25 Nisan 2016 Pazartesi

Özel ve Güzel Midilli Turları

Midilli Adası’nda tatil yapmak ama standardın da biraz dışına çıkmak istiyorsanız, isteklerinize göre ayarlayabileceğiniz bir Midilli turunda sizlere rehberlik yapabilirim. Bu sayede rehber kitaplarda ya da bloglarda pek rastlayamayacağınız yerleri keşfedebilir ve görece biraz daha farklı bir tatilin keyfini çıkarabilirsiniz. Adada yaşadığımdan ve açıkçası keyfime de düşkün olduğumdan, özellikle nerelere gidilir, ne yenir gibi konularda yeterli bilgi ve deneyim sahibi olduğumu söyleyebilirim. Size özel Midilli turlarından neyi kastettiğimi kısaca açıklayayım.


Gidilecek yerler: Midilli Adası’nı ziyaret edenler genelde belli başlı birkaç köyü ve manastırları ziyaret ederler. Ancak bunların dışında, çok güzel balıkçı köyleri, otantik dağ köyleri, müzeler, sahiller, yürüyüş parkurları vs. de vardır. Görmeden dönmek yazık olur.

Kalınacak yerler: bkz. Gidilecek yerler. Kalabalıktan uzak, denizi güzel olan, sakin bir yer isterseniz ayrı, akşamları ortamı olan yer isterseniz ayrı, doğa yürüyüşü, dağ bisikleti, yelkenli tekne, fotoğrafçılık gibi hobileri olanlar için ayrı yerler tavsiye edebilirim.  


Yeme-İçme: Sanırım en iddialı olduğum konu yeme-içmedir. Midilli hakkındaki bir çok blog yazısında methedilen restoranları gördükçe, bu işe el atmamın vakti geldi diye düşündüm. Midilli, uzosuyla, çeşit çeşit mezeleriyle, balıkları ve diğer deniz ürünleriyle meşhurdur. Karnınızı ayrı, gözünüzü ayrı doyuracağınız sofraları, üstelik cebinizi yakmadan kurmanız mümkündür.


Müzik: Kendim de müziğe meraklı olduğumdan, nerede nasıl müzik var, haberim olur. Birçok yerde buzuki ve org eşliğinde yunan taverna müziği dinlenebilir. Bir lafım yok, ancak benim kast ettiğim geleneksel müzik ya da rebetiko müziğidir. Midilli havaları ya da eski rebetiko şarkıları dinleyebileceğiniz ve aynı zamanda güzel yiyip içeceğiniz kahvehaneleri görmek isterseniz, doğru adrestesiniz.




Panayırlar: Yaz aylarında birçok panayır olur. Geleneksel yemekler yapılır, müzikler çalınır, danslar edilir. Denk gelirse, gelmişken görmenizi tavsiye ederim.


Bonus- Yelkenli tekne gezisi: Yollar bizi kesmiyor diyenlere de bir sözüm var. Yelkenli tekne gezisiyle, karayoluyla gidemeyeceğiniz koylara ya da irili ufakllı adalara gitmeniz mümkündür. Ayrıca paraya kıyayım derseniz, tekne geziniz esnasında size hususi fasıl ya da midilli havaları çalacak müzisyenleri de ayarlayabilirim.


Not: Çok kabaca anlattığım maddeler haricinde, arkeoloji, kuş gözlem, fotoğrafçılık, outdoor ya da su sporları gibi başka bir ilgi alanınız varsa, ona uygun bir program da ayarlayabiliriz.
İletişim için:

E-mail: cemetink@gmail.com
Facebook: Midilli keyfi
Twitter: @uzomeze



6 Nisan 2016 Çarşamba

İkaria Adası: Yavaş Yaşa, Geç Öl, Cesedin Buruşuk Olsun- 1.Bölüm

Kuşadası’nın karşısındaki Samos Adası’nın da karşısında bulunan İkaria Adası’na yılbaşı zamanı gitmek nasip oldu. Şansım, müzisyen arkadaşlarla birlikte gitmek ve adada bizi misafir eden bir arkadaşımızın olmasıydı. Bu sayede İkaria’nın altından girip üstünden çıkıp her biri diğerinden ayrı cins cins insanlarıyla tanışma fırsatını yakalamış oldum.

Adanın doğası, denizi, dağları, ormanları zaten güzel, ancak bunlardan öte benim için adanın en kendine has yanı insanları ve yaşayış şekli oldu. İki bölümlük bir yazı dizisi olsun. Önce ada hakkında genel bilgileri özetleyeyim, sonra ise ikinci bölümde yediğim içtiğim benim olsun gördüklerimi size anlatayım.
Baba Daedalus, oğluna kanat yapıyor
Önce adanın ismiyle ilgili efsaneden bahsedeyim. İlk kez Homeros’un metinlerinde geçen İkarus efsanesi kabaca şöyle. Baba Daedalus Girit’teki Minos uygarlığının kralı için labirenti yapan adam. Daha sonra kralla araları bozulunca baba oğul tabanları yağlayıp topuklamak zorunda kalıyorlar. Daedalus, oğlu İkarus için balmumundan kanat yapıyor ve öğüdünü veriyor. Fakat baba her ne kadar fazla alçaktan uçma denizin köpükleri kanatlarını sırılsıklam eder, fazla yüksekten uçma güneş kanatlarını yakar, ortada kuyu var yandan geç dese de götüne giymeye donu olmayıp, balmumundan kanatla güneşe giden İkarus, güneş kanatlarını eritince başaşağı düşüyor. Önemli olan nasıl düştüğün değil, nasıl yere indiğin olsa dahi, zavallı İkarus denizde boğuluyor. Boğulduğu denize İkaria denizi, hemen dibindeki adaya da İkaria deniyor.
İsviçre'den apart Sözde Özgür İkaria Devleti'nin bayrağı
1521-1912 tarihleri arasında gayet gevşek şekilde Osmanlı egemenliğinde yaşamış İkarialılar, 1912 yılında ayrılıp 5 ay süreyle de olsa, kendi cumhurbaşkanı, hükümeti, bayrağı, milli marşı olan bir bağımsız devlet şeklinde yaşamışlar. Daha sonra ‘böyle laubalilik olmaz’ diyen Yunan kralı, İkaria’yı Yunanistan’a bağlıyor. Bundan başka adanın bir de solcular tarafından çok sevilen bir ‘kızıl ada’ ünü var. 1946-49 yılları arasındaki iç savaştan sonra, komünistler sürgüne İkaria’ya gönderilir. Ada halkı komünistlere insan muamelesi yapıp yardımseverlik gösterince, solcular durur mu hemen propagandaya başlar ve adayı kızıl ada diye efsaneleştirir. Oysa benim gördüğüm kadarıyla küçük yer insanının komünistliği siyasi bilincinden daha çok gündelik pratiklerinden, büyük yer insanınki ise gündelik teorilerinden geliyor ve olanı olduğu gibi değil olmasını istediği gibi görüyor.


Endülüs için boğa neyse, Yunan adası için de keçi odur
Bir orta halli kasabanın dahi bulunmadığı ada, dağınık köylerden ve onlardan daha dağınık, arazi içerisine yayılmış evlerden oluşuyor. Köyler ise deniz kıyısından ziyade iç kısımlarda ve korsanlara karşı olabildiğince saklı şekilde yapılmış. Yani sahillerde otel, tatil köyü gibi şeylere rastlama durumu yok. Ada, karadeniz yaylalarını andıran bir yeşilliğe ve sise sahip. Suyu, ırmağı ve kaplıcası bol. Odissea destanında anlatılan meşhur şarabı hala adanın en önemli geleneklerinden biri olarak sürdürülüyor. Rengi bulanık olsa da, her evde her mekanda içilen şarap birbirinden farklı olsa da hakikaten şarapları çok lezzetli. Son yıllarda Atinalı akınına uğrayan panayırları ve sarmal halde yapılan geleneksel dansları da yine çok meşhur. Sabaha kadar sürmek diye bir şey pek yok, çünkü insanlar sabah olmuş demeyip genelde daha devam ediyorlar.
bir İkaria panayırından

Bundan başka adanın bir diğer ünü de dünyanın en uzun yaşayan insanlarının olduğu üç yerden biri olmasından kaynaklanıyor. Her üç İkarialı’dan biri 90 yaşını görüyor. Yani hiç tanımadığınız biri size 80 yıldır günde iki paket malbora içerim, hastane kapısı görmedim derse, şaşırmaca yok. Kanser ve kalp rahatsızlıkları oranları düşük, 65-100 yaş arasındakilerin cinsel  aktiflik oranı %80. İnsan maaşallah demekten kendini alamıyor. Aralarında kesin İsviçreli’de olan bilim adamları nasıl oluyor da oluyor diyerek bunu araştırmışlar. Doğal yeme-içme, çeşit çeşit ot, şarap, fiziki aktivite, gündüz uykusu, zamana köle olmamak, stressiz yaşam ve güçlü sosyal bağların uzun yaşamanın sebepleri olduğu kararına varmışlar. Sadece doğal beslenmeyle olsa, parasını bastırıp bio ya da eko ürün satın alan, ya da gym’ini yogasını aksatmayan üst orta sınıf ve zenginler  mutlu, huzurlu, uzun ömürlü olurdu. Oysa kafası rahat olmak, hayatı yalan olmamak, bir işe yaradığını hissetmek, zamanı pek dert etmemek, dede-ninenin torunlarla aynı ortamda takılması, yani yalnız hissetmemek gibi şeyler insana güven duygusu ve kuvvet veriyor. Yatmadan en az 3 saat önce yeme-içmeyi kesmek lazım diyenler mi, yoksa gece vakti kuzu şişi lavaşa gömüp sürahi sürahi şarabı devirenler mi kafaca daha rahat derseniz, tabi ki ikincisi derim.
bu mudur, budur
Uzun yaşam konusunda çarpıcı bir örnek olarak şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Amerika’da yaşayan bir İkarialı 60lı yaşların ortasında kanser oluyor ve doktorlar 6 aylık ömrü kaldığını söylüyorlar. Adamcağız da madem 6 ay ömrüm kaldı, bari köyümde öleyim diyerek İkaria’ya dönüyor. 6 ay geçiyor, yıllar geçiyor adam öleceği yerde gürbüzleştikçe gürbüzleşiyor, semiriyor, yanakları amasya elması gibi al al oluyor. Bir ara Amerika’ya gezmeye gittiğinde ise ona 6 ay ömür biçen tüm doktorların öldüğünü öğreniyor. Kendisi de 2013 yılında 102 yaşındayken, kazık çakmadık ya diyerek ruhunu teslim ediyor.

Böylece ada hakkında genel bilgiler verdikten sonra, bir dahaki bölümde nefes kesen maceralarımı bir solukta okuyacaksınız.