani yaradılanı yaradandan ötürü seviyorduk, hani yiğidi öldürsek de hakkını veriyorduk, hani yılandan değil de yalandan korkuyorduk, hani nerede?  
kütüphane
kütüphane
Sevan Nişanyan şu an Söke Kapalı Cezaevi’nde cezasını çekiyor. Sonrası ne olur Allah kerim. Suçu  matematik köyüne ait, kendi arazisi içinde yaptığı ufak bir ev ve eve takılan mührün kırılması. Ha diyebilirsiniz ki ‘Ne yani, bu adam onca iş yaptı diye, illegal ev yapma hakkına sahip olamaz. Ben de güzeller güzeliyim, bal dök yalayım, ne yaparsam yapayım ben de hapse girmek istemem, çürürüm oralarda.’ Ona da eyvallah, ama şu memlekette yaşıyoruz, çoğumuz köyde büyümüş ya da köy görmüştür. Kaç köy evinin izinleri tamdır acaba? Ya da iki göz odayı geç, önce şu villaların hesabı verilsin dahi diyemeyecek miyiz? 

matematik köyü
Hem Sevan Nişanyan’ın derdi o evi dikip, oradan trilyonları götürmek mi? İllegal iş yapmanın bağımlısı olmuş, zavallının teki mi? Veya adamcağız ‘el alem malı götürüyor, acıcık ucundan biz de nemalanalım’ kafasında mı? Bana kalırsa aslında gıcık olduğu şey, elini kolunu bağlayan bürokrasi ve hukuk sistemi. Sevan Nişanyan güzel bir şeyler ortaya koymaya çalışıyor, ama vizyonsuzluk, ırkçılık, önyargı, düşmanlık ve bürokratik beyinsizlik adamın tepesine inmiş, bir rahat, bir huzur verdiği yok. Tamam kardeşim bu adam bir suç işledi, kafasına göre ev yaptı, peki ‘hırsız’ın hiç mi suçu yok?
kaya mezarın açılışı
tiyatro medresesi
Sevan Nişanyan’la tanışmak, oturup konuşmak,  Şirince evlerini, matematik köyünü, medreseyi, hodri meydan kulesini görmek bir kez nasip olduğu için kendimi şanslı sayıyorum. Baktı pek kalın enseliye benzemiyoruz, sezon da ölü sezon, gençler size bir kıyak geçeyim dedi, çok cüzi bir miktara evlerinden birinde kaldık. Ben ömrümde daha böyle güzel bir yerde kalmadım, bir daha da böyle bir yerde kalır mıyım bilinmez. Geldi yanımıza oturdu, konuştuk, yıllardır üzerinde uğraştığım bir konuda, bir fikir verdi, ben neden bunu daha önce düşünemedim dedim. 

Yani, şunu demek istiyorum. Bu adamı yapacağı işlerden ve bize vereceği fikirlerden mahrum bırakmayın. Salın gitsin. Kendisi için hazırlanmış bir imza kampanyası var. Destek vermek isterseniz linkine buradan ulaşabilirsiniz.


Sevan Nişanyan’ın başına iş açan yazılardan biri için buraya
Sabahattin Ali’nin Şirince hakkındaki harikulade hikayesi için buraya

Bir bebekten bir kaçak inşaatçı yaratan bu karanlığı sorgulamak lazım kardeşlerim!

not: fotoğraflar Sevan Nişanyan'ın facebook hesabından alınmıştır.

26 Şubat 2016 Cuma

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 5

Beşinci bölümde rebetlerin görünüşü, hapishane ortamı ve çeribaşıları hakkında bilgiler veriliyor. Yazar Petropoulos hakkındaki tanıtıcı yazıya, Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü bölümlere linkleri tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Kimse bir rebeti ata binerken ya da bir şemsiye taşırken göremezdi. Asla  palto giymezdi. Fakat, özellikle İstanbul ve Selanik’te hava çok soğuk olduğunda, rebetler omuzlarına basit bir örtü atarlardı. Asla bir rebeti yağmurlukla veya kısa çizmeyle görmedim. Ancak, sıklıkla onları arka tarafı çiğnenmiş ya da kesilmiş ve terlik gibi giyilen kaçaryalarıyla gördüm.  
halk arasında pezevenk ayakkabısı, cemiyet hayatında ise cuban heel denilen arkasına basılmış yumurta topuk ayakkabı
Bir rebetin yüzünün en önemli unsuru bıyığıdır. Bıyıksız bir rebet, kuyruksuz bir kedi gibidir, tahayyül dahi edilemez. 1960’larda bir rebetiko şarkıcısı bıyıklarını kestiğinde bu neredeyse bir skandala yol açmıştı. Bıyığın şekli ve rengi ve beraberinde getirdiği sembolik jestler kişinin karakterini büyük ölçüde belli eder. Rebetler için bıyık bu kadar önemli olduğundan (aslında Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki her halk için), bu konu üzerine kısa bir monografi[14] yazmak zorunda kaldım.
adamın kanını içer gibi ama bu bıyıkla çorba içemez
Bıyık, rebetin otoritesinin temelini oluşturur. Fara (aile ya da kardeşlik, bazen de muhit diye çevrilir) kişinin objektif otoritesine ve iktidarına saygı gösterir. Çeribaşının objektif iktidarındaki dalgalanma (sahip olduğu para miktarı, ekonomik denetiminde bulunan alan, onun için çalışan rebetlerin sayısı, otoritesinin geçerli olduğu alan), hayatın sıradan bir gerçeği, fizyolojik bir gerçeklik olarak görülür. Ne var ki, benzeri iniş çıkışlar kişisel otoritesi için feci olur. Büyüyen bir kişisel otorite tutarlıdır; azalan kişisel otorite ise hayati tehlike içerir. Gerçekten gücü olmayan ancak otoritesi olan küçük rebetler değerli insanlar olarak görülür ve fara tarafından, hakimler gibi, anlaşmazlıklarda hakemlik yapmaları ve tavsiyelerde bulunmaları için kullanılır.

Her hapishanenin bazen iki tane olmak üzere mutlaka bir çeribaşı vardır. Her hapishanede, objektif iktidarı olmayan ancak bilge addedilen mangalar vardır. Çeribaşı değil ancak barbas olan, otuz yılını hapiste geçrmiş olan birine de hürmet gösterilir.
Umudumuz Şaban (1979) filmi hapishane sahnesi

Çeribaşı otoritesinin dengesini sürdürdüğü müddetçe rolünü korur. Otorite çok hassas dengeler üzerinedir. Kof iktidarı olan ancak otoritesi olmayan çeribaşı hayvan olarak görülür. Otoritesine leke gelmemesi için, çeribaşı genellikle stekisinde (hücre) belli bir mesafede oturur. Hapishanede, neredeyse asla hücresinden avluya çıkmaz, diğerlerini tehdit etmez, asla küfretmez, argo konuşmaz, asla koşmaz, kahkahayla gülmez ancak gülümser, yorumda bulunmaz, kendisini veciz ve muğlak ifadelerle anlatır, cömert ve açık fikirlidir, bir şey beklemeden zayıflara yardım eder, aşırılıktan kaçar ve çekişmeleri kışkırtmaz. Ancak bunların yanı sıra, düşmanları karşısında pes etmez. İdeal çeribaşı ne adaletsiz veya hırslıdır, ne de kaba ve saldırgan.
Pozantı'da yaşananlar

Çeribaşının otoritesi çeşitli şekillerde hasara uğrar: bazen düşmanları ona darbe indirmek için umumi yerde ona sıradan bir oğlan yollar, başka bir zaman beş altı genç adamın saldırısına uğrar, ceza olarak ırzına geçilir, sırası gelmişken aslında bu durum dünyadaki tüm mahpuslar için geçerlidir.

Rebetlerin onlara ihanet edenleri nasıl cezalandırdığından da bahsetmeliyim. Önce karşısındakinin yüzüne doğru atılır, ani bir atakla sol yanağına kesik atar. Yüzündeki bu yara ispiyoncuyla sonsuza dek kalacaktır ve bu da faranın kaçınması gereken bir adam olduğuna işaret eder. Muhtemelen, rebetler bu geleneği Camorra’dan· aldılar. Tarihte bazıları-örneğin Alman ordu subayları ya da öğrenciler- yaralarıyla gurur duyarlar, ancak bu durum rebetler için ihanetin göstergesidir.

Nikos Mathesis'in çizdiği bir tekke ortamı

İşte bu gizemli insanlar, rebetler, rebetiko şarkılarını yaptılar. Rebetiko şarkılarının toprağı, filizlendiği yerler hapishane ve tekkelerdi. Türkçede tekke, dervişlerin bir araya geldiği yer anlamına gelmektedir, ancak aynı zamanda Türk argosunda esrar içilen, küçük kahvehane ya da ev anlamına da gelmektedir. Tekke (τεκές) kelimesi Yunan argosuna aynı metaforik anlamını koruyarak girmiştir.

[14] Ο Μύστταξ (Bıyık), Nefeli, Atina, 1990

· Camorra, Napoli’de ortaya çıkmış bir mafya örgütüdür. (ç.n.)

14 Şubat 2016 Pazar

Sevgililer Günü Özel: Midillili Aziz Valentin

Aziz Valentin'in kemiklerinin bulunduğu Midilli'deki Katolik Aya Theoktisti Kilisesi
Gündeme bir tarafından tutunabilmek amacıyla, günün anlam ve önemine uygun şekilde, başta kalp şeklinde pofuduk yastık ve kırmızı renkli don olmak üzere tüm 14 Şubat endüstrisinin sebebi olmuş, ancak ve maalesef ekmeğini yiyememiş Aziz Valentin’in Midilli ile olan ilişkisinden bahsedeyim. Birçok mültecinin kaderine benzer şekilde, onun da dirisi olmasa da ölüsü Midilli’de kendine yer bulmuş. Aziz Valentin’in kemiklerinin Midilli’deki tek katolik kilisede bulunduğu kabul ediliyor, onun hikayesini kısaca anlatacağım.

İzmir Başpsikoposu Domenico Raffaelle Francesco Marengo
270 yılında Valentin’in kellesi dini usüllere uygun şekilde kesiliyor ve kendisine Aziz Priscilla’nın mezarının yanında yer açıyorlar. 496 yılında ise, yani iş işten geçtikten bir hayli süre sonra, Papa Gelasius kendisini kutsuyor  ve sonrasında Roma katolik kilisesi tarafından onurlandırılıyor. Ebedi istirahatgahında dahi adamcağız huzuru bulamıyor ve 1815 yılına gelindiğinde  Papa VII. Pius, Longarini di S. Costanzo isimli bir asil İtalyan papaza zamanın ruhuna uygun şekilde, eti toprağın kemiği senin diyerek Aziz Valentin’in kemiklerini hediye ediyor. Kemikler daha sonra, bir şekilde 1907 yılında Midilli’de ortaya çıkıyor. Papazın müridlerinden biri olması olası Lucia Thefanopoulo-Bongiglio vasıtasıyla kemiklerin Midilli’ye ulaştığı iddia ediliyor. Bunun üzerine, Midilli katolik kilisesinin bağlı olduğu İzmir’in Başpsikopos’u Francesco Marengo durumu yerinde incelemek üzere Midilli’ye geliyor ve yaptığı otopsi sonrasında kemiklerin Aziz Valentin’e ait olduğu hakkında son noktayı koyuyor. Kemikler, böylelikle kilisedeki ana sunağın altına konuyor. Ömrü vaktinde bu kadar gezmemiş Aziz Valentin’in kemikleri 1990 yılında Atina’daki italyan cemaatine ait Katolik Aziz Francis kilisesine nakledildikten sonra, 2014 yılında tekrar Midilli’ye iade ediliyor.

Başpsikopos Marengo'nun otopsi tutanağı
O dönemde Ortodoks hristiyanların ve müslümanların olduğu Midilli’de Katolik cemaatinin olmasının hikayesi de ayrıyeten ilginç bir hikaye. Midilli’deki katolik cemaatinin varlığı ta 14.yy’a dayanıyor. Bizans imparatoru II.Paleologos, zamanın Konstantinopolis’i yani İstanbul’un, haçlı ordularınca istilası sırasında şehrin savunmasında desteklerini esirgemeyen Cenevizlilerin ileri gelenlerinden Gattelusi ailesine, çerez verir gibi Midilli adasını çeyiz olarak veriyor. Midilli’deki Cenevizli hakimiyeti, yüz yıldan biraz fazla, 1462 yılında II. Mehmet (Fatih)’in Midilli’yi fethine dek sürüyor. O zamandan bu yana adada katolik cemaati bulunuyor. Bir de özellikle 18. ve 19. yy’larda tüccar ve denizcilerin İtalyanı, Maltalısı, İspanyolu, Fransızı Midilli’yi mesken tutuyor.  

20.yy başında Midilli'nin Katolik cemaati
En başta söylemem gerekeni, en son söyleyeyim. İşin aslı, Aziz Valentin’in kemikleri tekrardan bulunduğunda, yüzlerce ufak parçaya bölünüp birçok kişi ve kiliseye satılıyor. Aziz kemiği lobisinin ne amaçla bu işi yaptığından daha evvel Granada’nın Sacromonte mahallesini anlatırken bahsetmiştim (burada). Yani, bir kilisenin önemi ve ona bağlı olarak edindiği bağışlar, sahip olduğu aziz kemikleri ile doğrudan alakalı. Lafın kısası, ne kadar kemik, o kadar para. Bu sebeple, İrlanda’nın Dublin’inde,İskoçya’nın Glasgow’unda, İngiltere’nin Birmingham’ında, Avusturya’nın Viyana’sında, Polonya’nın Chelmo’sunda, Fransa’nın Roquemaure’ında, Prag’da ve Maltadaki kiliselerde de Aziz Valentin’in kemikleri olduğu iddia ediliyor.
Neyse, olan var olmayan var, o yüzden herkesin değil, bir kısmınızın sevgililer gününü kutlayayım.

4 Şubat 2016 Perşembe

Şehrin Kırışıklıkları


Wrinkles of the City(Şehrin Kırışıklıkları) adlı projesiyle Havana'dan Berlin'e dünyanın dört bir yanındaki şehirler, dolaşan ünlü sokak sanatçısı ve fotoğrafçı JR'ın yeni durağı İstanbul...



Balat-Yıldırım Caddesi

Fener- Akçin Sokağı


Fener-Sancaktar Yokuşu

Cibali_Gül Camii


Cibali- Cibali Caddesi

Cibali



Karaköy-Perşembe Pazarı

Cibali


Fotoğraf  Fener sahilinden çekilmiştir.

Galata Surları