26 Şubat 2018 Pazartesi

İran'ın Suriye'deki Savaşa Yolladığı Afgan Çocuk Askerler ve Savaşın Psikolojik Etkileri


Savaşı, onarılması zor ya da mümkün olmayan derin ve acı izler bırakması sebebiyle insanın hemcinsi ve çevresi üzerine yol açtığı en büyük doğal felaket olarak tanımlıyorum. Yanıbaşımızda yıllardır süren savaşta, alakalı alakasız birçok milletten insan yer aldı. Esad rejiminin varlığını sürdürmesi İran için öncelikli politika olduğundan, Suriye’deki savaşta İran, IŞİD gibi radikal Sünni örgütlere karşı Esad hükümetine destek verdi. Büyük çoğunluğu İran’da kaçak yaşayan, Sünni Taliban’ın vahşetinden kaçan Hazara etnik kökenli Şii Afganlar, bu savaşta İran tarafından IŞİD’e karşı savaşmaya Suriye’ye gönderildi.

Human Rights Watch’un aktardığına göre, İran Devrim Muhafızları 2013 kışından bu yana binlerce Afganı Suriye’ye savaşmaya yolladı.[1] Yine Human Rights Watch’un hazırladığı bir başka raporda 18 yaşın altında Afgan çocukların Suriye’de savaştığı,  mezar taşları, cenaze ilanları ya da propaganda malzemeleri ve diğer belgelerle birlikte yer aldı.[2]
HRW'un belgelediği İran'daki bir Afgan çocuğun mezarı
İran’da yakalanıp, Suriye’ye savaşmaya gönderilmiş, oradan canını kurtarıp tek başlarına Midilli’ye varabilmiş Hazara Afgan çocukların bazılarını görev yaptığım Moria kampında tanıdım. Hayatın böylesine sert bir sillesini bu genç yaşta yemiş, savaşın acımasız etkisi bakışına, duruşuna, konuşmasına  sinmiş bu çocukların tanıklıklarını, çocuk askerliğin şu andaki hayatlarında nasıl psikolojik etkiler bıraktığı ile ilgili izlenimlerimi burada paylaşacağım. 

***

Ancak ondan önce, durumun genel bir çerçevesini çizmek üzere, nasıl ve hangi şartlarda çocuk asker olmaya sürüklendiklerinden bahsedeyim. İran’da yaklaşık olarak üç milyon Afgan bulunuyor. Bunların çoğunluğu Afganistan’daki savaş ve çatışmalardan kaçıp İran’da kaçak olarak yaşıyor ve merdiven altı konfeksiyon atölyelerinde ya da inşaatlarda, maddi manevi zor şartlarda çalışıyor. Afgan nüfusun büyük çoğunluğu eğitim hizmetlerinden mahrum. Bu sebeple de, adına askeri insan gücü ya da ucuz emek sömürüsünün ileri biçimi diyin, İran Devrim Muhafızları tarafından zorla ya da Afganistan’a geri gönderilme tehdidiyle, yahut oturma ve çalışma izni veya Şii kutsal yerlerini koruyup şehitlikle mükafatlandırılmak vaadiyle Suriye’de IŞİD’e karşı savaşmak üzere askere alınıyorlar.
Suriye'de savaşan bir Fatimiyun Birliği
Hazaralar, Şii inancına sahip olduklarından Sünni Taliban’ın ilk hedeflerinden. Fiziksel görünüş itibariyle, özellikle çekik gözlerinden dolayı, rahatlıkla ayırt edilebiliyorlar. Taliban baskısı yüzünden yüzbinlerce Hazara Afgan vatanlarını terk etmek zorunda kaldı. Taliban’dan kaçan insanların sığınacağı ülke genellikle Pakistan ya da İran oluyor. Bu insanları ise İran’da bir başka büyük tehlike bekliyor. Askere alınıp, Suriye’ye gönderilerek IŞİD’e karşı ön saflarda savaşmak. Iran Devrim Muhafızlarının bir birimi olarak Suriye’de savaşan Fatimiyun Birliği, kumandanları İranlı olmak üzere Hazara Afganlardan oluşuyor. Görünüşte amacı Hz. Muhammed’in torunu Zeynep’in türbesini korumak olan Fatimiyun Birliği’nin, İran medyasına göre Şam, Halep, Hama, Lattakya, Deyr-el Zor, Tadmur gibi şehirlerde yaklaşık yirmi bin savaşçısı var. Oysa İran’da askeri hizmet mecburi olsa da, bu ancak İran vatandaşlarıyla sınırlı. Afganları savaşa yollamak İran kanunlarıyla çelişiyor. Ancak kimsesiz bir Hazara çocuğu askere almak daha dertsiz ve masrafsız olduğundan ve hayatını kaybederse askeri zayiattan daha fazla bir değer ifade etmeyeceği için, sen fakir ve kaçak yaşayan bir Hazarasın, bu yüzden seni yolluyoruz da denemeyeceğinden, vatan millet sakarya ve allah kitap peygamber aşkına bu çocuklar savaşmaya gönderiliyorlar.
 Afgan Şehitlerimiz Sergisi, Tahran
***

Afganistan’dan tek başına yola çıkmak zaten başlı başına bir tehlike. Genelde rota Pakistan üzerinden İran oluyor. Burada ise kaçakılarından ziyade fidyecilerden korunmak gerekiyor. Zira fidyecilere yakalanınca, esir alınıp, fiziki şiddette bulunarak ailelerinden para isteniyor. Annesi babasını kaybetmiş yetim bir çocuk durumunu şöyle anlattı:

‘Pakistan sınırı civarında, dağlık bir bölgede fidyeciler bizi yakaladılar. Neyimiz var neyimiz yok, hepsini aldılar. Yolda donmuş cesetler görmüştük. Bize siz de onlar gibi burada donarak ölürsünüz, kimsenin haberi olmaz dediler. Bizi salmaları için ailemizi aramamızı söylediler. Kimsem yok dedim, inanmadılar, beni dövdüler. İki hafta sürekli dayak yedim, sonra bir fırsatını bulup kaçtım.’
**
İran’da bir Afgan çocuk herhangi bir zaman ya da yerde, uluslararası hukukta taahhüt edilen, çocukların korunmasına yönelik gerekli hukuki süreç işlemeden, bir avukata sahip olmadan keyfi şekilde gözaltına alınabilir. Çocuklar o durumda yapmak zorunda bırakıldıkları tercihin doğabilecek olası sonuçları hakkında ya hiç ya da çok az bilgilendiriliyorlar. Zaten bir çocuktan savaşa gidiyor olmasının mantığını anlamasını beklemek zor. Gözaltı sırasında olabilecekler ise malum. Tanıkların anlattıklarına göre, geri gönderilme ile tehdit, fiziki şiddet ya da dini propaganda yoluyla çocukların yaşı sorulmadan askere alınıyorlar. Çocuklardan yaşlarını ibraz edecek bir belge istenmiyor, küçük görünenler de büyük kaydediliyor.

‘Bana yaşımı hiç sormadılar bile. Daha küçüğüm dedim, bana senden küçükler de var, merak etme dediler. Doğum tarihim aslında 2001, Suriye dönüşünde verdikleri belgede ise 1991 doğumlu olarak görünüyorum.’

Süleymanhani mülteci ofisi, Tahran
Fakirlik, oturma ya da çalışma izninin olmaması, edinebilmenin yolunun Suriye’ye gitmekten geçmesi, ya da reddetme durumunda hapis yatmak ya da Afganistan’a geri gönderilmek korkusundan, yani esasında çaresizlikten birçok Afgan çocuk ya da yetişkin sokak ortasında ya da sınırı geçer geçmez tutuklanarak silah altına alınabiliyor.

‘Terzide, konfeksiyon atölyesinde çalışıyordum. Zaten bodrum katındaki evden işe, işten eve bir hayatımız vardı. Sokaklarda dolaşmak diye bir şey yoktu. Kimseye görünmemeye çalışırdık, çünkü her an tutuklanabilirsin.’

‘Zaten daha önce bir kez gözaltına alınmıştım, 1 ay hapiste kaldım, sonra saldılar. İkinci kez yakalanınca bu sefer 6 ay hapis yatarsın dediler. Hapisten ve tekrar tekrar belgesiz yakalanmaktan korktuğumdan, mecbur Suriye’ye gitmeyi kabul ettim.’

‘Sınırı geçer geçmez beni ve yanımdaki 5 arkadaşımı askerler yakaladı. Bizi bir odaya götürdüler ve Suriye’ye gidip Şiilik adına savaşmamız gerektiğini anlattılar. Gitmek istemeyenleri ise Afganistan’a geri göndereceklerini söylediler. Afganistan’da gidecek yerim yoktu, İran’da da olmayacaktı. Zaten savaşın içinden geliyorum, çok bir fark görmedim. En azından ölmeden geri dönersem biraz para ve izin belgelerim olacaktı. Kabul ettim.  6 arkadaş hepimizi birlikte Suriye’ye yolladılar. Hepsi de benim gibi 18 yaşın altındaydı.’
***

Yaptığım görüşmelerden ve kaynak taramalarından edindiğim bilgiler, askere alınma yolu, oturma izni ya da kazanılan paranın miktarı konusunda keyfi uygulamaların olduğunu gösteriyor. Zorla askere alınabildiği gibi, tehditle ya da bazı durumlarda ailesini arayarak da çocuklar Suriye’ye gönderilebiliyor. Oturma izni ilk iki aylık dönem sonunda verilecek deniyor, ancak çoğu zaman en azından ikinci iki aylık dönem de mecbur kılınıyor. Elde edilen para da genelde hiç ve 500 dolar arası değişiyor. 

Askere alındıktan sonra yaklaşık bir ay İran içerisinde askeri eğitim veriliyor, oradan görev yerine uçakla sevkediliyorlar. Fatimiyun Birlikleri, öncelikle IŞİD’e karşı ön saflarda savaşıyor. Görüşme yaptığım çocuklardan biri Tadmur yani antik Palmira şehrinin IŞİD’den alınmasında savaştığını, bazıları Halep’te, bir diğeri de Hama şehrinde IŞİD’e karşı yakın cephe savaşı verdiklerini ve birçok vahşet olarak değerlendirilebilecek olaylara tanıklık ettiklerini anlattılar.


Askere alınanlar iki aylık dönemler halinde Suriye’ye gönderiliyorlar. İlk iki aylık dönemin ardından, İran’a geri döndüklerinde ikinci kez Suriye’ye gitme kararını vermeleri için bir aylık geçici oturma izni veriliyor. İkinci dönem sonrasında ise bir yıllık oturum ve yaklaşık 500 dolar gibi bir gelir elde ediyorlar. Oturumu yenilemenin şartı ise tekrar askere alınmak oluyor. Tabi bunlar, eğer geri dönebilirlerse. Hayatını kaybetme durumunda, ailesi bunu ispat edebilirse, ailesine oturum hakkı veriliyor.

‘İlk iki aylık dönemden sonra, İran’a geri getirildik. Bir aylık geçici oturma izni verdiler. Tekrar iki ay daha gidersem bir yıllık oturum ve para alacağımı söylediler. Zaten kısa bir süre sonra tekrar kaçak duruma düşecektim, yani değişen bir şey yoktu. Bir yıllık oturum almak umuduyla tekrar gittim. İkinci dönemde sedye taşımaktan ağrılarım arttı, bomba patlayınca kendimi kaybediyordum, geri gönderdiler.’

‘İlk iki aylık dönemim bitmeye yakın bacağımdan vuruldum, beni Tahran’a gönderdiler. Hastanede kalıyordum. Ziyaretime geldiler, iyileştikten sonra tekrar Suriye’ye gideceğimi söylediler. 16 yaşındaydım, çok korktum. Ben savaşmaktan anlamam, neden beni yeniden savaşa yolluyorlar diye düşündüm. Hastaneden kaçtım.’

Görüşme yaptığım çocuklardan biri Hama’ya yakın Derha’da sıhhiye görevi yaptığını anlattı. Gönüllü ya da zorla nasıl olursa olsun çocukların askere alınması yasak olduğu halde, savaşta yer alması sebebiyle, muhtemelen güvenlik gerekçeleriyle iltica başvurusu reddedilenleri duymuştum. Bunu düşünerek ‘Sıhhiyeci olmak yine görece iyi, en azından eline silah alıp kimseyi öldürmek zorunda kalmamışsın’ gibi boş bir laf ettim ki, cevabıyla kendime geldim. ‘Neresi iyi, parçalanmış, kolu bacağı kopmuş olanları, yaralıları, ölüleri taşıyordum. Bir keresinde üç kişiyi getirdik, birinin belden aşağısı yoktu, diğerinin kafası, diğerinin bir bacağı. Gözümün önüne hep kan geliyor ve patlama sesleri.’
15 yaşında Suriye'de hayatını kaybetmiş bir Afgan çocuk 
Sohbetimiz sırasında, daha uzun dönem yakın savaşta bulunmuş, yaralanmış, çok badireler atlatmış bir çocuğa elinde silahla birini öldürebileceğini ya da öldürülebileceğini bilmenin nasıl olduğunu sordum. Donuk bir ifadeyle o sırada bir şey hissetmediğini söyledi. Daha sonra diğer çocuklardan da duyduğum üzere, Suriye’de bulundukları sırada kendilerine Tramodol denilen bir ilaç verildiğini ya da şırınga edildiğini anlattı. Sabah içtiması sırasında herkese verilen bu ilacı aldıktan sonra, herhangi başka bir şey hissetmediklerini, bu nedenle savaşırken korkmadıklarını belirtti.

Suriye’de savaşma durumunda oturma ve çalışma izni elde etme ve bir miktar para edinme fırsatı olduğu halde, savaşa giden çocukların hepsi, güvenlik güçlerince yakalandıktan sonra askere alındığını bildirdi. Suriye’ye ikinci dönem gitmenin motivasyonunun daha uzun (1 yıllık) oturum izni ve bir miktar para elde etme olduğu görülüyor. Aynı zamanda, görevi sona erip İran’a dönenlerin oturum ve para gibi kazanımlar elde ettikten sonra, bir daha gitme motivasyonu taşımadığı anlaşılıyor. Yani hiçbiri kendi isteğiyle gönüllü olarak askerliğe başvurmuş ya da askerliğe devam etmek hevesinde değil. Bu da çocukların kendi istekleri dışında zorla asker olarak kullanıldığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

***

İran’a döndükten sonra, kaçakçı bularak önce Türkiye içerisinde sınırı geçtikleri bir yerlere, oradan da çoğunluğu onları Yunanistan’a geçirecek kaçakçıyı bulmak için artık adına Afganburnu da denilen Zeytinburnu’na gidiyorlar. Sokaklarda görünmeden yaşamak burada da devam ediyor. Maksat bir an evvel kaçakçıyı ayarlayıp, Yunanistan’a geçmek.

Bu noktada insan kaçakçısı ya da kaçakçılığı üzerine de birkaç laf etmek gerek. İnsan kaçakçısı dediğimizde ilk hayalimizde canlanan, belki krizi fırsata çevirip zor durumda olan insanlardan yüklüce para kaldıran, her türlü kötülüğü bekleyebileceğimiz şeytani bir figür olabilir. Doğru olmasına doğrudur, ancak biraz daha derin düşününce, medeni kabul ettiğimiz ülkelerin tavrına baktığımızda, insan kaçakçılığını güvenli bir yerde yaşama talebine göre ortaya çıkan bir işkolu; insan kaçakçılarını ise problem çözme, koordinasyon ve liderlik yeteneği olan, inisiyatif alan, takım çalışmasında uyumlu, devletine vergisini de rüşvet yoluyla ödeyen işadamları olarak düşünebiliriz. Sonuçta, kaçakçılar bir nevi seyahat acentası gibi, insanları başka türlü ulaşması mümkün olmayacak hedeflediği yerlere ulaştırma hizmeti sunuyor. İnsan hakları aktivistleri ‘güvenli geçiş’ diyedursun, insan kaçakçıları ‘sınırlara hayır’ı pratiğe döküyor bile.

Yaz Fırsatı!!! No Border Seyahat Acentası:
Yunan Adaları tek yön, bot dahil.
Onu beğenen bunu da beğendi:
Akdeniz’in incisi Lampedusa, kalkış Trablus. Ölümüne macera!!!
***
Başından bunca olay geçen çocukların trajedisi Yunanistan’a geçtikten sonra belki biraz hafiflese de asla bitmiyor. Gelişme çağında vahşetin binbir türlüsünü tecrübe etmiş  bu çocuklar artık savaşın bir RPG gibi yokedici, bir bomba gibi parçalayıcı, bir mermi gibi delip geçici etkisini üzerlerinde taşıyorlar.

‘Herhangi bir şey seçme şansımız yoktu. Cephenin en önüne bizi yolladılar. Önümde birinin boğazını kestiler, insanları öldürdüler, iki intihar bombacısı kendini patlattı. Sürekli patlama işitmekten sinirlerim bozuldu. Travmalar o zaman başladı. O günden beri iyi değilim.’

Suriye'de hayatını kaybedenlerin cenazesinden
Savaşın esasen kurbanı olduğu halde aynı zamanda ister istemez faili de olan bu çocukların savaş sonrası daha ‘normal’ bir hayata adapte olmaları hiç kolay değil. Önce savaş koşullarına zorlanan bu çocuklar, yaşadıkları trajedinin üzerine bir de o koşulların failliğiyle yargılanıyorlar. Eline silah almış, savaşın en şiddetli ortamlarında bulunmuş bu kişiler, ilk etapta agresif, kendisine ya da çevresine zarar verebilecek psikopatlar gibi düşünülebilir. Genelde çocuk askerliği üzerine yapılan araştırmalarda, Afrika’daki çocuk asker örneklerinde bu kişilerin askerlik sonrası hayatta şiddete eğilimli oldukları vurgulanıyor. Yine, Afrika örneklerine dayandırılan çalışmalarda bu çocukların alkol ya da uyuşturu bağımlılığına yatkın oldukları belirtiliyor. Ancak benim tanık olduğum çocukların hiçbiri sigara, alkol ya da uyuşturucu madde kullanmıyordu ve herhangi bir kavga, gürültü ya da şiddet durumunda olay yerini ilk terk edenler, en uzağa gidenler ya da olay yerine en geç dönenler bu çocuklar oluyordu. Moria kampında, kalabalığın, altyapı ve hizmet eksikliğinin bir sonucu olarak sıklıkla ortaya çıkan kavgalarda, yakın ve güvenli bir yerde saklanmak ya da beklemek yerine, kampı terk edip, yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki deniz kıyısına gitmeyi ya da geceyi dışarda zeytinliklerde geçirmeyi tercih ediyorlar.

‘Savaştan kaçıp, burada tekrar savaşın içine düştüm. Her akşam bir kavga oluyor. Bağırış çağırış beni rahatsız ediyor, hemen kamptan ayrılıyorum. Yağmur da yağsa kar da yağsa dışarıda kalıyorum. Sabahleyin dönüyorum.’

Sık çıkan kavgaların yanı sıra, Moria kampının fiziki koşulları yani kampın yüksek duvarlarla ve dikenli tellerle çevrili olması, belli bölümlere girişte gardiyanların bulunması, kampta asker ve polisin diğer bir deyişle silahın varlığı gibi sebepler dolayısıyla çocukların psikolojik durumu olumsuz etkilenmeye devam ediyor.

Bir kişi ne kadar sık ve ağır travmatik durumla karşılaşmışsa, travma sonrası stres bozukluğunun etkileri o kadar daha şiddetli oluyor. Telefon tartışmasından dolayı çıkan bağırış çağırışlı bir kavgada, eski bir asker çocuk, arkadaşlarının anlattığına göre yataktan kendisini yere atıyor, elleriyle başını kapayarak ‘beni öldürmek istiyorlar’, ‘bana ateş ediyorlar’, ‘burası Suriye’  diye çırpınıp bağırarak bilincini kaybediyor.  O günden sonra, çocuk yere yatak serip yerde yatmaya başlıyor, diğer çocuklar da bir daha odada gürültü yapmamaya dikkat ediyorlar. 

Kızgınlık, üzüntü, korku, şiddet gibi durumlarla nasıl başedileceği konusunda zorluklar yaşıyorlar. Travma anında yapabildikleri tek şey, kendisini ortamdan maddi ya da manevi olarak soyutlamak. Bu ya başkalarıyla aynı ortam içerisinde fakat kendi hayal dünyasına dalma, bir noktaya uzun uzun boş boş bakma şeklinde, ya da bulunduğu ortamı uzun süreliğine terk etme şeklinde kendini gösteriyor. Kendini soyutlamanın bir ileri boyutu ise vücudun uyuşması ile donup kalmak, konuşma ya da hareket etme yetilerini bir süreliğine kaybetmek oluyor.

Savaşın psikolojik etkileri kendisini endişe, kabuslar ya da uykusuzluk şeklinde gösteriyor. Hepsi PTSD, yani Travma Sonrası Stres Bozukluğu belirtileri gösteriyor. Hepsi uykusuzluktan muzdaripti ve gözlerini kapattıkları anda, savaşın anılarının gözleri önüne geldiğini ya da sürekli aynı kabusları gördüklerini ve bazen bağırarak uyandıklarını belirttiler.

Çocuklarda gördüğüm ortak özelliklerden biri her birinin aşırı derecede çekingen ve utangaç olduklarıydı. Afgan halkını tanıdıkça bunun kültürel bir durum olduğunu da gördüm, hiç talepkar değil, tam aksine en ufak bir yardım karşısında oldukça minnettarlık gösteriyorlar. Garibanlığın duruşu, vücut eğik, bakışlar yere doğru ve eller birleşik, konuşma alçak tonda ve yavaş, tavırlar utangaç. Alıştıkça, dudak altından gülümsemeye, hafiften göz teması kurmaya ve ikram edilenleri almaya başladıkları da oldu. Genelde iştahsızlık sorunu yaşadıklarından da olsa gerek, ellerindeki yemeği paylaşma ya da verme konusunda cömertlik gördüm.

Bunun gibi çok zor durumlar yaşamış yetim çocuklar özellikle, kamptan ayrılıp daha iyi koşulları olan evlere çıksa dahi, sadece arkadaşları kampta olduğu için ve kendilerini yalnız hissettikleri için geri dönmek istiyorlar.

Şiddet sonucu ortaya çıkan toplumsal ve travmatik stres, çocukların topluma adapte olmaları sorununu ve rehabilite edilmeleri ihtiyacını ortaya çıkarıyor. Oysa bulundukları ortam itibariyle, Moria kampı çocukların rehabilite olmasından çok, sorunlarının artarak büyümesine yol açıyor. Daha savunmasız ve kırılgan olan bu çocukların iltica taleplerinin reddedilmesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 39. maddesinde yer alan çocuk askerlerin rehabilite edilmesi yükümlülüğüne ters düşüyor.

Bütün bu anlattıklarım bir yana, şahsi açıdan, bende savaşın bıraktığı izleri en çarpıcı şekilde gösteren ise gülümsemeye çalışırken sanki acı çeken, gülümsemesi dahi acı acı olan bir çocuğun bakışlarıydı. Hayatın onu getirdiği nokta, daha 17 yaşındaki bir çocuğa, gülümseyebilmeyi dahi zor kılıyordu.



[1] Iran Sending Thousands of Afghans to Fight in Syria
[2] Iran: Afghan Children Recruited to Fight in Syria
https://www.hrw.org/news/2017/10/01/iran-afghan-children-recruited-fight-syria


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder