Savaşı,
onarılması zor ya da mümkün olmayan derin ve acı izler
bırakması sebebiyle insanın
hemcinsi ve çevresi üzerine yol açtığı en büyük doğal felaket olarak
tanımlıyorum. Yanıbaşımızda yıllardır süren savaşta, alakalı alakasız birçok
milletten insan yer aldı. Esad rejiminin varlığını sürdürmesi İran için öncelikli
politika olduğundan, Suriye’deki savaşta İran, IŞİD gibi radikal Sünni
örgütlere karşı Esad hükümetine destek verdi. Büyük çoğunluğu İran’da kaçak
yaşayan, Sünni Taliban’ın vahşetinden kaçan Hazara etnik kökenli Şii Afganlar,
bu savaşta İran tarafından IŞİD’e karşı savaşmaya Suriye’ye gönderildi.
Human Rights Watch’un aktardığına göre,
İran Devrim Muhafızları 2013 kışından bu yana binlerce Afganı Suriye’ye
savaşmaya yolladı.[1] Yine
Human Rights Watch’un hazırladığı bir başka raporda 18 yaşın altında Afgan
çocukların Suriye’de savaştığı, mezar
taşları, cenaze ilanları ya da propaganda malzemeleri ve diğer belgelerle
birlikte yer aldı.[2]
![]() |
| HRW'un belgelediği İran'daki bir Afgan çocuğun mezarı |
İran’da yakalanıp, Suriye’ye savaşmaya
gönderilmiş, oradan canını kurtarıp tek başlarına Midilli’ye varabilmiş Hazara
Afgan çocukların bazılarını görev yaptığım Moria kampında tanıdım. Hayatın böylesine
sert bir sillesini bu genç yaşta yemiş, savaşın acımasız etkisi bakışına,
duruşuna, konuşmasına sinmiş bu
çocukların tanıklıklarını, çocuk askerliğin şu andaki hayatlarında nasıl
psikolojik etkiler bıraktığı ile ilgili izlenimlerimi burada paylaşacağım.
***
Ancak ondan önce, durumun genel bir
çerçevesini çizmek üzere, nasıl ve hangi şartlarda çocuk asker olmaya
sürüklendiklerinden bahsedeyim. İran’da yaklaşık olarak üç milyon Afgan
bulunuyor. Bunların çoğunluğu Afganistan’daki savaş ve çatışmalardan kaçıp
İran’da kaçak olarak yaşıyor ve merdiven altı konfeksiyon atölyelerinde ya da
inşaatlarda, maddi manevi zor şartlarda çalışıyor. Afgan nüfusun büyük
çoğunluğu eğitim hizmetlerinden mahrum. Bu sebeple de, adına askeri insan gücü
ya da ucuz emek sömürüsünün ileri biçimi diyin, İran Devrim Muhafızları
tarafından zorla ya da Afganistan’a geri gönderilme tehdidiyle, yahut oturma ve
çalışma izni veya Şii kutsal yerlerini koruyup şehitlikle mükafatlandırılmak
vaadiyle Suriye’de IŞİD’e karşı savaşmak üzere askere alınıyorlar.
![]() |
| Suriye'de savaşan bir Fatimiyun Birliği |
![]() |
| Afgan Şehitlerimiz Sergisi, Tahran |
***
Afganistan’dan tek başına yola çıkmak
zaten başlı başına bir tehlike. Genelde rota Pakistan üzerinden İran oluyor.
Burada ise kaçakılarından ziyade fidyecilerden korunmak gerekiyor. Zira
fidyecilere yakalanınca, esir alınıp, fiziki şiddette bulunarak ailelerinden
para isteniyor. Annesi babasını kaybetmiş yetim bir çocuk durumunu şöyle
anlattı:
‘Pakistan sınırı
civarında, dağlık bir bölgede fidyeciler bizi yakaladılar. Neyimiz var neyimiz
yok, hepsini aldılar. Yolda donmuş cesetler görmüştük. Bize siz de onlar gibi
burada donarak ölürsünüz, kimsenin haberi olmaz dediler. Bizi salmaları için
ailemizi aramamızı söylediler. Kimsem yok dedim, inanmadılar, beni dövdüler.
İki hafta sürekli dayak yedim, sonra bir fırsatını bulup kaçtım.’
**
İran’da bir Afgan çocuk herhangi bir
zaman ya da yerde, uluslararası hukukta taahhüt edilen, çocukların korunmasına
yönelik gerekli hukuki süreç işlemeden, bir avukata sahip olmadan keyfi şekilde
gözaltına alınabilir. Çocuklar o durumda yapmak zorunda bırakıldıkları tercihin
doğabilecek olası sonuçları hakkında ya hiç ya da çok az bilgilendiriliyorlar.
Zaten bir çocuktan savaşa gidiyor olmasının mantığını anlamasını beklemek zor. Gözaltı
sırasında olabilecekler ise malum. Tanıkların anlattıklarına göre, geri
gönderilme ile tehdit, fiziki şiddet ya da dini propaganda yoluyla çocukların
yaşı sorulmadan askere alınıyorlar. Çocuklardan yaşlarını ibraz edecek bir
belge istenmiyor, küçük görünenler de büyük kaydediliyor.
‘Bana yaşımı hiç
sormadılar bile. Daha küçüğüm dedim, bana senden küçükler de var, merak etme
dediler. Doğum tarihim aslında 2001, Suriye dönüşünde verdikleri belgede ise
1991 doğumlu olarak görünüyorum.’
![]() |
| Süleymanhani mülteci ofisi, Tahran |
Fakirlik, oturma ya da çalışma izninin
olmaması, edinebilmenin yolunun Suriye’ye gitmekten geçmesi, ya da reddetme
durumunda hapis yatmak ya da Afganistan’a geri gönderilmek korkusundan, yani
esasında çaresizlikten birçok Afgan çocuk ya da yetişkin sokak ortasında ya da
sınırı geçer geçmez tutuklanarak silah altına alınabiliyor.
‘Terzide,
konfeksiyon atölyesinde çalışıyordum. Zaten bodrum katındaki evden işe, işten
eve bir hayatımız vardı. Sokaklarda dolaşmak diye bir şey yoktu. Kimseye
görünmemeye çalışırdık, çünkü her an tutuklanabilirsin.’
‘Zaten daha önce
bir kez gözaltına alınmıştım, 1 ay hapiste kaldım, sonra saldılar. İkinci kez
yakalanınca bu sefer 6 ay hapis yatarsın dediler. Hapisten ve tekrar tekrar
belgesiz yakalanmaktan korktuğumdan, mecbur Suriye’ye gitmeyi kabul ettim.’
‘Sınırı geçer
geçmez beni ve yanımdaki 5 arkadaşımı askerler yakaladı. Bizi bir odaya
götürdüler ve Suriye’ye gidip Şiilik adına savaşmamız gerektiğini anlattılar.
Gitmek istemeyenleri ise Afganistan’a geri göndereceklerini söylediler.
Afganistan’da gidecek yerim yoktu, İran’da da olmayacaktı. Zaten savaşın
içinden geliyorum, çok bir fark görmedim. En azından ölmeden geri dönersem
biraz para ve izin belgelerim olacaktı. Kabul ettim. 6 arkadaş hepimizi birlikte Suriye’ye
yolladılar. Hepsi de benim gibi 18 yaşın altındaydı.’
***
Yaptığım görüşmelerden ve kaynak taramalarından
edindiğim bilgiler, askere alınma yolu, oturma izni ya da kazanılan paranın
miktarı konusunda keyfi uygulamaların olduğunu gösteriyor. Zorla askere
alınabildiği gibi, tehditle ya da bazı durumlarda ailesini arayarak da çocuklar
Suriye’ye gönderilebiliyor. Oturma izni ilk iki aylık dönem sonunda verilecek
deniyor, ancak çoğu zaman en azından ikinci iki aylık dönem de mecbur
kılınıyor. Elde edilen para da genelde hiç ve 500 dolar arası değişiyor.
Askere alındıktan sonra yaklaşık bir ay
İran içerisinde askeri eğitim veriliyor, oradan görev yerine uçakla
sevkediliyorlar. Fatimiyun Birlikleri, öncelikle IŞİD’e karşı ön saflarda
savaşıyor. Görüşme yaptığım çocuklardan biri Tadmur yani antik Palmira şehrinin
IŞİD’den alınmasında savaştığını, bazıları Halep’te, bir diğeri de Hama
şehrinde IŞİD’e karşı yakın cephe savaşı verdiklerini ve birçok vahşet olarak
değerlendirilebilecek olaylara tanıklık ettiklerini anlattılar.
Askere alınanlar iki aylık dönemler
halinde Suriye’ye gönderiliyorlar. İlk iki aylık dönemin ardından, İran’a geri
döndüklerinde ikinci kez Suriye’ye gitme kararını vermeleri için bir aylık
geçici oturma izni veriliyor. İkinci dönem sonrasında ise bir yıllık oturum ve
yaklaşık 500 dolar gibi bir gelir elde ediyorlar. Oturumu yenilemenin şartı ise
tekrar askere alınmak oluyor. Tabi bunlar, eğer geri dönebilirlerse. Hayatını
kaybetme durumunda, ailesi bunu ispat edebilirse, ailesine oturum hakkı
veriliyor.
‘İlk iki aylık dönemden sonra, İran’a geri
getirildik. Bir aylık geçici oturma izni verdiler. Tekrar iki ay daha gidersem
bir yıllık oturum ve para alacağımı söylediler. Zaten kısa bir süre sonra
tekrar kaçak duruma düşecektim, yani değişen bir şey yoktu. Bir yıllık oturum
almak umuduyla tekrar gittim. İkinci dönemde sedye taşımaktan ağrılarım arttı,
bomba patlayınca kendimi kaybediyordum, geri gönderdiler.’
‘İlk iki aylık
dönemim bitmeye yakın bacağımdan vuruldum, beni Tahran’a gönderdiler. Hastanede
kalıyordum. Ziyaretime geldiler, iyileştikten sonra tekrar Suriye’ye gideceğimi
söylediler. 16 yaşındaydım, çok korktum. Ben savaşmaktan anlamam, neden beni
yeniden savaşa yolluyorlar diye düşündüm. Hastaneden kaçtım.’
Görüşme yaptığım çocuklardan biri
Hama’ya yakın Derha’da sıhhiye görevi yaptığını anlattı. Gönüllü ya da zorla
nasıl olursa olsun çocukların askere alınması yasak olduğu halde, savaşta yer
alması sebebiyle, muhtemelen güvenlik gerekçeleriyle iltica başvurusu
reddedilenleri duymuştum. Bunu düşünerek ‘Sıhhiyeci olmak yine görece iyi, en
azından eline silah alıp kimseyi öldürmek zorunda kalmamışsın’ gibi boş bir laf
ettim ki, cevabıyla kendime geldim. ‘Neresi iyi, parçalanmış, kolu bacağı
kopmuş olanları, yaralıları, ölüleri taşıyordum. Bir keresinde üç kişiyi
getirdik, birinin belden aşağısı yoktu, diğerinin kafası, diğerinin bir bacağı.
Gözümün önüne hep kan geliyor ve patlama sesleri.’
![]() |
| 15 yaşında Suriye'de hayatını kaybetmiş bir Afgan çocuk |
Sohbetimiz sırasında, daha uzun dönem
yakın savaşta bulunmuş, yaralanmış, çok badireler atlatmış bir çocuğa elinde
silahla birini öldürebileceğini ya da öldürülebileceğini bilmenin nasıl
olduğunu sordum. Donuk bir ifadeyle o sırada bir şey hissetmediğini söyledi.
Daha sonra diğer çocuklardan da duyduğum üzere, Suriye’de bulundukları sırada kendilerine
Tramodol denilen bir ilaç verildiğini ya da şırınga edildiğini anlattı. Sabah
içtiması sırasında herkese verilen bu ilacı aldıktan sonra, herhangi başka bir
şey hissetmediklerini, bu nedenle savaşırken korkmadıklarını belirtti.
Suriye’de savaşma durumunda oturma ve
çalışma izni elde etme ve bir miktar para edinme fırsatı olduğu halde, savaşa
giden çocukların hepsi, güvenlik güçlerince yakalandıktan sonra askere
alındığını bildirdi. Suriye’ye ikinci dönem gitmenin motivasyonunun daha uzun
(1 yıllık) oturum izni ve bir miktar para elde etme olduğu görülüyor. Aynı
zamanda, görevi sona erip İran’a dönenlerin oturum ve para gibi kazanımlar elde
ettikten sonra, bir daha gitme motivasyonu taşımadığı anlaşılıyor. Yani hiçbiri
kendi isteğiyle gönüllü olarak askerliğe başvurmuş ya da askerliğe devam etmek
hevesinde değil. Bu da çocukların kendi istekleri dışında zorla asker olarak
kullanıldığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
***
İran’a döndükten sonra, kaçakçı bularak önce
Türkiye içerisinde sınırı geçtikleri bir yerlere, oradan da çoğunluğu onları
Yunanistan’a geçirecek kaçakçıyı bulmak için artık adına Afganburnu da denilen
Zeytinburnu’na gidiyorlar. Sokaklarda görünmeden yaşamak burada da devam
ediyor. Maksat bir an evvel kaçakçıyı ayarlayıp, Yunanistan’a geçmek.
Bu noktada insan kaçakçısı ya da
kaçakçılığı üzerine de birkaç laf etmek gerek. İnsan kaçakçısı dediğimizde ilk
hayalimizde canlanan, belki krizi fırsata çevirip zor durumda olan insanlardan
yüklüce para kaldıran, her türlü kötülüğü bekleyebileceğimiz şeytani bir figür
olabilir. Doğru olmasına doğrudur, ancak biraz daha derin düşününce, medeni
kabul ettiğimiz ülkelerin tavrına baktığımızda, insan kaçakçılığını güvenli bir
yerde yaşama talebine göre ortaya çıkan bir işkolu; insan kaçakçılarını ise problem
çözme, koordinasyon ve liderlik yeteneği olan, inisiyatif alan, takım
çalışmasında uyumlu, devletine vergisini de rüşvet yoluyla ödeyen işadamları
olarak düşünebiliriz. Sonuçta, kaçakçılar bir nevi seyahat acentası gibi,
insanları başka türlü ulaşması mümkün olmayacak hedeflediği yerlere ulaştırma
hizmeti sunuyor. İnsan hakları aktivistleri ‘güvenli geçiş’ diyedursun, insan
kaçakçıları ‘sınırlara hayır’ı pratiğe döküyor bile.
Yaz
Fırsatı!!! No Border Seyahat Acentası:
Yunan
Adaları tek yön, bot dahil.
Onu
beğenen bunu da beğendi:
Akdeniz’in
incisi Lampedusa, kalkış Trablus. Ölümüne macera!!!
***
Başından bunca olay geçen çocukların
trajedisi Yunanistan’a geçtikten sonra belki biraz hafiflese de asla bitmiyor. Gelişme
çağında vahşetin binbir türlüsünü tecrübe etmiş
bu çocuklar artık savaşın bir RPG gibi yokedici, bir bomba gibi
parçalayıcı, bir mermi gibi delip geçici etkisini üzerlerinde taşıyorlar.
‘Herhangi bir
şey seçme şansımız yoktu. Cephenin en önüne bizi yolladılar. Önümde birinin
boğazını kestiler, insanları öldürdüler, iki intihar bombacısı kendini
patlattı. Sürekli patlama işitmekten sinirlerim bozuldu. Travmalar o zaman
başladı. O günden beri iyi değilim.’
![]() |
| Suriye'de hayatını kaybedenlerin cenazesinden |
Savaşın esasen kurbanı olduğu halde aynı
zamanda ister istemez faili de olan bu çocukların savaş sonrası daha ‘normal’
bir hayata adapte olmaları hiç kolay değil. Önce savaş koşullarına zorlanan bu
çocuklar, yaşadıkları trajedinin üzerine bir de o koşulların failliğiyle
yargılanıyorlar. Eline silah almış, savaşın en şiddetli ortamlarında bulunmuş
bu kişiler, ilk etapta agresif, kendisine ya da çevresine zarar verebilecek
psikopatlar gibi düşünülebilir. Genelde çocuk askerliği üzerine yapılan
araştırmalarda, Afrika’daki çocuk asker örneklerinde bu kişilerin askerlik
sonrası hayatta şiddete eğilimli oldukları vurgulanıyor. Yine, Afrika
örneklerine dayandırılan çalışmalarda bu çocukların alkol ya da uyuşturu
bağımlılığına yatkın oldukları belirtiliyor. Ancak benim tanık olduğum
çocukların hiçbiri sigara, alkol ya da uyuşturucu madde kullanmıyordu ve herhangi
bir kavga, gürültü ya da şiddet durumunda olay yerini ilk terk edenler, en
uzağa gidenler ya da olay yerine en geç dönenler bu çocuklar oluyordu. Moria
kampında, kalabalığın, altyapı ve hizmet eksikliğinin bir sonucu olarak sıklıkla
ortaya çıkan kavgalarda, yakın ve güvenli bir yerde saklanmak ya da beklemek
yerine, kampı terk edip, yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki deniz kıyısına
gitmeyi ya da geceyi dışarda zeytinliklerde geçirmeyi tercih ediyorlar.
‘Savaştan kaçıp,
burada tekrar savaşın içine düştüm. Her akşam bir kavga oluyor. Bağırış çağırış
beni rahatsız ediyor, hemen kamptan ayrılıyorum. Yağmur da yağsa kar da yağsa
dışarıda kalıyorum. Sabahleyin dönüyorum.’
Sık çıkan kavgaların yanı sıra, Moria
kampının fiziki koşulları yani kampın yüksek duvarlarla ve dikenli tellerle
çevrili olması, belli bölümlere girişte gardiyanların bulunması, kampta asker
ve polisin diğer bir deyişle silahın varlığı gibi sebepler dolayısıyla çocukların
psikolojik durumu olumsuz etkilenmeye devam ediyor.
Bir kişi ne kadar sık ve ağır travmatik
durumla karşılaşmışsa, travma sonrası stres bozukluğunun etkileri o kadar daha
şiddetli oluyor. Telefon tartışmasından dolayı çıkan bağırış çağırışlı bir
kavgada, eski bir asker çocuk, arkadaşlarının anlattığına göre yataktan
kendisini yere atıyor, elleriyle başını kapayarak ‘beni öldürmek istiyorlar’,
‘bana ateş ediyorlar’, ‘burası Suriye’ diye çırpınıp bağırarak bilincini
kaybediyor. O günden sonra, çocuk yere
yatak serip yerde yatmaya başlıyor, diğer çocuklar da bir daha odada gürültü
yapmamaya dikkat ediyorlar.
Kızgınlık, üzüntü, korku, şiddet gibi
durumlarla nasıl başedileceği konusunda zorluklar yaşıyorlar. Travma anında
yapabildikleri tek şey, kendisini ortamdan maddi ya da manevi olarak
soyutlamak. Bu ya başkalarıyla aynı ortam içerisinde fakat kendi hayal
dünyasına dalma, bir noktaya uzun uzun boş boş bakma şeklinde, ya da bulunduğu
ortamı uzun süreliğine terk etme şeklinde kendini gösteriyor. Kendini
soyutlamanın bir ileri boyutu ise vücudun uyuşması ile donup kalmak, konuşma ya
da hareket etme yetilerini bir süreliğine kaybetmek oluyor.
Savaşın psikolojik etkileri kendisini
endişe, kabuslar ya da uykusuzluk şeklinde gösteriyor. Hepsi PTSD, yani Travma
Sonrası Stres Bozukluğu belirtileri gösteriyor. Hepsi uykusuzluktan muzdaripti
ve gözlerini kapattıkları anda, savaşın anılarının gözleri önüne geldiğini ya
da sürekli aynı kabusları gördüklerini ve bazen bağırarak uyandıklarını
belirttiler.
Çocuklarda gördüğüm ortak özelliklerden
biri her birinin aşırı derecede çekingen ve utangaç olduklarıydı. Afgan halkını
tanıdıkça bunun kültürel bir durum olduğunu da gördüm, hiç talepkar değil, tam
aksine en ufak bir yardım karşısında oldukça minnettarlık gösteriyorlar.
Garibanlığın duruşu, vücut eğik, bakışlar yere doğru ve eller birleşik, konuşma
alçak tonda ve yavaş, tavırlar utangaç. Alıştıkça, dudak altından gülümsemeye,
hafiften göz teması kurmaya ve ikram edilenleri almaya başladıkları da oldu. Genelde
iştahsızlık sorunu yaşadıklarından da olsa gerek, ellerindeki yemeği paylaşma
ya da verme konusunda cömertlik gördüm.
Bunun gibi çok zor durumlar yaşamış
yetim çocuklar özellikle, kamptan ayrılıp daha iyi koşulları olan evlere çıksa
dahi, sadece arkadaşları kampta olduğu için ve kendilerini yalnız hissettikleri
için geri dönmek istiyorlar.
Şiddet sonucu ortaya çıkan toplumsal ve
travmatik stres, çocukların topluma adapte olmaları sorununu ve rehabilite
edilmeleri ihtiyacını ortaya çıkarıyor. Oysa bulundukları ortam itibariyle,
Moria kampı çocukların rehabilite olmasından çok, sorunlarının artarak
büyümesine yol açıyor. Daha savunmasız ve kırılgan olan bu çocukların iltica
taleplerinin reddedilmesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 39.
maddesinde yer alan çocuk askerlerin rehabilite edilmesi yükümlülüğüne ters
düşüyor.
Bütün bu anlattıklarım bir yana, şahsi
açıdan, bende savaşın bıraktığı izleri en çarpıcı şekilde gösteren ise
gülümsemeye çalışırken sanki acı çeken, gülümsemesi dahi acı acı olan bir
çocuğun bakışlarıydı. Hayatın onu getirdiği nokta, daha 17 yaşındaki bir çocuğa,
gülümseyebilmeyi dahi zor kılıyordu.
[2]
Iran: Afghan Children Recruited to Fight in Syria
https://www.hrw.org/news/2017/10/01/iran-afghan-children-recruited-fight-syria













